Pek dile getirilmiyor ve fiyatlanmıyor olsa da gerek
finansal piyasaların gerekse iş dünyasının kafası hayli karışık ve endişeli:
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında içeride yaşanacak olası tercih
değişiklikleri ve küresel düzeyde etkili olacağı tahmin edilen eğilimler bu
olumsuzlukta etkili oluyor.
Küresel çapta son bir yıl içinde yaşanan ve özellikle
Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomileri olumsuz yönde etkileyen sarsıntılar
öncü dalgalanma niteliğinde idi. ABD Merkez Bankası nın açıkladığı ve
uyguladığı politikaya ilişkin beklentiler gelişmekte olanların risklerini
sakıncalı hale getirmişti. Dokuz ay boyunca yüksek oynaklık ile sarsıldık, son
üç ayda ise bir düzeltme yaşayarak bu öncü dalgayı tamamladık. Muhtemelen uzun
süreli sıkıntı yaratabilecek ana dalga bu yılın ikinci yarısında harekete
geçebilir. Yabancı yatırımcıların risklerini azaltmaya çalışması ile birlikte
fiyat oynaklıkları çok artabilir, bilançolar yıpranabilir ve kredi itibarımız
azalabilir. Böylesi bir tehlike çok dikkatli ve tedbirli olmayı gerektiriyor.
Fakat Başbakan ın ekonomi konusundaki söylemleri yukarıda
özetlemeye çalıştığımız gelişmeyi tümüyle görmezden geliyor, tedbirsizliği
teşvik ediyor. Eğer Cumhurbaşkanı seçilir ise Ekonomi yönetiminde ciddi
değişiklik olup olmayacağı, faizler konusundaki ısrarını koruyup korumayacağı
konuları tedirginliği arttırıyor. Zira bu kez durum farklı, salt seçim öncesi
söylemleri gibi görünmüyor. Bizim gibi gelişmekte olan ekonomilere yönelik son
bir yılda yaşanan öncü dalgada sinirler iyice gerilmiş, Başbakanın hesapları
ile yabancı sermayenin çıkarlarının net çatışma yönünde değiştiği
belirginleşmiş idi. Faiz Lobisi söylemi bu durumu özetleyen bir slogan haline
gelmişti. Şimdi ikinci yarıyılda veya 2015 yılının ilk yarısında ana sarsıntı
bütün dehşeti ile kendini hissettirecek ve muhtemelen gerilim çatışmaya dönüşebilecek!..
Herkesin pusulayı şaşırdığı, tepkilerin ve kutuplaşmaların keskinleştiği,
istikrarsızlığın arttığı bir dönem bizi bekliyor olacak...
Son altı aydır tansiyonu giderek yükselen faiz
tartışmalarını bu kapsamda değerlendirmek daha isabetli olur. Bu aşamada sormak
gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında ekonomi yönetiminde radikal bir
değişiklik olur mu Olur ise ne anlama gelir Evet olabilir ve bu hiç kimsenin
yaptığı hesabın tutmayacağı ve kırılganlığın olağanüstü seviyelere tırmanacağı
anlamına gelir. Daha açık söylemek gerekir ise krizden kaçınmak değil üzerine
gitmek kapsamına girer. Böylesi bir gelişmenin Ortadoğu nun karıştığı, içeride
açılım sürecinin hızlandığı bir sürece denk getiriliyor olması da ilginç bir
tesadüf olacak gibi görünüyor!.. Bu aşamada bir başka ilginç ve büyük bir
çelişki daha dikkat çekiyor: Ortadoğu da Batıya taşeronluk peşinde koşulur iken
aynı kesimlerin yönlendirdiği sermaye ile çatışmayı göze almak da pek anlaşılır
bir görüntü sergilemiyor!.. Geniş açıdan bakınca ekonomi konusundaki
söylemlerinde ne kadar samimi olduğundan şüpheye düşmemek pek mümkün
olamıyor...
Başbakan mevcut siyasi gücünün ekonominin gidişi ile,
yatırım artış hızı ile, bol likidite ve düşük faizlerle ilgili olduğunu
biliyor. Nispeten uzun süreli bir kriz döneminin kendisini yıpratacağını ve çok
zor durumlara düşürebileceğini kısmen görüyor. Bu nedenle faizler ve yatırımlar
konularındaki söylemlerini seçime yönelik ve geçici olarak değerlendiremiyoruz.
Bu açıdan bakınca finansal sermaye ile ilişkilerin bozulması, ekonomi
yönetiminde radikal değişikliklerin olması ihtimalleri güçleniyor. Çelişkiler
ve diğer çekişme alanları bu konumun gölgesinde kalıyor...
Sadece anı yaşayan ve olması gerekeni inkar eden finansal
piyasaların bu konuları fiyatlayabilmesi mümkün görünmüyor... İşi tarafından
yönetilme çaresizliğine düşen ve buna bağlı olarak tedbirli olabilmeyi
beceremeyen iş dünyası da korkmakta çok haklı... Gerçekleri fiyatlamamak veya
korkuları gizlemek hiç bir şeyi düzeltmiyor, tam aksine sorunları
ağırlaştırıyor.