İSLAM dünyasının üzerinde yine kara bulutlar dolaşıyor. Dünyanın jandarmalığına soyunan ABD, IŞİD olayını bahane ederek Körfez ve İslâm coğrafyası üzerinde ciddî hesaplar yapıyor. Ayırt edici özelliği sömürü ve zulüm olan bir gücün yapısının gereğini yapmasından daha tabiî bir şey olamaz. Ama, bazı Müslümanlara ne oluyor ki, emperyalist ülkelere payandalık yapıyorlar.

ABD’nin bu tür sinsi plânları yeni değildir. Biz bu sahneyi defalarca gördük. 2002’de Irak’a saldırının bahanesini oluşturmak için kendi ülkelerindeki İkiz Kuleler’i vurmadılar mı “Sizi bir zalimden kurtaracağız, özgürlüğünüze kavuşturacağız” dedikleri Irak’ı ne hale getirdiklerini görmüyor muyuz

Olayı, sadece IŞİD üzerinden ve bugünüyle ele almak ne büyük aldanış! Fotografın tamamını görmek için olayın geçmişi ve ABD’nin küresel idealleri ile birlikte ele alınması daha sağlıklı değil mi

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, ABD ve Batı’nın Körfez politikası ile ilgili olarak şunları söyler:

“-Körfez bölgesindeki petrol, dünya rezervinin yarısına tekabül etmektedir. Bu petrol rezervlerinin bugünkü fiyatlarla değeri trilyonlarca dolar tutmaktadır. Bu kaynağı kontrol etmek demek, bir yandan dünya sermaye gücünü kontrol etmek, diğer yandan da bütün insanlığa hükmetme imkânını elinde bulundurmak demektir. Ayrıca, Körfez ülkelerinin bugüne kadar petrol üretimi vasıtasıyla elde ettikleri servetin halen yaklaşık 700 milyar dolarlık kısmının Batı bankalarında bulunduğu ve bu servetin Batı kaynaklarının temel kaynaklarından birisi olduğu dikkate alınırsa, Körfez politikasının her yönüyle ne kadar büyük önem taşıdığı açıkça görülür.” (Davam, MGV Yy. Sh. 132)

HÜKÜMET NE YAPIYOR

ABD, IŞİD’i bahane ederek İslâm toprakları üzerinde ciddî hesaplar yapmaktadır. Bu, Ortadoğu’yu yeniden bölmek, Müslümanları birbirine karşı kışkırtmaktır. Savaş çıkararak Müslümanı Müslümana kırdırma oyunudur.

ABD, Türkiye ve İslâm dünyası ile ilgili diplomatik temaslarını hızlandırmıştır. 40-50 İslâm ülkesiyle koalisyon oluşturarak IŞİD tehlikesinden kurtulma (!) çalışmasının içindedir.

İslâm dünyası, okyanus ötesindeki bir ülkenin Ortadoğu’da, Körfez’de ne aradığını sorgulamak zorundadır.

Geçmişte Saddam’ı bahane ederek Irak’ı işgal eden ABD, şimdi de IŞİD’i bahane ederek Körfez’deki petrolü kontrolüne almak istemektedir.

ABD ve Fransa, IŞİD hedeflerini bombalarken, Sayın Erdoğan New York’ta bir gazeteye verdiği röportajda, “Suriye işi 3 yıl önce halledilmeliydi. Şimdi daha ileri gidilmeli” diyerek bombardımanı yetersiz görmesi hayretle karşılanmıştır.

Hükümet, kendisini İslâm dünyası ve bölgenin ağabeyi imiş gibi gösterdiği halde, ABD’ye karşı teslimiyetçi bir politika izlemesi düşündürücüdür. Olay İslâm coğrafyasında cereyan etmektedir. Bir koalisyon veya barış gücü oluşturulacaksa, bu Türkiye’nin öncülüğünde olmalıdır. Tarihî görev bunu gerektirir. 40-50 İslâm ülkesinin ABD’nin öncülüğünde toplanarak kendi bölgesinde çözüm arayışına girmesi büyük bir zillettir. Müslümanlar güçlerini bilmeli ve bunu dünyaya hissettirmelidir.

Saadet Partisi oyunun farkındadır. Genel Başkan Mustafa Kamalak, son İl Başkanları toplantısında oynanan oyunu şu sözlerle anlattı: “ABD ve İsrail’in ipiyle kuyuya inilmez. Türkiye, gerekçesi ne olursa olsun, NATO merkezli bir koalisyonda yer alamaz. ABD ve Batı koalisyon ortağı değil, ateşin içine atacağı tahta maşa aramaktadır.”

TÜRKİYE GÜCÜNÜ BİLMELİ

Peki, Türkiye’nin gücü ve bölgedeki ağırlığı bilindiği halde, Hükümet ABD’nin öncülüğünü yaptığı bir çözüme (!) niçin teslim oluyor Eğer siz, BOP Eşbaşkanı iseniz; ABD müttefikimiz, diyerek gezip dolaşıyorsanız; AB’yi zorunlu istikamet olarak belirlemişseniz, her alanda teslim olduğunuz sürecin gereğini yapmak zorundasınız. Bu durumda siz ancak ABD öncülüğünde koalisyona girme çalışması yapar, Hükümet’inize AB Bakanlığı kurarsınız. Eğitimde AB ile ortak programlar uygular, öğrencileri AB Kulübü’ne teşvik eder, geleceğe böyle hazırlanırsınız. (!)

ABD ve AB’nin koyduğu hedeflere varacak olduktan sonra İmam Hatip ve İlâhiyatların sayılarının artması, seçmeli Kur’an, Temel Dini Bilgiler, Siyer dersleri okutulması zalimleri rahatsız etmez. Çünkü bu, onların zulmünü engellemez. Siz, toplumumuzun hiç görülmediği oranda dünyevîleşmesini sebepsiz mi sanıyorsunuz

Hillary Clinton’a, Dış İşleri Bakanı iken, “Sayın Erdoğan’ın esip gürlemesi, efelenmesi” sorulduğunda şu cevabı vermişti: “Erdoğan’ın bağırıp çağırması önemli değil, önemli olan bizimle çalışıp çalışmadığıdır.”

Türkiye, değerleri ve tarihî sorumluluğunu dikkate alarak “lider ülke” vizyonuna sahip olmalıdır. Bu, küresel güçlere karşı onurlu bir duruş ve “Biz, İslâm âlemi ve bölge ülkeleri olarak kendi problemimizi kendimiz çözecek güç ve iradeye sahibiz” mesajı vermektir.

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın şu sözleri siyasilerimizin kulağına küpe olsun: “Bizim bütün mücadele ve çalışmalarımız, yalnızca Türkiye için değil, İslâm dünyası ve bütün insanlığa Siyonist zulümden kurtarmak içindir. Bu yüzden bileceğiz ve yürekten inanacağız ki, “Onların dağları yerinden oynatabilecek gücü” dahi olsa, mutlak kudret ve kuvvet sahibi yalnız Cenâb-ı Allah’tır. Sömürü düzenini yönetenlerin bu tuzakları ve oyunları ilânihaye devam etmez.” (Davam, MGV Yy. Sh. 154)