Şennur, Fransa’dan arayıp “Osmanlı’da harem ve cariyelik” konulu master tezine benden yardım istediğinde, çalışmasını göndermesini istedim. Elektronik posta ile tezin büyük kısmı geldiğinde, kaynaklarının çoğu oryantalistlerin bakış açısını yansıtmakta idi. Harem denince akla, cariyelerle ilgili sayısız teori gelmekte idi.
Oryantalist ressamların tablolarında da, yanlı bakış açısı o kadar yaygındır ki. Göremedikleri haremle ilgili uydurma kitaplar, filmler ve tablolar meydana getirmişler, tüm dünyada farklı bir algı oluşturmuşlardır. Sadece çıplak kadınların doluştuğu haremler, hamamlar çizmekle kalmamışlar; şark kadınını sedire uzanmış, tembel, bütün işi kocası için süslenmek olan, edilgen bir konumda resmetmişler. Batılı kadın erdemin ta kendisi, doğulu ise bir haz objesidir, notunu; zihinlere düşmüşlerdir.
Şennur’un tezi için Harem ile ilgili pek çok kitap aldım, bilmediğim hayli bilgiye ulaştım. Harem, bir ailenin ya da padişahın; yabancının görmesine kapalı olan aile yaşantısının geçtiği mekân. Zengin konağın ya da sultanın sarayının hizmetli kadrosunda olan pek çok köle kadın, yani cariye vardı.
Elbet kölelik, kötü bir kurum ancak işçi sınıfının olmadığı bir zamanda, köleler bu sınıfın görevini görmüş. Sanayi devriminin olmadığı, fabrikaların bulunmadığı bir vakitte; insanların karnının doyması için bir zenginin himayesine girmek, onun işlerini görerek hayatını sürdürmek, geçmiş zamanın geçim şekli idi.
Saraya cariye girmek de herkesin hayalini süslemiş özellikle Kafkas kökenli aileler, köleliğin kalkmasından sonra bile kendi elleri ile çocuklarını konaklara, saraya vermek için yarış etmişlerdir. Zira bilmektedirler ki, şans gülerse imparatoriçe protokolü uygulanan valide sultanlığa kadar gidecek bir süreç, mağdur çocuklarının kaderini değiştirecektir.
Batılının bakışı ise, saraylardaki bu yüzlerce kişilik cariye,-hizmetli kadrosu-nin padişahın eşi olduğuna dair algıdır. Bu tamamen yanlıştır. Padişahın her eşinin ayrı cariye ekibi, bir cunta grubu gibi birbirleri ile kıyasıya yarışmış, tarihte bu cariyelerin intikam için sarayı yaktığı ya da padişah katlinde, katillere yardım ettiği görülmüştür. Azat edilen cariyelerin pek çoğu bulundukları yerden ayrılmak istememişler ya da padişahtan eş olma teklifini reddedenler bile çıkmıştır.
Belli bir dönemden sonra soylularla evlilikten vazgeçen Osmanlı, eşinin arkasında güçlü bir aile görmek istememiş, kimsesiz kadınların devletin başına bela açmayacağına inanıp valide sultanın, kadınefendilerin, ikballerin köle kökenli olmasından hiç gocunmamıştır. Cariyeler sadece hizmetli sınıfı olmamış, saray; bir üniversite gibi bu kızların çok iyi yetişmesi için onlara dersler aldırmış, bu yüzden şehirden zengin paşalar da bu hanımlarla evlenebilmek için sıraya girmişler zira bunların terbiye ve görgüleri, adap ve kültürleri halk arasında hayranlık uyandırmakta idi. Enderun da yetiştirilen devşirme çocuklarla da benzer bir uygulama yapılmış, çoğu Hıristiyan ailenin bu çocukları sıkı bir eğitimden sonra önemli görevlere getirilmiş ve padişah kızları ile evlendirilmişlerdir.
Oğlu tahta çıkan kadınefendiler, valide sultan unvanını almışlardır. Valide Sultan, haremde, her dönem de, padişah eşlerinden üstün bir konumda olmuş, sadece harem yönetimi ile ilgilenmeyip zaman zaman devlet işlerine de müdahale ettikleri, bazı devlet adamları ile olan yazışmalarından görülmüştür. Aynı şekilde, valide sultanların, dini müesseselere, okullara ve muhtaçlara düzenli yardımlar yaptıkları; çeşme, cami, okul inşası gibi imar faaliyetlerinin baniliğini de üstlendikleri bilinmektedir.*
*Geniş Bilgi için bkz.T. Cengiz Göncü, Harem ve Cariyelik, İstanbul 2011,s.304–309