Ortadoğu’nun en liberal ve demokratik ülkesi kabul edilen
İsrail’de yeniden genel seçimler yaklaşıyor. 22 Ocak’ta düzenlenecek seçim sonucunda 33. hükümetini belirleyecek olan
İsrail herhalde tarihin en heyecansız seçimlerini geride bırakacak.
Netanyahu’nun Likud Partisi’nden Liberman’ın Evimiz
(Beyteynu) Partisi’ne, Yachimovich’in İşçi Partisi’nden Bennett’in Yahudi Evi
Partisi’ne ve Livni’nin Hareket (Hatnuah) Partisi’ne kadar birçok parti
seçimlerde boy gösterecek. Ancak seçim sistemindeki yüzde 2’lik baraj
uygulaması ile birçok partinin Knesset’e girerek tek başına iktidar olmasının
imkânsızlığından dolayı bir koalisyon hükümetinin kurulacak olması şimdiden
bellidir.
Bu yüzden koalisyon tartışmaları, kimin ne kadar oy
alacağını ortaya koyan anketlerle çoktan başlamış durumda. En büyük tartışma
konusu ise kimin kimle koalisyon kuracağı üzerinedir. Bu sebeple seçim,
partilerin ötesinde sağ ve sol blokların seçimi olma yönünde bir hayli
ilerlemiştir.
Sağ blokta, yeniden hükümet kurma yetkisinin verileceği
düşünülen Netanyahu ve Liberman’ın Likud ve Evimiz partileri en önde
gelenlerden. Aşırı söylemleri ile seçim boyu büyük çıkış yapan Bennett’in
ulusal dini parti niteliğindeki Yahudi Evi Partisi’ni de bu bloğa
ekleyebiliriz. Ancak baktığımız zaman sağ blok partilerinin tamamının da benzer
referanslar üzerine yatırım yaptıklarını görüyoruz. Ulusal güvenlik başlığı
merkeze alınarak İran’ın nükleer silah tehdidi üzerine seçim kampanyalarını
kurduklarını görüyoruz. Yani ciddi güvenlik kaygıları var, İran’ı İsrail için
en büyük tehdit olarak görüyorlar ve seçim sonrası Obama’nın başını ağrıtarak
bu sorunu çözmeliyiz diyorlar. Türkiye ise onların kampanyalarında neredeyse
yok gibi.
Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesini sol blok daha fazla
dillendiriyor. Hareket Partisi ile siyasete hızlı bir dönüş yapan Livni,
seçimlerde sol eğilimli partileri birleştirmeye çalışıyor. İşçi Partisi gibi
önemli bir oy oranına sahip partiler bu blokta yer alsa da işleri hiç kolay
görünmüyor. Sol blok partilerinin vaatlerine bakacak olursak halkın ekonomik
refahını sağlamak, orta sınıfı güçlendirmek ve Filistin ile iki devletli bir
çözüm inşa etmek en önde gelenlerden.
Seçim arifesinde İsrail’de yaşananlar bunlar iken, dünya
daha çok bu seçimi İsrail’in seçim öncesi yaptığı klasik saldırılarla
konuşuyor. İsrail şiddetten ve vahşetten güç devşiren bir ülke ve her seçim
öncesi İsrail’de savaş naralarının atılması artık moda oldu. İsrail’in Gazze
şeridine sardırması, akabinde BM’nin yaptığı itidal çağrıları, Netanyahu’nun
İsrail’den, Obama’nın ABD’den bahane üretmeleri gerçekten bir seçim geleneği
haline geldi.
Ocak ayında erken seçim kararı alındığında, kararın basına
bütçe konusunda anlaşmazlık sebebiyle alındığı söylense de gerçek sebep ABD
seçimleri sonrası anlaşıldı. İsrail yine bir ABD seçimleri sonrası yine bir
İsrail seçimleri incesi hem masum insanları iktidar yarışına alet edecek hem de
ABD’ye bizi aklından çıkarma mesajı verecekti.
Kasım ayındaki saldırıda Mısır arabulucu olmuştu ve yeniden
saldırı düzenlenmesi Mısır’ın pozisyonuna zarar verecek ve ona olan güveni
azaltacak niteliktedir. Daha önemlisi ise Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun da
söylediği gibi bu süreç bölgede İsrail’e dolayısıyla da ABD’ye olan karşıtlığı
yükseltecektir. Hatta ve hatta bölgede anti-Amerikancı bir konumda bulunan
İran’ın etki alanını artıracaktır.
Öte yandan saldırılar kadar, İsrail’in bir Apartheid devleti
olarak Yahudi yerleşim alanı inşa etmesi de hızlandı. Seçim bahane edilerek
yasa dışı yerleşim alanları hızla genişletiliyor. Anlayacağınız bugünlerde
Netanyahu dünyanın en popülist politikacısı kesilmiş durumda, halkı için
yapamayacağı şeyinin olmadığını söylüyor.
Büyük bir aksilik olmazsa geçen seçimlerde olduğu gibi
Obama’nın ardından Netanyahu da tekrar kazanacaktır. En çok oy toplayan
listenin liderine Peres, hükümet kurma yetkisini verecek ve Liberman ile
birlikte hükümet kurulacaktır. Ancak burada altı çizilmesi gereken en önemli
nokta, farklı ideolojik görüşlere sahip olsalar da İsrail’de partilerin ve
parti ideolojilerinin şu ortamda hiçbir önemi yoktur. Kim kazanırsa kazansın
aşağı yukarı aynı sorunlara merkezi bir konum atfederler ve çözüm için söylemde
farklılaşsalar da eylem hep aynıdır. Çünkü onların dertleri bölgede hayatta
kalmaktır.