Ben din öğretiminin içinde şiir olanını severim. Kolay bir şey değildir çünkü din ile şiiri yan yana getirmek. Maazallah eski köye yeni şiir getirdiğiniz söylenip âlemin diline düşersiniz. Neler demezler ki: Hadisleri bitirdiler de şimdi sıra şiire mi geldi diye söylenenlerden tutunuz da, ‘ne şiiri hafız olsunlar hafız’ diye homurdananlara kadar. Halk dinin menkıbe sosuna daldırılmışını sever. Hele modern şiirden bahsederseniz sizden fersah fersah kaçar, gider ya koşmaya sığınır ya da ilahiye. Mademki yeni bin yılın gençlerinden bahsediyoruz, yeni bir algıyı da göz ardı edemeyiz herhalde. Gençlerin yaşayan diri ve dinamik şiirle tanışmaları gerekir. Geçen gün bir arkadaşımın uyarısıyla fark ettim. MEB internet sayfasında Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün yeni bir projesinden bahsediliyor: ‘Kırk Şair Kırk Şiir’. 

Görür görmez ‘memleketimde güzel şeyler oluyor’ sevinciyle parmaklarımla masaya ritim tutmaya başlamışım. Yanımdaki arkadaş gözleriyle uyardı. Çalışanları rahatsız etmemem gerekiyormuş. Bu ikazdan hiçbir şey anlamadımsa da parmaklarıma mukayyet oldum. ‘Ben çalışanları rahatsız etmek için değil, çalışmayanları rahatsız etmek için parmaklarımla masaya ritim tutuyorum’ diyecektim, ama vaz geçtim.

Ne de olsa Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nde farklı bir çalışma heyecanına tanık olmuştum. Acele etmeksizin, hiçbir önyargı ve ön kabule yüz vermeden siteden detayları incelemeye başladım. Tamam, anlıyorum, ilk defa böyle bir şey yapılıyor şiir adına okullarda, ama böyle de olmaz ki. 

Seçilen şairler ve de şiirler anlayış faslını çoktan aşmıştı. Şaşırmakla, kızmak; kızmakla üzülmek arasında gittim geldim.

Yahu söz konusu şiir olunca neden bu savrukluk, bu ‘ben yaptım ve oldu’ anlayışı estetik duyarlığımızın orta yerine taht kuruyor. Bilimsel bir seçki oluşturulsaydı, eminim bu işin bir bilenine

sorulur ya da en azından niteliğe dair hassasiyetler göz olunda bulundurulurdu. Çok büyük ihtimal bu şiir seçki işi de kurumda öylesine birine iş olarak verilmiş ve o kişi de el yordamıyla bu

listeyi çıkarmıştı. İmam Hatip Liseleri ya da İmam Hatip Okulları’nın dünyasına şiir nefhasını üfürmek ağzına bir parmak bal çalarcasına gelişigüzel şiir ve şair seçimi ile olabilecek bir şey değildir herhalde. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ndeki arkadaşlar bu yetkinliğe sahip olmalılar diye düşünüyorum. 

Türk Şiirinin günümüze kadar uzanan seyrini takip edebilmek şayet kişiler bazında mümkün değilse, bu konuda bir birim oluşturulması gerekirdi. Hangi sınıfa hangi şiir ve şairlerin okutulması gerektiği sadece pedagojik bir mesele değil aynı zamanda şiir zevki ve kritiği de gerektiren bir meseledir. Mademki bir zihin inşa edilecektir bunun iç tesisatını bırakınız ehil olanlar yapsın. Seçki de yer alan şiirlerin bir bölümü belli ki internet marifetiyle ortaya çıkarılmış. Mesela Can Yücel’in adıyla uzun süredir internet ortamlarında paylaşılan “Her Şey Sende Gizli” başlıklı şiir bu şaire ait değildir. Can Yücel’in üslubunu bilenler bunu fark etmekte zorlanmayacaklardır. Ayrıca Can Yücel’in bir İmam Hatip Şiir Seçkisi’nde bile es geçilmeyecek kadar Türk şiirinde sağlam bir yeri mi vardır ki?

Çocuklarda ve gençlerde şiir sevgisi has şiiri anlayıp kavramakla birlikte oluşturulması gereken bir şeydir. Aksi takdirde zayıf-kuvvetli, şiir-şiir olmayan, iyi ve kötü noktasında tefrik kabiliyetlerini köreltip onları yanlış yönlendirmiş oluruz. Bu seçim eğer öğrencilere Türk Şiiri ve Şairlerini tanıtıp kavratmak bağlamında bir iddia ile birlikte yapılmamışsa sorun yok; fakat sunumdan anlaşıldığı kadarıyla böyle bir iddiayı da içinde barındırmaktadır. O halde öğrencilerin hafızasına konu olmayan şairlerin burada yer almamalarının bir izahı olmalıdır. Elbette öngörülen seçkide çok değerli şairlerimiz var. Fakat bu şairlere ait şiir seçiminde bile olması gereken titizliği göremiyoruz. 

Şiir hiçbir zaman orta malı değildir. Rastgeleliğe prim vermez. Temsil özelliği ve karakteri olan şeylerde ‘biri yapsın getirsin’ ile iş görülmeyeceği aşikârdır. Din Öğretimi’nin çok değerli mensupları en az benim kadar bunu bilmektedirler. 

Edebiyatı ve şiiri şiir dışı unsurların malzemesi olarak değil vahye açılan bir kapı, hakikate giden bir patika ya da kalbin yerini işaret eden bir uyarıcı olarak görmek lazımdır. Bu proje gelecek yıllarda eksikleri hesaba katılıp daha dikkatli ‘ağyarını cami, efradını cami’ bir şekilde uygulandığında İmam Hatip öğrencileri üzerinde hissedilir bir etkiye sahip olacaktır.

Şimdiden kolaylıklar diliyoruz.