Seçimler yaklaşıyor. İçerdeki gündem öylesine seçim propagandalarıyla doldu ki dışarıya gözlerimizi kapadık. Düşürülen Suriye uçağı Batı’da savaş naraları attırıyor, ama biz duymazlıktan geliyoruz. Hele hele unutulan Kırım meselesini hatırlatmaya bile gerek yok. Bundan 100–150 yıl önce Kırım’ın Ruslar tarafından bu şekilde işgal edildiğini duysaydık, acaba milletçe bu kadar tepkisiz kalabilir miydik Bugünlerde meydanlarda İslam dünyasının tek temsilcisi olduğunu söyleyenleri ve tarihe tek başlarına yalnızca kendilerinin sahip çıktığını iddia edenleri gördükçe şaşırmadan edemiyorum. Aklıma gelen tek şey var: Dinin de, imanın da, kutsalların da, tarihin de hepsinin araçsallaştırıldığı.

Sahi neydi Kırım’ın bizim için önemi Gerçekten karar alma mercilerinden bir kişi bile bunu düşünüyor mu merak diyorum. Oryantalistlerin Kırım ve Mısır’ın elden gidişinin Osmanlı’nın yıkılışı ile ilgili saptamalarında ilk anahtarı teşkil etmesiyle ilgili ne düşünüyorlar Biz Kırım’ı ilk kaybettiğimizde, Kırım Hanlığı İslam dünyasının küçük ve ücra bir parçası olsa bile, kaybedilmesi görmezden gelinebilecek bir yer değildi. Daha önce Doğu Avrupa’da toprak kaybedilmişti, ancak ilk kez bir Müslüman toprağı kaybediliyordu. İlk kez Osmanlı’nın İslam’ın savunucusu olma iddiası tehlikeye düşmüştü. Çünkü dünyanın her yerinden Müslümanlar, ilk kez bu duyguyu hissetmişti. Çünkü İslam’ın Kalbi’ni (Beyza-i İslamiye) kaybetmiştik. Üzülerek söylüyorum galiba bugünlerde Kırım’ı ikinci kez kaybettik.

Kırım İslam Dünyasının Özeti

İşte bizim için hem tarihsel hem de duygusal anlamda bu kadar önemli bir yerde durması gereken Kırım’ın düştüğü durum ortada. Bugün Ruslar, Kırım’ı yeniden ele geçirmelerinin kutlamalarını yapıyorlar; Batı, sürekli bir Rusya’dan hesap sorma peşindeymiş gibi yapıyor; İslam dünyasından ise tek bir ses yok. Biz değil, Oryantalist birçok isim Osmanlı’nın yıkılışını, Kırım ve Mısır’ın ele geçirilmesiyle ilişkilendiriyor. Yakın zamana kadar da, Müslümanları istemeden de olsa, bir heyecan içerisine soktukları için dövünen bir İslam karşıtı cephe oluşmuştu. Son yaşananlar bu cephenin oyunu mudur bilinmez, ancak Kırım ve Mısır’ın içerisinde bulunduğu durum ortada. Hatta Kırım bugün öylesine masum duruyor ki, adeta İslam dünyasının parçalanmışlığını temsil edercesine kendisine uzatılacak yardım elini bekliyor.

Uluslararası Toplum Kaybetti

Uluslararası toplum kaybetti derken, Rusya’nın Batılı gruba kazanmış olduğu başarıdan söz etmiyorum. Evet, Rusya şimdilik Batı karşısında, hatta işgale karşı çıkan bütün ülkeler grubu karşısında zaferini ilan etti. Ancak altını çizmek istediğimiz konu, uluslararası toplum denilen ülkeler üstü soyut bir ahlâki yapının yaptırım gücünü yitirmiş olduğuyla ilgilidir. Ukrayna yakın zaman öncesinde bugünlerde Rusya’ya karşı kendini savunabilecek kitle imha silahlarını imha ederken, uluslararası toplumdan tek bir şey istemişti: Toprak bütünlüğüne saygı. Hem Rusya hem de Batılı devletler bu konuda sonsuz taahhütlerde bulunmuşlardı. Ancak gelinen noktada barışçıl hedeflerle savunmasız bırakılan bir ülkeye yapılanlar, nerden bakılırsa bakılsın, uluslararası ihanetin resmini ortaya koymanın yanında, verilen sözlere hiçbir itibarın kalmadığı bir sürece doğru gidilecek olduğunu da göstermektedir.

Uluslararası Toplumun Savaş Israrı

Her geçen gün liberal değerlerle gözlerimizi boyayan uluslararası toplumun gerçek yüzü biraz daha ortaya çıkıyorken, sistemin yapısal kimi sorunları da kendisini bir türlü bırakmıyor. Öyle ki bugünlerde çok fazla farkında olmasak da, Suriye uçağını düşürme olayı Batı basınında fazlasıyla abartıldı. Sanki birileri ısrarla bir yerlerde bir çatışma çıkmasını arzular gibi davranıyor. Ukrayna olmazsa, Suriye; o da olmazsa başka bir yer. Sorun Amerikan menşeli kapitalizmin sürekli bir savaş ekonomisine olan yapısal bağlılığıyla ilgili görünüyor. Kapitalizm her ne kadar kendisine yeni alanlar açsa da, uluslararası ekonominin devamlılık gösteren bir savaş ekonomisi niteliğinden bir türlü kurtulamadığı bir gerçek. Bunun da ortaya çıkardığı sonuç, sonsuz savaşın ta kendisi. Dolayısıyla meseleye buradan bakılırsa yaşadıklarımız her zaman için henüz bir başlangıç.