Bülent Arınç bey muhalefete başlamış. Oturma odası arkadaşları diyorlar ki:
“Muhalefet, muhalefet yapamayınca, muhalefet yapmak da bize düştü!”
Yüzünü göremedim bu cümleyi kuran AKP’linin. Halbuki, üstsüz yani gömleksiz çok pozlarını görmüştük. Zaman bu kadar mı silermiş.
Bir ihtimal daha var: Koltuklara ilk oturttukları, ilk başbakanları, ilk cumhurbaşkanları Abdullah Gül’ün pozisyonunu düzeltmeye yönelik olması mıdır, bu Bülent Arınç çıkışmaları
AKP’liler daha iyi bilirler.
Ne meşhur AKP’l Bülent Arınç’ı önemseriz, ne de söylediklerini. Lakin onları resmi ağız saydığımızdan, tarihin bu günlerine not düşmek isteriz. Zira ayrık otları ekilen değil, çekilendir.
“Yeni yetmeler diye tabir ettiğim bir zıpır grup...”
İktidar günlerinde yetiştirdikleri bir kısım gençlikten böyle söz ediyor sayın Arınç bey.
Yeni yetmeler, zıpırlar...
Geleceğin emanet edildiği gençlik bu sıfatlarla anılır olmuş, üçüncü ya da dördüncü sıradaki bir AKP’li tarafından.
Yanlışlık nerde ve kim tarafından yapıldı, sorusuna cevap bulmamız gerek, eğer sayın Arınç’ın dediklerini doğru kabul edersek...
AKP’nin ve sayın Arınç’ın ve makam arkadaşlarının memnun olmayacakları bir gençlik varsa ülkemizde, yanlışlık, o gençliği küçük görenlerin kapasitelerinde aranmalıdır.
“Heyecanımı kaybetmiş olabilirim. Birilerine olan sevgimi de biraz kaybetmiş olabilirim.”
Medyanın öne çıkardığı Bülent Arınç cümlelerindendir bu iki cümle.
Beyefendinin heyecanı kalmamış, kaybetmiş olabilirmiş.
Ne yapsaydık acaba
Körolası çöpçüler süpürmüş olabilirler mi
Sayın Arınç’ın heyecanını neden kaybettiğini anlamak için neden heyecanlandığını iyi bilmek gerek.
Heyecanlı heyecanlı konuştuğu ve hocası gibi ağladığı naklen yayın günlerini hatırlasın herkes. Nasıl da heyecanlı idi, Hocaefendi ile görüştüm, Hocaefendi’ye saygılar, sevgiler sunuyorum, dediği o göz yaşılı Marmara gemisi günlerini...
Nerde şimdi o heyecanlar. Bardak olmuş eski çamlar...
“Birilerine olan sevgimi de biraz kaybetmiş olabilirim...”
Herkesin merakı aynı: Birileri kim
Hocaefendi’si olabilir mi
Biraz kaybetmek... Yani tamamını değil. Yine o kazanırsa ihtimali, hep canlı içinde sayın Arınç’ın. İtirafından biz bunu anladık. Ardından partisi AKP’ye bir mesaj var: Tamamını kaybettirmeyin bana.
Sevgisini öne çıkararak, kendini önemsetmek istemesi de sayın Arınç’ın, AKP’lilik taktiklerindendir.
Biliyor hiçbir AKP’linin, bize umutlarımızı, geleceğimizi kaybettirdin. Sen sevgini kaybetsen ne olur, kendini kaybetsen ne olur Diyemeyeceğini..
Ne olacak
Kendini kaybeden her AKP’li, bundan sonra karşı medyanın stüdyolarında alacak soluğunu. Sürpriz değil, AKP’lilik böyle bir şey...
“İnsan yol arkadaşlarını iyi seçmeli. Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişmemeli.”
Odalar Birliği günlerinden beri Milli Görüş harekatının gönüllüsü bir fedakar insan şunu dedi, sayın Arınç’ın bu çok bilmişliğini duyduğunda.
“Yoksa sen rahmetli Hoca’mıza mı bir gönderme yapıyorsun Kendini yol arkadaşı sıfatına layık gördüğünden... Hoca, beni seçmekle...”
Ben hayır dedim, bu üzücü ihtimale. Onun ve herkesin bildiğini bir gün tarih de yazacaktır. Rahmetli Hoca’mızın yol arkadaşları gömlekli insanlardı, öyleleri değil...
Hem sonra ikinci cümlede yine bir itirafı var sayın Arınç’ın. Yola çıkılanlar, yolda bulunanlar...
Yani ben yola çıktıklarımı değiştirdim, diyor. Yola çıkmak, yolun yarısından sonraki zamanları mı anlatır sadece.
“Erbakan Hoca, ANAP’a gitse ben gitmem. Ben partimde kalırım.”
Şişinmenin de bir sınırı olmalı. Hele hele ömrü siyaset sahnelerinde ve siyasetin nimeti koltuklarda geçmişse bir insanın...
Erbakan Hoca’yı bir başka yere gidecek biri gibi düşünmek, bilmek... Ya Erbakan’ı hiç tanımıyordur, ya da hatalarına bir destek arıyordur.
Sayın Arınç’tan başka hiç kimse bu ülkede, rahmetli Erbakan’ı bir başka yere gidebileceği ihtimali ile bilmemiştir, hayalini dahi akıllara düşürmemiştir.
Öyleyse sayın Arınç’a ne oluyor
Özalların ve adamlarının ısrarlı davetlerinin ağırlığı mı böyle konuşturuyor sayın Arınç’ı Bir gün birilerinin çıkıp anlaşamama şartlarını ifşa etmesinden mi çekiniyor Teklif, kabule yatkın olana yapılır. Madde 46.
Bu gitmezmiş!
Partisinde kalırmış!
Bugün nerdesin sayın Arınç
“Siyasette ilkeli olmayı, dürüst olmayı her zaman kendime prensip edindim” iddiasındaki biri (İddialar sahibini bağlar, kimseyi iknaya zorlayamaz.) bu soruya cevap vermelidir; erkekçe, mertçe, dürüstçe ve adam gibi...
Parti, parti gezen ve her gittiği yere dürüstlük götürdüğünü sanan Bölükbaşı mebuslarının hiç birinin adını bugün sayın Arınç da bilmez. Biz onlardan değil, Cumhurbaşkanlığı makamını reddeden bir Avrupalıdan verelim misalimizi.
Krallıktan sonra cumhurbaşkanı olması istenen o Alman ne demişti
“Bana bu teklifi nasıl yaparsınız Ben o krala bağlılık yemini etmiş bir insanım!”
Kiminin yemini önemli,
Kimine de...
Başlığı okuyalım, efendim!
FUTBOL SADECE FUTBOL DEĞİLDİR
60 yıl öncesinin bir mizah dergisi kupürünü biz buraya niye mi koyduk
O günlerde de futbolun bir mizah malzemesi olarak kullanıldığını yeni nesle anlatmak, yaşayanlarına da hatırlatmak diye düşünülürse, itiraz etmeyiz.
Kupürde adı geçen ünlü takımımızı insanların, geçmişte de futbolu mizaha yatkınmış diye düşünmelerine ise bizim bir katkımız olamaz.
Başka nasıl cevaplar bulunabilir, daha sorgulandığımızda
Mesela bugünlere ulaşan bir geleneğin varlığını G.S.’ın taraftarları ister istemez kabul etmek zorunda kalsın diye mi koymuş olabiliriz bu kupürü
Hayır!
Hakem müessesesinin değişmediğini, yani adları değişse de uydukları kuralların aynı kaldığını mı vurgulamak istedik
Cevabı bu kupürün içinde var diye, şerefli Türk hakemlerine penaltı verme geleneklerini sürdürüyor olmalarından dolayı bir tenkit cümlesi kurmak, TRT’nin yorumcusu ünlülere dahi düşmezken, bu sayfanın fakirinin de haddi değildir, bunu da biliniz.
Öyle ise...
Karakaş Sacit’e dikkat çekmek istedik. Galatasaray’ın hastalarındanmış. Öfkeden deliye dönüyormuş.
Bugün yaşamadığını sandığımız Karakaş Sacit, kimi hatırlatıyor size, yaşayan ünlü Galatasaraylılardan
TRTSpor’un ünlü yorumcusu olabilir mi mesela Öfkesini bastırmış olması günümüzün Galatasaraylısının, aldığı ücret dolayısıyladır. Karakaş Sacit’e kimse para vermezdi.
Galatasaray-Eskişehirspor maçının özetini seyrediyoruz TRT ekranlarında. Futbolumuza yeni tanımlar gerek. Nasıl ki, kale önündeki geniş çizgili alana ceza sahası diyorsak, hemen ilerisine de Burak’ın düşme alanı diyeceğiz. Yanında bir rakip oyuncunun olduğunu hissettiği an, öyle bir havalanıyor ve düşüyor ki, günlerce çalışılmış bir hareket olduğunu bildi insanlar. Bağırmasını ise Mecidiyeköy’den duymuşlar.
Selçuk’a rakip takım ceza sahası içindeki penaltı yaptıran o hareketinin tek bir manası vardı: Burak’a ihtar! Ben senden fazlayım. İşte böyle. Artı, kendi ceza alanımızda da istediğimi doğrarım. Bunları sen yapabilir misin Abidin
Milli Takım oyuncusu Selçuk, diğer takım taraftarlarınca da sevilmesini engellemek için mi Burak’laşıyor, hakem kim olursa olsun, benim kankamdır, diyor...
Kendisi de bir zamanlar, ayak oyunu ile düşürdüğü rakipleri gibi Anadolu takımlarında oynamadı mı Onların da bir gün şimdiki oynadığı takıma gelmelerini (transfer olmalarını) engellemeye yönelik değilse o hareketleri, emeklerine saygısızlık yakışmıyor Selçuk İnan’a.
GS’ın teknik beyi sayın Hamzaoğlu iyi öğretiyor olabilir. Lakin tiyatroculukların bu boyutlara çıkması hayra alamet değildir.
TRTSpor bir saklar, iki saklar... Ünlü yorumcuları bir kıvırır, iki kıvırır... Ya sonra...
Biz yine “önce”lerden örnekleyelim ve bir kupür daha koyalım. (Yanda)
Bir penaltı,
İki penaltı...
Ara (bey) bağırıyor, TRT yorumcusu ünlü kişi bağırıyor...
Golü yiyen kaleci itiraz etmiyor, golü yiyen şehir itiraz etmiyor...
Bu güzel futbol yazımız TRT’nin ünlü yorumcusu ünlü kişiye itiraz için yazılmadı. Bizim itirazımız ona değil, ona para veren ve o sandalyeye oturtan TRT’yedir, onun aldığı parayadır. İçinde bizim de katkımız olan, vergimiz olan o paraya...
Galatasaray’ı yazdık. Fenerbahçe’yi de yazalım. Hamzaoğlu taraftarı medya, hâlâ göndertemediler Pareira’yı. Gazeteleri, kovulursa şu kadar para alacak diye yazıp dursalar da... Utanma duygusu eskiden futbol medyasında çok vardı.
FB oynadığı takımları kendine eşit kılan yegane takımdır. Bakın Kayserispor maçına. O maçı seyreden insanlar, puan sıralamasını bilmeseler şöyle derlerdi: Kayseri lig ikincisidir.
FB’nin rakibine verdiği önemin havası bu hafta netice vermedi mi Kayserispor’un rakip sahada 3-1 galip gelmesi başka nasıl izah edilebilir.
Şu iki cümleyi sık sık niçin tekrarladıklarına da bir açıklık getirelim, futbol köşecilerinin.
FB iyi futbol oynamıyor!
FB şahane, çok güzel bir gol attı!
İyi futbol oynayamayan takım güzel gol atamaz. Onlar iyi futboldan ne anladıklarını tedavi ettirmelidirler.
Hep öğretiyorlar
Cumhuriyet üzerine bir yazı yazılacaksa, önce onlar yazarlar. Kimi, benim babam birinci sınıf devlet memuruydu, diyerek başlar, sınıf mücadelesi veriyoruz gazıyla ülkenin çocuklarını katlettirdikleri zamanların unutulduğunu sanarak
Kimi de yoksul Demirel’i İslamköy’den, orta halli Özal’ı Malatya’dan, yoksul Erdoğan’ı Kasımpaşa’dan, bu cumhuriyet yönetici yapmadı mı diye sorarak, aklınca hem başa kakar, hem tepeden bakar; o yoksullukların sebebinin bir gün sorulmayacağına olan inancıyla...
Gözlerden kaçmasın, bizim de katılacağımız çok çok önemli bir tezi daha var, söz konusu kartel kalemşörlerinin.
Hayri İnönü’ne kalacaktınız!
YA HAYIR DE, YA SUS!
Bakan Tuğrul Türkeş, önceki genel başkanı Bahçeli’ye neler demiş, neler
“A. Necdet Sezer gibi konuşmayan süs biberi, köşe yastığı gibi bir Cumhurbaşkanı istiyorsun”
Evet, doğru!
Ama bir sor, niye istiyor
Gerçi cevabını kendi söylüyor Bakan Türkeş.
“Halk tarafından seçilen ve bir daha seçilme ihtimali olan her cumhurbaşkanı konuşmak zorundadır!”
Sayın Bahçeli konuşan cumhurbaşkanı istemiyor. (Konuşan milletvekili istememesi de var.)
Niçin istemiyor
Kendisi de konuşmak zorunda kalacak.
Halbuki o, Ecevit’in ve A. Necdet Sezer’in yanında susma heykeli gibi durmaya ayarlanmıştı.
Pazar günü seçim var.
Biz oyumuzu,
Gömlekli siyasetçilere vereceğiz!
Gömleklerini çıkarıp samur kürk giyenlere değil.
Devşirme duaya durmuş.
“Sakın bizi kayyum eyleme Allah’ım!”
İnsanın soracağı tutuyor: Acaba sen, yeni kayyum ihtiyaçlarından mı haberlisin
Yoksa, böyle bir duayı dillendirerek aleme, kendinin de kayyum olma güvenilirliğine sahip olduğunu mu ilan ediyorsun
Bizce mahzuru yok.
AKP icraatlarının geldiği bir yer de burasıdır, der geçeriz!
DİN KARDEŞLİĞİ
İslam Binası Allah’ın korumasında lakin;
Din kardeşlerini buluşturan oda yıkılmış...
İslam’ı bilen bir dayımız vardı köyümüzde;
Kardeşliğimizi yürürlüğe o dayı kılmış.
Onu da suçladılar, nasihat ediyor diye;
Cahil yeni yetmelere göre o dayı kıl’mış...
Bu nasıl bir dünya kardeşim, yıkılıyor her şey
Kardeşlik en sağlam kalemizdi, o da yıkılmış...
EKREM ŞAMA