Günlerden beri gündemi bir telefon dinleme olayı meşgul ediyor. Hani şu hacca gitmek isteyen bir vatandaşla alay eden, Peygamberimize hakaret içeren sözler sarf eden CHP Genel Sekreteri Önder Sav ın bir merkez valisi ile Genel Merkez de yaptığı görüşmenin kaydının Vakit Gazetesi nde yayınlanması ile kopan fırtınadan söz ediyorum. Millet olarak Sav dan özür beklerken bir anda ortalık karışıverdi. Sav ın sarf ettiği sözler unutulmaya terk edilirken yerini tele kulak skandalına bıraktı. Kopartılan fırtınaya bakarsanız sanki millet Sav dan özür dilemeye zorlanıyor.

CHP Genel Başkanı Baykal başta olmak üzere Sav ın Emniyet tarafından dinlendiği ve kayıtlarında  Vakit e servis yapıldığı iddiaları gündeme taşındı. Kısacası olaya bir skandal görüntüsü verildi. Bu arada malum medya da olayda hemen yerini aldı ve kendisine biçilen fonksiyonu fazlasıyla yerine getirdi. Hemen belirteyim ki birtakım kişiler - devlette görevli olup olmaları hiç önemli değil - canlarının istediği gibi telefonları dinleyemez, dinleyememeli. Bu ön şartımı ifade ettikten sonra belli şartlarda gerekçe gösterilerek ve savcılıktan izin alınmak kaydıyla telefonların dinlenebileceğini de biliyoruz. Ancak çoğu zaman bu kaidenin ihlal edildiğini, birtakım güç odaklarının izne falan gerek duymadan bazı kişilerin telefonlarını dinlettiklerini de biliyoruz. Bu arada iç siyasete müdahale hazırlığı içinde olan bazı grupların ve örgütlenmelerin de bu tip işlere girdiği artık kimsenin meçhulü değil. Bu noktada üzerinde durmak istediğim husus ortada bir dinleme olmadığı artık iyice kesinleşmiş olmasına rağmen birtakım varsayımlara dayanarak CHP Genel Başkanı ve bazı medya organlarının ayağa kalkmasını insan anlamakta zorluk çekiyor. Gerçekten bu kesimler haberleşme özgürlüğüne bu kadar düşkünseler yıllarca, darbe öncesi ve sonraları kendi telefonları da dinlendiği halde niçin bugünkü gibi seslerini yükseltmediler, yükseltemediler.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından gazete ve ev telefonlarımızın dinlendiğini bile bile görev yapmak zorunda kaldık. Bunun da ötesinde gazete büromuza günde birkaç kere sivil görevliler gelir adeta bizleri kontrol eder, "Biz ensenizdeyiz" demek isterlerdi, daha doğrusu konuşmadan demiş olurlardı. Bu günlerin bir daha geri gelmesini sanıyorum kimse istemez. Özellikle bu olayın mağduru olan bizlerin istemesi, savunması düşünülemez. Benim üzerinde durduğum husus medyamızdaki çifte standarttır. Bir haksız ve hukuksuz uygulama birilerine yapıldığı zaman medyanın bir bölümü gürültüyü kopartıyor ama başkalarına yapıldığı zaman o haksızlığa ve hukuksuzluğa alkış tutuyor. Bu tavır devam ettiği sürece bu ülkede hukuk hakimiyetinin sağlanması mümkün olabilir mi Hadi diyelim ki bir kısım medya haberleşme özgürlüğüne verdiği önem sebebiyle ilk haber çıkar çıkmaz fazla bir araştırma yapmaya ihtiyaç duymadan tepkisini koydu. Ama geçen zaman içinde ortada bir resmi ya da gayrı resmi dinleme olmadığı anlaşıldıktan sonra da hala "Dediğimiz dedik, çaldığımız düdük" misali kampanyayı sürdürmenin anlamı ne Sav ın Peygamberimizi küçümseyen konuşmasının ardından sessizliğe gömülürken, şimdi birden bire bir skandal patlak vermiş gibi ayağa kalkmayı haberleşme özgürlüğüne verilen önemle izah etmek mümkün olabilir mi Sav ın alaya almaya çalıştığı Peygamber bizim Peygamberimiz de sizin peygamberiniz değil mi Bir anda esas konuyu unutturmak adına ve tamamen Sav ın dalgınlığından kaynaklanan telefon görüşmesi olayının ön plana çıkartılması medyadaki çifte standarda açık bir örnek değil midir

Herkesin özgürlüğüne sahip çıkılmadan, bizden olanlar olmayanlar ayrımı yapılarak ve sadece bizden olanlara özgürlük isteyerek toplumları ayakta tutmak mümkün olabilir mi Azınlığın hakları korunurken çoğunluğun haklarını bir kenara itivermek anlamına gelen birtakım tavırlar sergilenmesine destek vermek ve arka çıkmak bu ülkeyi huzura kavuşturabilir mi Belli ki bu ülkede insanları yönlendiren ve harekete geçiren ölçü hak ve hukuk değil. Siyasi kanaatler, ideolojik yaklaşımlar ve bir de çıkarlar insanların hareketlerini belirliyor. Böyle olunca da bizden olanlar ve olmayanlar ayrımı gündeme geliyor, tepkilerde buna göre şekilleniyor. Yanlış bir yoldayız. Bu sokak çıkmaz sokak. Bu yoldan selamete ulaşılamaz.