HÜRRİYET, Milliyet, Sabah, Sözcü, AMK, Vatan ve Habertürk... Tam tamına yedi adet günlük gazete... Tirajları da toplam bir buçuk milyona yakın veya zaman zaman geçiyor. Bunlar aynı zamanda, biri zaten spor gazetesi, sayfalarca spor veren yazılı medya grupları... Hele hele Milliyet, bu ülkede rahmetli Abdi İpekçi desteğiyle ve de Namık Sevik ustanın yönetiminde bu ülkede spor gazeteciliğinin kapısını açmış ve spor yazarlığının bir öncelikli mesleki seçim branşı haline getirmiştir.
İşte bu yedi gazetenin sayfalarında çok ciddi bir yalan(!) haber düzenlenmiş, yazılmıştır. O haber şudur; Aziz Yıldırım, Yüksek Divan Kurulu toplantısı sonrasında ayaküstü spor gazetecileriyle(!) sohbet ederken, “Benimle beraber sadece 2-3 başkan vardır, para çalmayan...” demiş. Sözüm ona bu sohbet yapılırken, divan üyeleri de tanıkmışlar. Buna Fenerbahçe resmi sitesinde değiniyor.
Şimdi açalım. Bu haberle ilgili Fenerbahçe’nin resmi sitesinden sert bir yalanlama geldi. Buradan hemen başka bir bölümü geçelim. O yalanlamanın içinde yer almıyor ama kulislerde deniyor ki, bu sohbet sadece Aziz Bey’le sadece bir gazeteci arasında gerçekleşmiş. O da diğerlerine servis etmişmiş. Ama kulübün yalanlama metninde “Basın mensuplarıyla” diye bir yer var. Yani çoğul... Yani birden fazla gazeteci demektir. Öte yandan divan üyeleri de tanıkmışlar. Zaten 25-30 arası divan üyesi katılımı vardı. Bu da bence atmaca...
Şimdi merakım şudur; Acaba ülkenin bu gazeteleri “yalancı” damgasına karşı ne gibi tepki koyacaklardır Gerçekten de sadece bir isim mi Aziz Bey’le görüşüp diğerlerine servis etmiştir Acaba bu isim korkmuş mudur ki, kişi kendine yancı aramıştır Doğrusu nedir bu haberin Bu gazetelerin müdürleri ve onların mesai arkadaşları hemen ertesi gün Pareira’nın doğum gününde pasta servisi yaparak acaba mesleki ve şahsi haysiyetlerini nasıl ayaklar altına atmışlardır O toplantı protesto edilip, sitede yer alacak haberden alıntıyla yetinebilirler miydi Bence evet... Atom da patlamadığına göre... Ama desenize sen ne anlatıyorsun Bu gazetelerden birinin, hem de Avrupa Kupası maçında, akredite olmuş elemanları stada sokulmamışlardır. Bu gazete önce mahkeme açmaya kalkışmış sonra tıs... Ne haysiyetli davranış Bendeniz fi tarihinde, “Fenerbahçe Ali Şen’in çiftliği değildir” diye bir yazı yazmış, bu yazıdan sonra da rahmetli patronum Kemal Ilıcak servise kadar gelip, “İşte herkes böyle yazmalı” diyerek cebime üç maaşlık bir prim koymuştu. Tercüman’daki bu anımdan sonra, o gazeteden 21 yıl sonra, yani 1990’da ayrılmış ve nere gittiysem Ali Şen beni kovdurtmuştu. İşte son 25 yılın medyası da budur zaten... Bazı bir elin parmaklarını geçmeyen istisnalar hariç tabii ki...
Dolayısıyla gazetelerin hali ortadadır. Nerede benim kuşağım, nerede bugünkü Peki, 2-3 başkan dışında kalan diğer kulüplerin başkanları bu ağır yorumu nasıl hazmedeceklerdir Kulüpler Birliği diye balon bir kuruluş vardır. Oradaki, bu temiz(!) üç başkan dışındakilerin başkanları acaba bir deklarasyon yayınlayıp, “Aziz Bey, sizinle birlikte çalmayanlar kimler” diye sorup, çalanların ortaya çıkmasını sağlayabilecekler midir En azından aynı odayı paylaştıklarının hangilerinin dürüst, hangileri fetbaz, bunu anlamak adına girişimde bulunacaklar mıdır
Dünkü, “Kulüp hocası milli takımda çalışmamalı”, “Gömü yeri” bölümüne bu kısmı almadım. Çünkü bir günlük daha araştırma yapmayı uygun görmüştüm.
Pardon, az kalsın unutuyordum... Aziz Bey, Rize’den dönüşteki kurşunlanma olayının hâlâ aydınlatılmadığına dikkat çekti. Şimdi benden bir soru; “Hani sizin o gün otobüste bulunup korkudan şampiyonluğu kaybeden ve dolayısıyla da ülkeden ayrılmayı isteyen yabancılarınız vardı ya... Sadece Kuyt ve Webo mu korkaktı Peki, bu gelen yabancılar onlardan daha mı cesurlar ”