Kısaltmalar çağındayız ya, “kılık kıyafet” kelimelerini “kıl kıy” diye kısaltıverdik biz de.
Şaka bir yana, kılık kıyafet kanunları bu memlekette insanlara zulmetmek için kullanılmıştır en baştan beri. Kılı kırk yararcasına hazırlanan bu formatlama yasaları, daima insanlara kıymak, onlara dünyayı dar kılmak yolunda işletilmiştir.
“Kılık kıyafet”e çeki düzen vermek, bir bakıma insanları formelleştirmek, formülleştirmek niye cazip olabilir ki Baskıcı bir rejim bağlamında bunun cevabı, ahalinin formaliteleştirilmesidir elbette. Tek tipleştirilerek formaliteden ibaret kılınan bir toplum, kuşkusuz daha kolay evirilip çevrilir. Kitlelerin kafasına bir de aynı şırıngadan boşaltılmış “resmî ideoloji eğitim öğretimi” boca edersiniz, alın size sürü sürü, yığın yığın şaşar beşer!
Türkiye’de uzun yıllar bu yapıldı. Şeklen ve zihnen üniforma giydirme fiili işlendi. İtirazı olanların ötekileştirilmesi ise doğal olarak zalimlerin tek tercihiydi.
Süreç, kimi küçük değişikliklerle hâlâ hayatiyetini sürdürüyor. Zaten söz konusu o küçük değişiklikler de sanki o sürsün diye yapılmış gibidir. Sözgelimi MEB tarafından geçtiğimiz günlerde çıkarılan genelgeyi ele alalım: Evet, görünüşte iyileştirme gibi görebiliriz. Ama ne kadar Eh, bir grup insan istediği gibi giyinecek. Bunu iyiye yoralım. Ama bir o kadar insan da, istediğini kuşanamayacak. Meselâ başını örten kızlarımız ya okul kapılarından geri çevrilecek ya da ikna odalarında -bu kez iyilikle- başını açmaya davet edilecek.
Genelgeyi hayra yorabileceğimiz tek gerekçemiz şu olabilir: Bundan hareket ederek, zamanla fiili bir ortam oluşturulabilir. Ve bu yüzden son genelge için, “yetmez ama evet” diyebiliriz.
Bundan ötürümüdür kim bilir, bazı statükocu örgütler MEB’in söz konusu genelgesini tümüyle reddeden eylemlere giriştiler. Örneğin KESK’e bağlı Eğitim-Sen tarafından uygulanan ve bağlısı öğretmenlerin bir günlük serbest kıyafet giyme protestosu şeklinde cereyan eden eylem bu çerçevedeydi. Bilebildiğim kadarıyla herhangi bir soruşturmaya maruz kalan olmadı bu eylemden. Acaba MEB eylemci öğretmenlere soruşturma açılmaması konusunda okul idarecilerini uyardı mı Öyleyse ve tek taraflı kalmayacaksa, bundan fayda umulabilir.
Fakat uygulamanın bu minvalde olmadığını görüyoruz: Örneğin, bir süredir benzeri bir eylemi farklı bir bakış açısıyla sürdüren değerli şair dostum, öğretmen arkadaşım Sıddık Ertaş’ın başına gelenlere bir bakalım.
İstanbul Sultanbeyli’de öğretmenlik yapan Ertaş, kamuoyuna yansıyan eyleminin bildirisinde, “Mevcut kılık kıyafet yönetmeliğinin insan onuruma yakışmadığını, kişiliğimi olumsuz etkilediğini düşündüğümden dolayı bundan böyle okuluma kendi tercih ettiğim kılık kıyafetle gitme kararı almış bulunmaktayım” demiş ve ferdî eylemine başlamıştır. Bu eyleminin temeline MEB’in öğrenciler lehine çıkardığı genelgeyi yerleştiren Ertaş, söz konusu genelgeyi “birçok eksiği” ve “kısıtlaması”na rağmen “ileri bir adım” olarak görür. Oysa okullar “hapishanelerden farklı olarak özgürlük mekânlarına” dönüşmelidir. Bunun için, “memurların kılık kıyafet yönetmeliğinin de derhal kaldırılması; yakın zamanda bunun mümkün olmaması durumunda acilen revize edilmesi” şarttır. Nihayet, öğrenciler kadar, memurlar da “kendi kıyafetlerine karar verebilecek yeterlikte”dir ve bunun “devlet tarafından kabul edilmesi” gerekmektedir.
Sıddık Ertaş kişisel bildirisine şunları da ekler: “12 Eylül darbesi, insanımızın elinden bütün özgürlüklerini aldığı gibi kılık kıyafetini seçebilme hakkını da ona çok görmüştür. Artık, devlet insanların zekâsına hakaret etmekten vazgeçmeli ve eski köhnemiş alışkanlıklarından tamamen kurtulmalıdır. Türkiyede eğitim; eski yasa, yönetmelik ve militarist uygulamalarla bir zihniyet sorunu olarak hâlâ güncelliğini korumasına rağmen son yıllarda MEBin gerek resmigeçit törenlerinde, gerekse de kılık kıyafet yönetmeliğinde öğrenciler için yaptığı son değişiklikleri olumlu bir adım olarak görmekteyim.” Eylemini bu temeller üzerinde şekillendiren Sıddık Ertaş, “Ülke gündemine bunu taşıyabilmek ve bireysel özgürlüklere dikkatleri çekmek adına” eylemini bir ay boyunca devam ettireceğini, “farkındalığın oluşup oluşmamasına göre” süreyi uzatıp kısaltabileceğini belirterek, şu temennilerde bulunmuştur: “Artık devlet, insanların etek boylarından ve başörtülerinden, saçının kulağı kapatıp kapatmamasından, tıraşının biçiminden, bıyığının uzunluğundan, giyeceği ayakkabısının biçiminden, makyajından vb. elini tamamen çekmelidir.”
Şimdi, Sıddık Ertaş’ın bu makul eylemi, bir ihtimal mevcut kanunun (657’nin ilgili maddeleri) kesin kuralları idarecileri soruşturma açmaya mecbur bırakmış olsa gerek ki, bu mücbir yasadan ötürü Ertaş, “Uyarı ile tecziye” edilmiştir.
Bu aşamada, hayır, benzeri bir eylemden ötürü bir kısım öğretmene ceza verilmezken Sıddık Ertaş’a niçin ceza veriliyor sorusunu sormayacağız. Bu tür bir soruyu sorun etmek, bu aşamada lüzumsuzdur.
Bu noktada farklı statüdeki insanlara düşen bir takım sorumlulukları hatırlatmak bize daha ehven gelir.
Aklıselim sahibi insanları, kuşkusuz en başta öğretmen ve diğer memurları, Sıddık Ertaş’a destek vermeye çağırıyorum. Bu, onun eylemine bir şekilde iştirak etmekle olur. Münferiden de katılabilirsiniz örgütlü bir birliktelik şeklinde de. Bunun için yapılacak iş gayet basittir. Okulunuza, işyerinize serbest kıyafetlerle gidebilirsiniz. Özgür Eğitim-Sen mensuplarının haftada bir gün yaptığı şekilde, sembolik sivil giyim günleri de belirleyebilirsiniz.
Bakanlık veya hükümet yetkililerine düşeni de belirtelim. İnsanlarınız dar elbise istemiyor, öyleyse yasal değişiklikleri yapmak için harekete geçmelisiniz. Bunun belirli bir zaman alacağı muhakkak. Fakat bu süreyi beklemeden, en azından moral değer ifadesi taşıyan demeçler vererek, insanların kılık kıyafet konusunda rahat hareket edebileceklerini belirtebilirsiniz. Emriniz altındaki idarecilere, kılık kıyafeti mesele haline getirmemelerini, hele hele bu yüzden soruşturma açmamalarını söyleyebilirsiniz.
İletişim bilgilerimiz: P. K. 205, Ulucami, Bursa - facebook.com/cevat.akkanat - twitter.com/cevatakkanat