TARİH boyunca Kıbrıs Adası stratejik öneminden hiçbir şey kaybetmedi. Deniz ticaret yollarının güzergâhında olması Kıbrıs’ı hareketli bir ada haline getirdi. Süveyş Kanalı’na yakınlığı da stratejik önemini artırdı. Enerji nakil hatları üzerinde oluşunu da buna ilâve edelim. Ayrıca, son zamanlarda zengin hidrokarbon ve doğal gaz yataklarının bulunması da dünyanın dikkatinin Kıbrıs üzerinde toplanmasına yol açtı.

Kıbrıs, Akdeniz’in ortasında doğal bir üs özelliğinde bir adadır. Türkiye’nin güvenliği, Kıbrıs’ın güvenliği ile yakından ilgilidir. Türkiye’nin Kıbrıs’ın tamamı üzerinde garantörlük hakkı vardır. Sömürgecilerin bütün güçlerini Kıbrıs’a çevirdiği bir noktada, Türkiye Kıbrıs’a karşı ilgisiz kalmamalıdır. Siyonistlerin, MOSSAD ajanlarının Kıbrıs’ta cirit atması sebepsiz değildir.

İngiltere eski başbakanlarından Benjamin Disraelli, İngiliz kraliçesine rapor vermek için, Akdeniz’de Lübnan, Mısır, Suriye güzergâhını gezdikten sonra şunları söyledi: “Eğer biz, ileride Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkaslarda etkili olmak istiyorsak bunun merkezi Kıbrıs’tır.” Kıbrıs’ın öneminin ne olduğunu, bir de konuya duyarlılığı ile tanıdığımı

Erbakan Hoca’dan dinleyelim:

“Kıbrıs Türkiye’nin bütünlüğünün bir sigortasıdır. Kıbrıs demek Türkiye demektir. Kıbrıs; Ortadoğu’nun barışı, İslâm âleminin huzuru ve Türkiye’nin korunması için büyük öneme haizdir. Kıbrıs’ta en ufak bir taviz verildiği takdirde, bu çorap söküğü gibi gelir. Önce Kıbrıs’ın elden gitmesini doğurur. Arkasından Ege gelir, arkasından Doğu Anadolu gelir, Pontus gelir, Bizans gelir.” (Davam, sh. 158)

KIBRIS DUYARLILIĞI

ERBAKAN Hoca, Kıbrıs Adası’nın stratejik önemini iyi bildiği için, Rumların saldırılarının katliam noktasına geldiği bir dönemde, Amerika ve Batı’nın bütün tehditlerine rağmen Kıbrıs Barış Harekâtı kararı vermekten çekinmedi.

Kıbrıs’ta harekât kararlığı göstermenin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Bunu Kıbrıs Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın şu sözlerinden takip edelim: “Ana vatan Türkiye 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirmeseydi; bugün Kıbrıs’ta tek Türk bile kalmayacak ve Kıbrıs bir Helen adası olacaktı.” (Millî Gazete, 23.11.2022)

Bütün bu gerçekler Kıbrıs’ta ne kadar büyük bir titizlik gösterilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Siyonistler Karpaz’da 25 bin dönüm kadar toprak satın aldığı zaman, Em. Tümamiral Cihat Yaycı şu uyarıyı yaptı: “Rumlar Karpaz’ı ele geçirirse deniz yetki alanlarımız yok olur.” (Millî Gazete, 20.11.2021)
Rumlar Kıbrıs’ı 2. Meis Adası haline dönüştürmek istiyor. Yunanistan’ın deniz etki alanını 12 mile çıkarmak istemesinin asıl hedefi ise Doğu Akdeniz egemenliğini sağlamaktır. Siyonistler ise, Arz-ı Mev’ud’a ulaşmak için acele ediyorlar. Kıbrıs’a Arz-ı Mev’ud haritasının içinde yer veriyorlar.

Kıbrıs Türk Mavi Vatan Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Cihangir Özyer Siyonist işgalin geldiği nokta konusunda şu uyarıyı yaptı: “Tarım topraklarımızı topluyorlar. Karpaz’ın üçte birini aldılar. Şu anda Esentepe ve Tatlısu’ya yöneldiler. Fırtına öncesi sessizlik yaşanıyor.” (Millî Gazete, 30.08.2022)

BU OYUN BOZULMALI

KKTC, gelişmeler konusunda çok daha dikkatli olmak zorundadır. Yabancılara toprak satışı konusu Kıbrıs’ın güvenliğini tehdit edecek boyuta ulaşmamalıdır. Kıbrıs’ta gözü olanlar önce oradan vatandaşlık alıyor; sonra da limitsiz toprak satın alma hakkı kazanıyor. MOSSAD ajanlarının, topraklarını satmak istemeyenlere tehdit ettikleri haberleri basına yansıdı.

Allah korusun, Arz-ı Mev’ud projesi gerçekleşirse Kıbrıs’ın Filistin’den daha kötü bir duruma düşeceğinden şüphe yoktur. Dünya 74 senedir Filistinlilerin acı feryadını izliyor. Vakit geçmeden, Kıbrıs Filistin olmadan elden gelen yapılmalıdır.

Millî Gazete’miz 20 senedir gelişmelerin vahameti konusunda kamuoyunu aydınlatıyor. “Kıbrıs’ın Silâhsız İşgal”le karşı karşıya olduğunu defalarca manşetlerine taşıdı. Lefkoşa Milletvekili Zorlu Töre, Yahudilerin Kıbrıs’ta geldikleri noktayı açıkladı:

“Kıbrıs’ta toprak satın alma konusunda Yahudilerin amaçları bellidir. Zamanında Filistin’de ne yapıldıysa, o yapılmak istenmektedir. Bu tehlikeli bir gidişattır. Elimizde toprak kalmadı. Hepsini Yahudiler aldı. Yahudiler adına çalışanlar var.” (Millî Gazete, 23.11.2021)

Türkiye, garantörlük yetkisini kullanarak Kıbrıs topraklarının yağmalanmasına seyirci kalmamalıdır. KKTC ise, devlet olduğunu göstermeli, Kıbrıs’ta oynanmakta olan oyunu bir an önce sona erdirecek adımlar atmalıdır. Kıbrıs Barış Harekâtı ile elde edilen haklar sonuna kadar korunmalıdır.

Türkiye ve KKTC birlikte hareket etmeli, Siyonist çetenin Kıbrıs’ta yapılanmasına izin vermemelidirler. İsrail ve Batı’nın niyetleri iyi bilinmeli; Barış Harekâtı öncesi yaşanan saldırı, katliam ve soykırımlar unutulmamalıdır.