Zamanın akışında insan gene insandır, iyisiyle kötüsüyle,
güzeliyle çirkiniyle, harlısıyla vs. İnsanın mizacı değişmez genelde.
İnsan; zulmünü, sevgisini, merhametini, öfkesini, kinini,
sabrını kendisi belirliyor. Yaşadığı ortam da elbette etkileyici. Kendi mizaç
ve karakterlerini davranışlarına, eylemlerine yansıtıyor. Kim nasılsa onun
yansımaları da öyle oluyor. Sevgi dolu bir insanın yaklaşımı nefret edenden
farklıdır. İçli olanın, fedakâr ve tutkun olanın farklı. Dünya tamahını kendine
dert edinenlerin hayata bakışı farklı. İçli ve tutkun bir insanın yansıması
şiirlerine, türkülerine, şarkılarına yansır ve bu derin bir etki bırakır. Her
insan ondan nasibini alır.
Sevdiklerinizle olan birlikteliklerinizin güzellikleri
insanı ferahlatır. İnsanların içtenlikleri en dar ve bunalımlı zamanlarda belli
olur. Bugün kaçacağım, der bir yakınınız. Nereye derseniz, onun vereceği
karşılık gene şiir ruhludur ve içtenliklidir. Anında bir türkünün bir
dizesinden karşılık verir. Nereye dersen, söylemem der. Çünkü Turnaların
kanatlarına tutunur gelirsin . Bu, birden insanı ferahlatır. İnsanın insana
olan bağlılığını ve güvenini arttırır. Dostluk, sevgi dediğimiz şey de budur.
Sevda denilen şey böyle yansır dizelere.
Bugünün dünyasında, insanın en çok da böylesi bir
sevdaya, sevgiye, bağlılığa ve dostluğa gereksinimi var. İnsan kendinden
uzaklaştıkça acımasızlaştı, zalimleşti, katılaştı.
Aslında insanın kaçışı kendinden değildir. İnsanı
kuşatanlar öyle bir duruma getiriyor ki bir ıssızlığa sığınma duygusuna kapılır
kendini bulacağı soluklanacağı bir yer arar. Tam da böylesi bir zamanda
sevdiğinizin size ışık tutmasıyla soluklanır, yeniden hayata tutunursunuz.
İnsanın insana ihtiyacı sonsuza kadar devam edecek. Bu
ilahi bir kural. İnsan insansız yapamaz. İnsanın iyisi, güzeli ve erdemlisiyle
hayatın tadı bambaşkadır.
Türkü ve şarkılarımızın hüzün yüklü ve içli oluşu
ruhumuzun yansıması. İnce ve duyarlı bir ruhtan güzel şeyler sadır olur. Kaba,
katı olandan ise zulüm kendini gösterir. Günümüz şarkılarına baktığınızda
insanın ruhuna hitap etmeyen dünyeviliklerle yüklü. İnsanı ötelere uzamına
götürmez. Duygular o incelikte kendini bulmaz.
Hemen her gün bir öfke patlamasının yaşandığı şu dünyada
ve şu günlerde insanların bakışları, davranışları, yönelimleri de öyle oluyor
ne yazık ki. İnsanlar kendilerini bu cendereden kurtaramıyorlar. Ağızdan çıkan
sözün patlamaları volkan gibiyse eğer etkisi de öyle olur, yani yıkıcı ve
öldürücü. Ondan güzellikler doğmaz.
İnsan sevdiklerine sitemde bulunur. Sitem de gene şarkı,
türkü ve mesellerle karşılık bulur. Çünkü bunlar hayatın gerçeklerinden,
hüzünlerinden, acılarından doğmadırlar.
Öfke ve nefretten beslenenler aynını dışa vurur.
Sevgiden yoksun olanlar nefret yüklü kimselerdir.
Büyük aşklar büyük sevgilerden doğar. Büyük âşıklar büyük
çilekeşlerdir.
Dünyayı ve hayatı güzelleştiren de çirkinleştiren de
insandır. İnsan hem kendinin zalimi hem mazlumu. Ne yapıyorsa kendine yapıyor.
Özelde Müslümanların zengin ruh dünyaları büyüktür,
geniştir, açılımlıdır. Masal dünyamız, şiir dünyamız çok çok güçlüdür. Bu büyük
birikimden beslenmek ve geleceğe güzellikler serpmek de bu zamanın insanına
düşer. Geçmiştekiler yaşadılar güzelliklerini sundular ve gittiler. Biz
geleceğe bakıyoruz. Bu insanlar eğer kendi ruh dünyalarını güçlendirir
yollarını sürdürürlerse büyük medeniyetlerinin yolunu açarlar.
Topraklarımızın sıcacık ruhu insanını da öyle kılar.
Modern hayatın betonarme yapıları arasındaki insan onun gibi soğuk, sevimsiz ve
katı olur. Dünyası daralır ve kaçmak ister. İşte böyle bir dünyadan doğuya
kaçış doğa ile buluşma soluk aldırır. Bir şiir, bir türkü, bir şarkı eşliğinde
doğanın sonsuz güzelliklerinde kendi ruhunun sükûnetini arar. Yücelmek ister.
İşte o zaman insanın sevdası turnaların kanatlarına tutunma hayalini geliştirir.
Bu sonsuz güzellikler yurduna varmak güzel ve acı çeken insanların hakkı.