Hep düşünmüşümdür, bir insanın ölmeden önce ölmüş gibi

olması tam anlamıyla nasıl olur diye Zira bu bakış açısı ve ruh hali kişiye

bir güzellik, olgunluk ve derinlik katar. Her koşanın varacağı bir hedef, bir

bitiş çizgisi, son noktası vardır. Her hayat sahibinin varacağı son nokta da

ölümdür.

Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz

(Ankebut Suresi, 57) ayetinde bildirildiği gibi hepimiz bir gün ölüm anını

yaşayacağız.

Biliyorum, bir çoğunuz ölümden bahsetmemi, ölüm hakkında

düşünmeyi istemiyorsunuz. İnsan ruhunda sevilmeyen, istenmeyen şeyleri

düşünmemek, yok kabul etmek gibi bir eğilim var. Bu durum özellikle ölüm söz

konusu olunca iyice belirginleşiyor. Oysa bu bir kaçıştan başka bir şey değil.

Şu ana kadar yaşayan tüm insanların öldüğü gibi bugün yaşayan ve bundan sonra

yaşayacak olan insanların da tümü ölümü tadacak. Peki bu kadar kesin olan,

üstelikte mutlaka günün birinde karşılacak bu gerçeği neden insan kendisinden

uzak görmek ister

De ki: Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm,

şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni

de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber

verecektir. (Cuma Suresi, 8)

İşte şimdi ben de ölmeden önce öldüm cenazeme bakıyorum.

Görüyorum ki bana yakın olan her şey ölüm gelince beni terk etmiş, etraf

karanlık, dünyada güçlü gördüğüm insanlar, sevdiklerim, eşim, dostum,

arkadaşlarım, kısacası çevremdeki insanların hiç birini göremiyorum, kimse yok

ve yapayalnızım. Dünyadan yanıma alabildiğim sadece beyaz kefenim. Evim,

arabam, malım, mülküm, banka hesaplarım hepsini geride bırakmışım.

Tüm hayati fonksiyonlarım durmuş, bir saniye önce canlı

olan bedenim bir saniye sonra hereketsiz orada yatıyor. Birazdan ölü bedenimi

kefene sarılıp tabuta koyacaklar, mezarım kazılacak, toprağa atılacak ve üzeri

iyice örtülecek, sevdiklerim tekrar hayatlarına geri dönecek, hatta bir süre

sonra akıllarına bile gelmeyeceğim. Artık bundan sonra, ölmeden önceki

yaşamımın bir saniyesine bile geri dönme imkanım olmayacak. Dünyada çok kıymet

verdiğim bedenim bir süre sonra mezarda çürüyüp iskelet haline gelip sonra

toprak olurken benimle birlikte gelen yalnızca Allah a olan imanım,

bekleyeceğim tek şey ise Allah ın rahmeti olacak. 

Rabbim dileseydi, son derece güzel yaratılmış insan

vücudu öldükten sonra bu hale gelmeyebilirdi. Belli ki bunun çok büyük bir

anlamı ve hikmeti var. Her insan tıpkı benim yaptığım gibi, ölmeden önce ölüp,

bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmış

gibi sahiplendiği ve bütün arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında

düşünmelidir.

İmanını, derinliğini, Allah korkusunu ve sevgisini her

zaman örnek aldığım Sevgili Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de

ölmeden önce ölmüş, kendi cenazesini, tabutunu görmüştür:

Yakın bir zamanda ben kefenimi giydim, tabutuma bindim,

dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, senin dergâh-ı

Rahmetinde, cenazemin lisan-ı hâliyle (cenazemin hal diliyle), ruhumun lisan-ı

kaliyle (ruhumun söz diliyle) bağırarak derim: El-amân el-amân! Yâ Hannân! Yâ

Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden (utancından) kurtar! İşte kabrimin

başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine

durdum. Başımı dergâh-ı Rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nida

ediyorum (sesleniyordum): El-amân el-amân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni

günahlarımın ağır yüklerinden hâlas eyle! İşte kabrime girdim, kefenime

sarıldım. Teşyî ciler (uğurlayanlar) beni bırakıp gittiler. Senin afv ü

Rahmetini intizar ediyorum (bekliyorum)... (Lemalar, 120)