Geçen hafta teknoloji bağımlılığı konusu gazetemizde haber olarak ele alındı. Son zamanlarda, özellikle gençlerin aklını başından alan Pokemon Go adlı oyunun üzerinde durduk. Bu oyun gençler ve çocukların gerçek dünyalarında hayali bir etki oluşturmayı amaçlıyordu. 

Meselenin sektörel boyutunu ve bu oyunun içinde bir proje olabileceğini dile getirecektik. Fakat gündem değişti. Bu kez son derece klasik bir yöntemle; “darbe”ye maruz kaldık. Sonuç selamet oldu ve şükür ki erdemli bir direnişle atlatıldı.

İki koldan yapılan bir kuşatma var. Bir yandan sektörel-teknolojik medya ürünleri, insan benliğini sentetik bir ambalajla kılıflarken, öte yandan son derece kaba yöntemlerle bir coğrafya destabilize ediliyor. 

“Korku ve terör içerisinde bir ülke.”  Die Welt gazetesi darbeyi böyle değerlendiriyor. 

Kaygı ya da korku, kişinin duygularına yansıyan bir yorumdan kaynaklanır. Gerçeklik bağlantısı olmayan kaygı, kişinin ruhsal yapısında bir anormalliğe işaret eder. Ne var ki yaşadığımız kaygı gerçek ve sistematik bir projenin ürünü.

Zihinlerde oluşturulmaya çalışılan algı, Müslümanların yaşadığı bölgelerin güvensiz kılınmasıdır. Coğrafya insanına yaşatılan kaygı, bir yandan onların ufuklarını ve hayallerini kısırlaştırırken öte yandan dünyaya, bölge insanını kriminalize eden bir algı oluşturulmaktadır. 

İndependent gazetesi Ortadoğu muhabiri R. Fisk darbe değerlendirmesinde; “161 kişinin öldüğü darbe girişiminin, Türkiye’nin Ortadoğu’daki ulus devletlerin çöküşünden bağımsız bulunamayacağını gösterdi. Bu darbe bir sonraki darbeye kadar önlenmiştir” diyor.

Küresel aktörlerin bölge insanımıza biçtikleri duygular; kaygı, korku ile sindirmek.  Bunun dışında onları haz ile avlayarak sektörün payandası kılmak.

Yöntemleri yine klasik! Sizin içinizden seçtikleri insanlarla sizi durdurmaya çalışıyorlar. Din duyarlığı üzerinden destek verdikleri hocaları var. “Evlerini ateş salsın” bedduasını emir telakki eden rütbelilerin kendilerinin de kestiremediği bir akıl tutulması ile karşılaştık. 

Kimi zaman ağlayarak, kimi zaman aidiyetsiz bir hoşgörü ile arzı endam eden zihniyetin meğer içlerinde saklı ne hevesler varmış.

İlginç olanı bu hevesler küresel aktörlerin projelerine katkı sağlıyor. Artık küreselleşme projesi de rafa kalkıyor. Yeni dönemde modern ve klasik yöntemlerle topyekûn bir savaş başlatıldı. Hedefte İslam dünyası var. 

Hedef bu coğrafya insanını sindirmek olsa da, kaygı ve korku operasyonlarının bölge insanının direncini artırması ile hesapları tutmuyor.

“Şer bildiklerinizde hayır vardır.”

Paralel belalar dönemi; modern ve klasik

Geleneksel darbe ve kaosla paralel ilerleyen modern sorunlar da insanın peşini bırakmıyor.  Günümüz insanı düne göre daha gizemli belalarla uğraşmak zorunda. Konulardan biri, gıdaların nefis tatlarının ardında saklı, zararlı katkı maddeleri. 

Önceden insan yediğinin “helal” lokma olmasına dikkat ederdi. Şimdi birinci öncelik “helal” olması yani ihtiva ettiği bileşenlerin sağlığa zararlı olup olmadığıdır.

Hanımlar bir yandan kilo sorunlarıyla uğraşırken öte yandan çocukları için “doğru” beslenmeyle hayli zaman harcamaktalar. Başarılı oldukları söylenemez. Paketlenmiş gıdaların verdiği lezzet, evde gün boyu hazırlanan ev yemeklerinin yerini almıyor. Çocuklarda bağımlılık düzeyinde dışarıdan yeme kültürü var. 

Gıda konusunda bizim çocukların tercihleri ile küresel çapta bütün çocukların tercihi aynı. Bizlik bir sorun değil bu. Ancak en çok yakınan coğrafya bizimki.

Konuştuğumuz konu küresel sermayenin bir icadıdır. 

Çocuklarımıza bunun zararlarını nasıl anlatmalıydık? İşimiz zor gözüküyordu. Çünkü onların kola ve cipsten uzaklaştırmaya çalıştığımızda dirençle karşılaşmıştık. Kola, cips ve öteki katkılı gıdaların damağa verdiği bir haz vardı. Oysa bizim gıdalarımızın o denli damak hazzını kışkırtan bir özelliği yoktu. 

Bu konuları konuşurken, özellikle ebeveynlerin çözüm üretemedikleri ikinci bir bağımlılık çıktı ortaya: Teknoloji…

Sanal alanda söz ağızdan çıkmıyor

İki modern şerrin üzerinde durmalıyız. İki sorunun da bağımlılık yapan bir yanı var.  Birinci sorun tatma duyusu ile bağımlılık yaparken, ikincisi ise görme duyusu üzerinden gerçekleşiyor. Göz ve zekâ üzerinden bütün benliği değişime uğratıyor. 

Küresel çapta ve bütün kültürleri çevreleyen bir etkisi var. Çocuklar ve gençler üzerindeki etkisi bağımlılık düzeyine varıyor.   

İnsanların bedenlerini hapsettiğinizde, düşüncelerini değiştiremezsiniz. Oysa yeni jenerasyonun takıldığı dijital ortam, onların zihinsel dünyasını, hayallerini ve benliğini alışılagelen sosyal ve psikolojik etkilerden yalıtıyor. Çocuğun kozmik yapı içerisinde ki gelişimi, sanal evren içerisinde yeniden biçimleniyor. 

Çocuğun ekranda tanıdığı sanal figürle, okuldaki arkadaşı arasında algıda kaymalar olabiliyor. Kurgu ile gerçek arasında bir sarkaç gibi bugünün çocukları. 

Sosyalleşme ihtiyaçlarını yaşadıkları çevreden edinmiyorlar. Özellikle iki bin yılından sonra doğan çocuklarımızın damağına değen yapay tatlandırıcıları artık her alanda arıyorlar. Doğal sosyal çevre onların ilgilerini çekmiyor. Büyüklerin davranışları onlar için çok törensel. Büyüklerle iletişimlerinde sıkıldıkları gözden kaçmıyor. Yetişkinler onların dünyalarına hitap etmek için yeni jenerasyonun dilini konuşmaları gerekiyor. Ebeveynlerin onlarla iletişim kurmaları, oyun ve ekrandan aldıkları haz kadar olmadıkça ilgi kurmakta zorluk çekiyorlar. 

Ekrandan süzüldüklerinde sosyalleşme ortamı sanal da olsa kendilerini buldukları bir alan. Cılız benlikleriyle gerçek hayatta kendilerini ifade etmeleri güç. Bu nedenle sıkılmanın bir anlamı yok. Kolay yoldan elinin altındaki cihazla ruhsal masaj yapmaktalar. 

Neden ekran? Çünkü teknoloji gözden zekâya bir haz kanalı üzerine kurulu. Ayrıca çocuğa karşılığı sorgulanmayan bir imaj imkânı sunuyor.  Sözel iletişim, diyalog, yüz yüze sohbet yerine sanal sohbet. Sanal alanda “söz” ağızdan çıkmıyor? Bu nedenle dilediğince özgürler.

Teknolojinin son kez insan karşısına onu zombileştiren yeni bir icatla çıktı: Pokemon Go. Bir sonraki yazıda bu tuhaflığa; oyunun içinde oyuna değineceğiz.