Çevremize karşı tamamen duyarsız kalamayız. Fakat kişisel haklarımızı korumak ve kollamakla da sorumluyuz. Bu mesele ne yazık ki bizim insanımızın zayıf kaldığı bir meseledir. Annelerimiz, çocukluk döneminde “sakın böyle davranma, şunu söyleme yanlış anlarlar, sus duymasınlar, el alem ne der” diye uyarır ve haksızlığa uğrasak dahi susmamızı tavsiye ederler. Bu hakkaniyet ve nezaket açısından önemlidir. Çocuk, insanlarla ilişkilerinde hangi ölçüleri dikkate alacağını annenin desteği ile öğreniyor. Fakat bu tek taraflı bir kabul çerçevesinde gerçekleşmemelidir. Yani çocuk insanlara karşı gösterdiği hassasiyeti kendi haklarını koruma noktasında da göstermelidir. Aksi taktirde hayır demekten kaçınan ve haklarını koruyamayan bir nesil ortaya çıkacaktır.

Gençlerle yaptığım görüşmelerde, gözüme ilişen kronik sorunlardan biri de hayır diyememe meselesidir. Çünkü bu çocuklar, insanlarla ilişkilerinde büyük bir sevgi ve ilgi beklentisi içinde oluyorlar ve hayır dedikleri taktirde bu ilgiyi kaybedeceklerine inanıyorlar. Gençlere bu davranışlarının nedenini sorduğumda hemen hepsi yoksa arkadaşımız bizi sevmez, yalnız bırakır diye cevap veriyorlar. Fakat bu durum bir süre sonra gencin bitap düşmesine neden oluyor.

Karşısındaki kişinin ilgisinden mahrum kalma korkusu ile istenilen her şeyi yapan ve bu konuda hiçbir sınır tanımayan genç iki duygu arasında kalıyor. Bir yandan kaybetmekten korkuyor diğer yandan haklarını koruma altına almak istiyor. Ama olmuyor.

Gençlik döneminde arkadaş ilişkileri hayatın merkezindedir. Genç arkadaşının taleplerini ne pahasına olursa olsun yerine getirip, yeter ki yanımda olsun ve bana değer versin her şeye katlanırım diyor. Fakat bu durum gencin kişiliğine öyle bir yapışıyor ki, onun ileriki hayatını da etki altına alıyor.

Hayır diyemeyen insanların en belirgin özelliği bağımlılıktır. Bu kimseler kararlarını bir başkasının desteği olmadan veremezler, fikrini sorduğunuzda önce sizin ne düşündüğünüzü anlamak ister ve buna uygun bir cevap verirler. Zira kişi artık başkalarının benliğinde silinmiş ve yok olmuştur.

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak ve yardımcı olmak inancımızın gereğidir. Ancak hayır diyebileceğimiz noktalar hasıl olmuşsa bundan da kaçınmamalıyız. Aksi taktirde başkalarının haklarını korumaya çalışırken kendi haklarımızı gasp etmiş olabiliriz. Hakları gasp edilmiş bir kişinin ise ayakta kalması zordur.