Bismillahirrahmanirrahim;

 ÇOK konuşulacak bir seçim dönemini yaşıyoruz. Kritik dönemlerin seçimleri gibi! Hükümet yetkilileri “seçimlerin vaktinde yapılacağını” vurguluyor; Cumhurbaşkanı ise, erken seçimin “gereksiz ve tehlikeli” olacağını söylüyordu. Bilge Başkan işin farkındaydı. Her fırsatta, “baskın seçim”e karşı teşkilatlarını uyardı. Fehmi Koru, “Seçimlerin belirleyicisinin Saadet Partisi olacağını” yazıyor; Karamollaoğlu’nun yükselişte olduğu herkesçe gözleniyordu.

Bunlar yaşanırken NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg 16 Nisan 2018’de Ankara’ya geldi. Dışişleri ve Milli Savunma Bakanı’yla görüştü. Sonra da Cumhurbaşkanı’yla…

17 Nisan’da Devlet Bahçeli “seçim çağrısı” yaptı. AKP, çağrıya balıklama daldı. 18 Nisan’da Bahçeli ve Erdoğan 25 dakikalık görüşmeden sonra seçim tarihini açıkladılar. Erdoğan “yetkili kurullarınca bu kararı aldıklarını” söylemeyi ihmal etmedi. Belli ki, gelişmelerden haberdardı. Bu kadar acelenin sebebi neydi? Ne olmuştu da, seçim “tehlike” olmaktan çıkmıştı.

Seçim kararına, NATO Genel Sekreteri’nin Ankara ziyaretinin etkisi konuşulmaya başladı. AKP eski Milletvekili Emin Şirin de bu görüşteydi. 316 milletvekiline sahip hükümet, niçin 35 milletvekiline sahip MHP’nin peşine takılmıştı? AKP seçmeni bunu kabullenecek miydi?

Saadet Partisi, “Olanda hayır vardır” diyerek çalışmalarını hızlandırdı. Bilge Başkan istişare ve görüşmeler yaptı. Engelleri birer birer aştı. Saadet Partisi, teşkilatın genel kabulünden sonra Temel Karamollaoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı olarak belirledi. Cumhurbaşkanlığı adaylığı için gerekli imzayı fazlasıyla topladı.

 TELAŞA KAPILDILAR

BU bir seçimdi. Kararı halk verecekti. Sonunda ölüm yoktu. Ama seçimi “savaş” olarak görenler çıktı. Saadet Partisi’nin yükselişi onları panikletmişti. 16 seneden beri sürdürdükleri kutuplaştırma siyasetinden medet umdular. Birbirlerine “Firavun- Samira” benzetmesi yapmaktan çekinmediler. Fakat Karamollaoğlu kutuplaştırıcı siyasetin ipliğini pazara çıkarmıştı. Ne yapacaklarını bilemez olmuşlardı.

Kavga üslubunun faydası yok. AKP Genel Başkanı, “Birileri fitne kaynatıyor; münafıklar çetesi” sözünü etti. Ahmet Davutoğlu döneminin Strateji Danışmanlığı’nı yürüten Atılgan Bayar’dan cevap geldi: “Elveda AK Parti; elveda Erdoğan!”

Sayın Bahçeli, Cumhurbaşkanlığı için imza verilmesinden 1 gün önce, “100 bin imzada FETÖ’ye bakılsın” diyerek seçmene gözdağı verdi. Kimse tınmadı bile. Konu Karamollaoğlu’na soruldu: “Bu çirkinliklerin içine batmak istemem. Herkes söylediği sözle anılır. FETÖ ile kimin yatıp kalktığını herkes biliyor.”

Candaş medya, Saadet Partisi’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nı diline doladı. Küçük düşürmek istedi. Her şey milletin gözünün önünde cereyan etmişti. Gerek 100 bin imza, gerekse ittifak düzenlemelerini hükümet yapmıştı. Niçin yanlış düzenleme yapanların üzerine gitmiyorlardı: “Bir vicdanın bilemem kaçtır hava parası!”

Aydın, yalaka olmaz. Baskıya boyun eğmez. Hakikati savunur. Onuruyla yaşar.

Hükümet barajı “sıfırlayacak” yerde; partileri ittifaka zorlayan düzenleme yaptı. Suyu yokuşa akıtmaya, sağ kulağını sol elle göstermeye zorladı. Saadet Partisi barajsız seçime girmek için “anayasal zorunluluk” olan “ittifak”ı yaptı. Bu bir suçsa(!) hükümetten hesap sorulmalıydı.

 SAADET DENGE UNSURU

ŞER odaklar pusuda. ABD, Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma hazırlığında. Fransa Siyonist lobiyi harekete geçirerek Kur’an’a dil uzattı. Dünyadaki hareketlilik ortada!

Stocholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) 2 Mayıs 2018’de yıllık raporunu yayınladı. Rapora göre, 2017’de küresel savunma harcamaları 1 trilyon 739 milyar dolara yükselmiş. ABD, askeri harcamalarda önde! Türkiye 15. sırada. Uzmanlar, “Dünya savaşa hazırlanıyor” yorumunu yapıyorlar.

Ülkesini sevenler sorumluluk şuuruyla hareket etmek zorunda. Seçime gidiyoruz; savaşa değil. Hepimiz bu ülkede “bir arada” yaşıyoruz. İç barışı zedelememeliyiz. Baştan beri şiddet, kavga, polemik ve kutuplaştırmaya prim vermeyen Saadet Partililere öncülük yapma görevi düşüyor. Bu seçimlerde de provokasyonlara karşı uyanık olmalıyız.

Yapıcı ve uzlaşmacı üslubumuzu sürdürelim. Kazanma niyetiyle de olsa kimseyi incitmeyelim. Haksızlığa uğrasak bile, haksızlık etmeyelim. Ulvi amaçlar uğruna siyaset yaptığımızı unutmayalım. İnsanları hikmet ve güzel öğütle seslenelim. Kabul etmeyenlere darılmayalım; kızmayalım.

Kudüs’ün; Filistin’in; yakılan, soykırım uygulanan Arakanlıların sorumluluğu üzerimizde.

Türkiye’yi manen ve maddeten kalkındırıp İslam dünyasının öncüsü yapma; dünya huzur ve barışını sağlama görevi üzerimizde. Kanayan her yüreğin sorumlusuyuz biz!

Milli Görüşçülerin iğneyle kuyu kazarcasına verdikleri destanlık mücadeleye şahidim. “Gemileri yapmaya devam edelim; Allah denizi ayağımıza getirecektir.” Bunun işaretleri belirdi.

Maneviyatçıyız. Ahirette hesap vereceğimiz inancıyla çalışırız. Hangi plan uygulanırsa uygulansın, Allah’ın planının galip geleceğine inanırız.