Sahte bal, sahte hesap, sahte rakı, sahte kâr, sahte öğretmen derken geçtiğimiz günlerde doktorun da sahtesi yakayı ele verdi. Bir tür oyundu aslında onunkisi. Çocukluk hevesini kısa süreliğine de olsa yaşamaktan öteye geçtiğini sanmıyorum. Bu tür yalanların mumu ne de olsa yatsıyı bulmadan söner. Hikâyesi değişik olsa da sahteliklerden medet umanların ortak bir hedefi vardır: Kâr!
Gerçek olanın maliyeti yüksek, ömrü uzun ve temini meşakkatlidir. Sahte olan, gerçek olandan rol çalarak onun şapkasını kullanır ve hiç emek sarf etmeden gerçeğin itibarını bozdura bozdura harcar. Gerçek olanda kâr ile zarar eşittir. Sahteyi pazara sunanların taş atıp kolları yorulmadığı için her durumu kâr kabul ederler. Sahte parayı kaybedenlerin cebinden hiçbir şey çıkmış olmadığı gibi sahte diplomayla yakalananların da emekleri boşa gitmiş olmaz. Kârın sahtesini piyasaya süren kişi soyut ya da somut bunu ne ile yaparsa yapsın sahtekârdır. Kârın bir had ve hududu olmalıdır. Sınırsız kâr, kişiyi dürüstlük sınırlarının dışına çıkmaya ikna eder. Kârın cazibesinin doğurduğu sarhoşluk, yapılan sahteliğin vicdani rahatsızlığını unutturuverir.
Sahtelik sadece eşyada, nesnede ya da bir şeyin terkibinde olmaz, fikirlerde, duygu ve düşüncelerde, hatta öğreti ve dünya görüşlerinde bile bu sahtelik kendini gösterir. İnsan eli değmeyen bir sahtelik yoktur. Yapma ve düzmece bir özelliğe sahiptir sahte. Tarihten rol devşirip kendini halaskâr ve civanmert gösteren sahte kahramanları bu millet iyi bilir. Aslının yerini almak için varlığını ucuza satan şeylerin kendilerine fakir sofralarından nasıl bir saltanat kurduklarını biraz yakından bakınca görürsünüz. Adı bal ama tadı bal olmayan, rengi zeytin lakin tadı zeytine iftira olan, dilde demokrat işte, oluşta ve eylemde jakobenliği hayat biçimi haline getiren ne çok insan var çevremizde. Kâr üretme çiftliklerinde yetiştirdikleri sahteliklerle kendilerine uyduruk bir dünya kurmuşlardır.
Taklit ile sahteyi birbirine karıştırmamak gerekir. Taklit, “onun gibi olma” heves ve iştiyakından ileri gelir. Taklit edilen, özenilen, dikkate alınan ve içten içe örnek edinilendir. Hiçbir orijinal söz ve eylemin aslında hiçbir yerde şubesi yoktur. Buna rağmen adım başı o isimle şubeler görürsünüz. Burada sahtelik değil taklit söz konusudur. Bir başka tabirle orijinali olan bir şeyin yeniden yorumlanmasıdır. Taklit, bir başka uyarıcıya hacet kalmaksızın kendisinin bir örnekten esinlendiğini alttan alta ifade eder. Tek derdi, bilenlerin yardımıyla bilinmeyene ulaşabilmektir. Bir tür analojidir bu. Sattığınız köftenin fiyatını yükseltmek, müşterisini çoğaltmak istiyorsanız lezzetini artırmak için uğramak yerine ünlenmiş bir köfteciyi taklit etmeniz yeterlidir. Yeter ki kârınıza sahtelik bulaşmasın. Yani taklidiniz sahte olmasın.
Gözyaşının sahtesini gerçeğinden nasıl ayırt edersiniz? Acılarınız ve üzüntüleriniz bunu açığa çıkarır. Ağlamak, niyetsiz bir eylemdir. Bunu kendinizle danışıklı biçimde kurarak gerçekleştirirseniz sahiciliğin yerinde yeller esiyor demektir. Ya gözyaşlarınızın içi boştur ya da döktükleriniz timsah gözyaşlarıdır.
Düşünmek ve duygulanmak bile maliyet gerektiriyor. Hem düşünce ve duygulanım malzemeleri oldukça pahalı hem de oluşturacağınız düşünce ve duygu binasının inşası çok masraflı. Üstelik büyük sorumluluklar gerektiriyor bunları hakkaniyetle dünyamıza katabilmek için. Bu yüzden insanların çoğu derme çatma düşünce ve duygu barakalarında oturuyor. Bütün mesele daha az fatura ödemek. Sözgelimi dini orijinalitesi içerisinde bütün sahihliğiyle öğrenir ve yaşarsanız dünyada sadece kendiniz için yaşayamazsınız. Düşünmek insana her gün ev ödevi verirken duygulanmak yaşadığın dünyada olup bitene karşı duyarlı davranmayı gerektirir. Nefisleri bunu kaldırmayanlar sahih din, sağlıklı düşünce yerine sahte ve uydurma bir sistemi din diye yaşar, düşünce diye savunurlar.
Dünyanın kendisine gelince neresinden bakarsak bakalım, o sahte değil. Olsa olsa dünyaya bakışımız sahte olabilir. Çünkü dünya, ahiret hayatının gerçekliğini anlatmaya dair somut bir gösterge ve önemli bir ipucudur. Her zamanki asli yerini korumaktadır dünya, değişen insanın içindeki dünyadır. Biz buna dünya görüşü diyoruz. Görüşte sahtelik vardır, dünyada değil!