İstanbul gibi devasa bir uygarlık merkezini gezip, görüp, tanıyıp, anlamaya bir insan ömrü yetmez.

İstanbul abidelerini belki çocuklukta okul gezileri ile görüp; zihniniz fotoğraflayıp, belleğiniz kayıtlara geçti.

Belki gençlik yıllarınızda arkadaşlarınızla gidip o muhteşem eserleri; sizde birikmiş bilgiler eşliğinde bir daha gözden geçirdiniz.

Bence bu da yetmez.

Sanat abidelerine mümkünse bir dostu ziyaret eder gibi, her yıl uğramaya bakınız.

İddia ediyorum ki her seferinde o tarihi yapıta bağlılığınız daha fazla artacaktır. Onlarla birlikte yaşlandığımız süreci düşünürsek, on yıl önceki zihin yapımızla bir de şimdikini imbikten geçirdiğimizde; sanata, medeniyete, kültüre olan tasavvurumuzun nasıl bize katılan yıllarla birlikte beslendiğini görebilmekteyiz.

Geçen gün, on beş asır İstanbullulara güzellikler ilham etmiş bir mabede doğru sürüklendim.

Kim bilir kaç kez gelmiştim Kariye Camii ne. Bizans sanatı derslerini içinde yaptığımız bir sınıfımız olmuştu neredeyse.

Ama çocuklarımla gezmek, onlara bir gelecek tasavvuru çizmek, geçmişten renkler aktarmak, benden sonraki kuşağı bilgilendirmek çok önemli bir vazife idi.

O gün sonbahar yaprakları arasında daha bir efsunkâr idi bu 6. yüzyıl eseri.

Sanki ilk kez görüyormuşum gibi heyecanlandım, bu anne mabedi süzerken. Kim bilir kaç neslin ötelere gidişine tanıklık etmiş, ne olaylar yaşamış, ne depremler geçirmiş bedenini izledim. Hâlâ gözümüz gibi koruduğumuz bu Bizans hatırasını izlerken ecdadıma duyduğum saygı bir kez daha arttı.

Düşünün yüz yüze, göğüs göğüse bir savaşta onca şehit verilmiş, kalelerini koruyabilmek için karşı taraftaki insanların surlardan kaynar sular döktüğü Osmanlı askeri haşlanmış; kafası, gözü birinci derece yanmış, yanınızdaki kardeşiniz, arkadaşınız, çok kanlı şekilde öldürülmüş, ne kadar meşakkatler çekilerek İstanbul fethedilmiş. O zafer sarhoşluğu esnasında, yanınızda yitirdiğiniz can kardeşleriniz, arkadaşlarınızın kanlı yüzleri gözlerinizin önüne gelip intikam ateşi ile düşmanın kiliselerini ateşe vermiyorsunuz, yakıp yıkmıyorsunuz, eli öpülecek bir anne mabed gibi bağrınıza basıyorsunuz.

İşte bu asil ruhun, büyük vizyonun önünde bir kez daha hayranlıkla gülümsedim. Bugün olsa acaba aynı hoşgörü olabilir miydi

Ki her türlü menfilikte dinin izlerini arayan cahiller, hiç düşünmezler mi o dönemler din zirvede yaşanmakta idi. Bugün daha elli yıl önce yaptıkları azınlıkları taciz, mallarına saldırı sonucu kaçırdıkları insanlar da aynı şeyleri düşündüler. Modern Türkiye de dinin yaşanmaması cehaleti doğururken, geçmişin din eksenli toplumunda şefkat ve merhamet, asalet, ruh üstünlüğü hâkimdi.

Kariye, altıncı yüzyıl eseri olsa da depremlerle harap olan yapıyı 11. yüzyılda imparatorun kayınvalidesi Dukaine yeniden inşa ettirir. Soteros yani Hz. İsa ya adanır. 4. Haçlı seferinde acımasızca harap edilir. Evliya Çelebi, "evvelce bir sanatlı kilise" diye anlatır. Yabancı seyyahlar da, caminin içinde mozaikle işlenmiş resimler gördüklerini yazmışlardır. Böylece buradaki resimlerin bir kısmının üstünün açık olduğunu anlamaktayız. Bugün için imkânsız olan bu hoşgörüyü Osmanlı asırlar önce gösterip, sadece namaz kılınan yerin resimlerini tahta bir perde ile veya ince bir badana ile kapatıp diğer yerleri açık bıraktı. Zira 1886 da duvar resimlerinin kataloğu bastırıldı. 1894 depreminde bayağı harap oldu. 2. Bayezid devrinin sadrazamı tarafından 1511 de camiye çevrildi. 1945 de İnönü tarafından müze yapıldı.

Orijinal ismi Chora Manastırı olan mabet, Kariye Camii olarak isimlendirildi. Sahabeden Ebu Said el Hudri nin kabri de buradadır.

Fakat ne acı ki; Koç Vakfına bağlı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü nün açtığı sergide minaresiz, çan kuleli Kariye maketi ile görmek istedikleri mabedi ortaya koydular. Asırlarca anne mabed olarak Osmanlının bağrına bastığı sadece bir minare ve bir mihrab ile saygısını sunduğu o asil duruş nerde, bugünün bencil, korkak, aciz, özgüvensiz, geçmişinden utanan anlayışı nerede.

Aradaki fark gerçekten büyük. Dün inancın tasvir yasağına rağmen resimleri kırmayan o ince asalet, bugünse modern denilen acizlerin realiteden çıkardığı, ecdat hatırası minare ve hilalin yerine ekledikleri çan kulesi ve haç.

Ne kadar hazin değil mi