Gide gide yalnızlaşmakta insanoğlu.
Değil mahallesini, köyünü, sokağını. Ailesini de kaybetmekte. Şiddete, tenkide, hoşgörüsüzlüğe daha meyyal hale gelmekte. Masallarla, ninnilerle büyümediğinden mi?
Son dönem annelerinin elinde akıllı telefon, açtıkları filmlerle lokmayı bebeklerinin ağızlarına itmeye uğraşmaktalar. Besmeleyi, bereketi, şefkati, merhameti vermeyi unuttuklarından mı?
Yalnız bebekler, ekranların şiddeti ile kilitlenen çocuklar, ebeveyn olduklarında da o filmlerdeki korktukları insanlar gibi etrafa ya tokat ya bıçak sallamaktalar. İyi okullar bitirip iyi maaşlar almaktalar ama başarı putları onların insan olmasına yetmemekte; çocuk yüzlerine asit atabilmekte ya da eşini evlatlarının gözü önünde katledebilmekte.
Yalnız, ilgisiz, sevgisiz mi kaldı son nesil. Kendine hayrı yok ki, topluma nasıl katkıda bulunabilsin denilebilen bir kuşak, hızla sarmalamakta etrafı. Modernite, sanki suç makineleri üretmekte.
Güzel ortamlara sevk edilen, sevgi, sabır, saygı eksenli ilgilerde bir gül gibi yetişen çocukların hali tavrı çok daha nezihken. Geldiğimiz zaman dilimi her şeyi öğütüp tüketirken, kardeşlik medeniyetini de bir kurt gibi içerden yıkmakta.
Bu kez iyilerden bildiğimizde bir savaş, ellerinde baltalar birbirlerine saldırmaktalar. On sene önce rüyada görsek inanamayacağımız bir kardeş kavgası.
Kimse kimseden haz etmemekte, kimse kimseyi görmeye tahammül etmemekte, yüküne el atmamakta, yolundaki taşı kaldırmamakta, patlatıvermekte kurşundan ağır cümleleri.
Kalem ehlinin kıyasıya hesaplaşması. Yaşayan yazarın değil, ölü yazarın yazılarına puan vermeler. Sağlığında göstermediğimiz alaka, öldükten sonra bir suç savma gibi samimi olmayan güzellemeler. Rahman, bu kadar taşkınlığımızı hesap edip de, Hucurat Suresi 10. ayetinde kardeşlik medeniyetinin altını çizmiştir.
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, merhamet olunasınız.” Ara düzeltmeye harcanacak emek ne yazık ki ara bozmaya kaydırılmakta.
Ayetin muhatabı Tahire Hoca, anlatmıştı, “İki kardeşim birbirine gücenip küstüğünde, onlar barışıncaya kadar oruç tutar ve dua ederim.”
Kaldı mı acaba bu insan ulularından.
Oysa insanlığın önderi (S.A.V.), kutlu kardeşlik medeniyeti üzerinde ne kadar ehemmiyetle durmuştur: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Kim mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ı sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarından birinden kurtarır. Kim bir Müslüman’ın kusurunu örterse, Allah da, kıyamet günü onun kusurunu örter.”
Ne yazık ki bugün ulu Nebinin tam aksi işler cereyan etmekte.
Kuzular kurtlara teslim edilmekte.
Kardeşlerin ihtiyacı, sıkıntısı görmezden gelinmekte. Hele kusur örtmekte her birimizin karnesi öylesine zayıflarla dolu ki, oturup halimize ağlamamız gerekirken gaddarlıkta sınır tanımamaktayız.
Sevgi uygarlığının önderi, asırlar öncesinden bugünleri görüp, hastalığımıza neşter vurmakta:
“Sizden biriniz, kendisi için sevdiğini, mümin kardeşi için sevmedikçe gerçek mümin olamaz.”