Allah’ın ülkemize bahşettiği en önemli güzelliklerden birisi de hiç kuşku yok ki dört mevsimi yaşamamızdır. İlkbahar, yaz, sonbahar ve kış olanca güzelliğiyle gelir misafirimiz olur hanelerimize, beldelerimize. Diğer mevsimler insanı ürkütmez de kış söz konusu olduğunda içimiz ürperir nedense! Oysa o da diğer mevsimler gibi güzelliğiyle gelmektedir.

Özellikle büyük şehirlerimizde kış yaklaştıkça bir telaş, bir endişe hâkim olurken, meteorolojik veriler daha bir dikkatle takip edilip, belediyenin “Kış çalışmaları” araçları ana arter dediğimiz yollarda şehir insanının gözüne sokulurcasına beklemeye başlarlar. Neymiş bilmem nereden kar geliyormuş, meteoroloji şiddetli kar yağışı uyarısında bulunmuşmuş… Özellikle görsel medyanın konuyu ballandıra ballandıra tatlı bir telaş kıvamında haberleştirmesi insanları zamanla kar ve kış kavramları üzerinde derin derin düşünmeye sevk etmekte.

İnsanlar özellikle medyanın telaş ve korku kokan haberleriyle paniklemekte, kimileri ise ciddi ciddi endişe duymakta. Tabi bu endişe yağan ilk kar tanesiyle korkuya dönüşüvermekte. Oysa kar rahmettir, berekettir bizim inanışımızda ve geleneklerimizde. Ama şehirlerde bu nedense göz ardı edilerek kar bir umacıymış gibi izlenim oluşturulmaya çalışılıyor.

Her kar tanesini yere indiren bir meleğin varlığı Kudret-i İlahi’nin azametinin göstergesi olması gerekirken böylesi bir korkunun sebebi nedir? İşe giderken sıkıntı yaşamak mı yoksa doğalgaz parasının daha fazla geleceğinden endişe etmek mi? Elbette bunlar da aklımızın bir köşesinden geçen konular olsa da asıl endişe sebebi medyamızın kar ve kış üzerine korku algısı oluşturmasıdır bence. 

Kar yağdığında çalışanlar işlerine gidip gelmek konusunda sıkıntı yaşarlar, doğrudur ama şunu da unutmamak lazım ki asıl sıkıntı çekilmesinin sebebi belediyelerimizin kışla ilgili çalışmalardaki eksikliğidir. Elbette yollar kapanıyor, insanlarımızın bir kısmı yollarda mahsur kalıyorlar hatta donma tehlikesinin de yaşandığı bir vakıadır. Ama özellikle şehir içi ulaşımda eğer aksamalar oluyorsa buna en çok belediyelerin özellikle de ilçe belediyelerinin kış çalışmalarındaki noksanlıkları sebep olmakta. Pek çok insan aracını evinin bulunduğu sokaktan ana caddeye çıkaramadığı için sıkıntı çekmekte. Özellikle yokuşlu yolların olduğu muhitlerde kar küreme araçları günlerce ortalıkta gözükmemekte, tuzlama yapılmamakta bu yüzden de insanlar için kar tam bir işkenceye dönüşmekte.

Anadolu’da kar kalınlığı metrelerle ifade edilirken İstanbul’da beş on santim kar insanlara eziyete dönüşmekte. Hal böyleyken halka hizmet için var olan belediyeler her sene ilçelerinde kışla ilgili her hangi bir çalışma ya yapmamakta ya da çok geç yapmaktalar. Yapılan her hizmetin bir marifetmiş gibi halkın gözüne sokarcasına reklamını yapan reklam sever ilçe belediyeleri her nedense kar ve kış çalışmalarıyla ilgili yaptıkları hizmetlerden bahseden bir tane afiş, billboard, pankart asmamaktalar. Burada büyük şehir belediyelerini ayırmak lazım diye düşünüyorum! Zira büyükşehir belediyeleri de olmasa koca kentler ulaşımsız köylere dönecekler neredeyse.

İstanbul’da yaşadığım için yukarıda anlattığım tüm zorlukları ve yapılan, yapılmayan tüm çalışmaları aynelyakin müşahede etmekteyim. Ana arter dediğimiz yollar kar yağışı ne kadar yoğun olursa olsun genelde açıkken ara sokaklarda tam bir Anadolu kasabası mahrumiyeti yaşanmakta. Bu mahrumiyetin tek müsebbibi de çalışma yapmayan ilçe belediyeleri olmakta.

İki, üç kültür merkezinde aktivite yapmakla övünenler ise kar yağdığında ortalıkta gözükmemekteler her nedense! Kar eridikten ve insanlar normal yaşamlarına yeniden döndüğünde de billboardlar yeniden süslenmekte ve “Filan kurumdan belediyemize ödül”, “Falan etkinliğimiz filan yerden ödül aldı” şeklinde ödül almış bir belediye başkanının gülen fotoğrafıyla halkın bilinçaltına arzı endam etmekteler.

Kar güzelliktir! Biraz sıkıntı verse de şehirlerde o doyumsuz manzarası ile tarifsiz mutluluk verir insanlara. Hele öğrencilerin “Tatil yağıyor” diye sevinçleri görülmeye değer bir olay. Aslında kar yağdığında çocuklara izin verilmesi taraftarıyım. Zaten çocuklarımız sokakta oyun oynamayı neredeyse unuttular bari kar yağdığında doyasıya oynasınlar, eğlensinler. Evet, özellikle İstanbul Valisi Sn. Vasip Şahin başta olmak üzere tüm valilerimize açık çağrım olsun bu; kar yağdığında tatil ilan ederek çocukların kardan dolayı yaşadıkları o mutluluğa ortak olun. Bırakın çocuklar gönüllerince kartopu oynasınlar, kardan adam yapsınlar, mümkünse kızakla kaysınlar. Zira yaşları biraz daha büyüdüğünde kar geliyor denilince ürperecekler ve korkuya kapılacaklar. Bari şimdi doyasıya karla haşır neşir olsunlar…

Minik bir tebessüm

İt gibi titriyirsin

İstanbul’a gurbete giden Erzurumlu, dönüşte karısına İstanbullu hanımların, akşam eve dönen kocalarını, kapıda nasıl karşıladıklarını “Hoş geldin kocacığım, üşümüşsün, yorulmuşsun!” gibi kibar, nazik laflar ettiklerini anlatmıştır. Belli ki o da karısının kendisini öyle karşılamasını istemektedir. Adam akşam eve gelir, kar, tipi, soğuk, karısı kapıyı açar:

-Ula herif, it gibi titriyirsin...

İlgilisine notlar:

** “Kar taneleri ne güzel anlatıyor birbirine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu.” (Mevlana)

** “Hava soğuyunca değil, yüreği soğuyunca başlarmış insanın kışı.” (Elif Şafak)

** “Karın ilk düşüşü sıradan değil, sihirli bir olaydır. Uyandığında yattığından daha farklı bir dünyaya gözlerini açarsın.” (J. B. PriestIey)

** “Karın yağdığını görünce; Kar tutan toprağı anlayacaksın. Toprakta bir karış karı görünce. Kar içinde yanan karı anlayacaksın.” (Sezai Karakoç)