3 Aralık 1984…

Yer, Hindistan’ın Bhopal Eyaleti. Tarihe Bhopal felaketi diye geçen faciada bir gecede 10 bin kişi öldü, daha sonra ölenlerle birlikte sayı 18 bine yükseldi. 200 bin kişi zehirlendi. Böyle bir faciaya sebep olan bir Amerikalı böcek ilacı fabrikasından yanlışlıkla sızdığı iddia edilen 40 ton metil isosiyanat adlı zehirli gazın sızmasıydı.

Çernobil faciasından daha fazla çevreye zarar veren bu böcek ilacı fabrikasının kalıntıları sebebiyle Bhopal eyaleti doğal afet bölgesi ilan edildi. Çevreci grupların 20 sene sonra bölgede yaptığı ölçümlerde bölgedeki topraklarda normalin 6 milyon katı toksik yani zararlı madde bulundu.

Hintliler, Amerikalı böcek ilacı fabrikasını kendi ülkesinde kuramayacak kadar bakımsız, kontrolsüz ve yeterli teknolojiden uzak bu fabrikayı kendi ülkelerinde açtığını söylemekteler. Amerikalı şirket için Amerika’daki şartlara göre daha ucuz sermaye harcayarak daha ucuz iş gücünü temin etmek adına Hindistan o sıralar uygun bir yerdi. Fabrikada gerekli tedbirler ve önlemler alınmadığı ve Hint Hükümeti’nin denetlemesini yapmaması sonucu bir gece içinde “sinekler, böcekler” gibi şehrin her yerinde pat pat düşerek ölen binlerce insan.

Bhopal Felaketi ile ilgili yapılan belgesel filmde felaketin sonucu hakkında şu sözlere yer veriliyor: “Günümüz Bhopal hakkında gerçek nedir? Carbide (Amerikalı böcek firmasının ismi) ve Hint Hükümeti’nin anlaşarak davayı sonlandırmasının dört yıl sürdüğü mü? Kendi hükümetimizin Carbide’ı mahkemeye bile çıkarmadan gitmesine göz yumması mı? Tedavi olmayı beklerken ölen insan sayısının o gece ölenlerin sayısından fazla olduğu mu? Ama şunu biliyorum ki, Carbide hiç gitmedi.”

Bhopal Felaketi hakkında dava açılan Amerikalı böcek fabrikası “ticari sır" olduğu gerekçesiyle toksik maddenin adını bile açıklamadı. Böylece tedavi görecek kişilerin de tedavi görmesine engel oldu. Felaket ile ilgili hakkında açılan dava sonucu mağdurlara ve yakınlarına 470 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldı. Ancak Hindistan Devleti’ne ödenen paranın çok azı gerçek mağdurlara dağıtılabildi. Fabrika mağdurlara kişi başı sadece 300 dolar ödedi.

Neden bu tarihi olaydan bahsettik? Malumunuz G-20’nin toplantısına bu sene Hindistan ev sahipliği yaptı. Yani şu dünyada zengin 20 ülkenin toplandığı, 200 ülkenin olduğu dünyada 20 ülkenin atını oynatmasına sebep olan toplantı.

Bu seneki G-20 Toplantısı’nın ana teması "Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek” oldu. G-20 Zirvesi’nin ana gündem maddeleri olarak sürdürülebilir kalkınma, gelişmekte olan ülkelerin dış borç sorunu ve Dünya Bankası reformları gibi meseleler olduğu söylendi.

Gösterilen ve söylenenlerin dışında olayı ele almaya çalışalım. G-20 ülkesi iki devletin mazlum halka yaptıklarından sadece bir örnek verdik. Yirminci yüzyıl başta Afrika, Asya, Güney Amerika olmak üzere tüm dünyada bu tür sömürünün binlercesi yaşandı. Bu zihin G-20 ülkelerinin sahip olduğu zihin. Yani bir gece içinde binlerce insanların ölmesine “sinek” kadar değer vermeyen zihin. Bhopal Felaketi’ne sebep olmuş devletler diğer dünya halklarına ne verebilir? Kendi vatandaşına bile “bir sinek” kadar değer vermeyen devletler dünyanın geri kalanı için “sürdürebilirlik (!)” adına ne katkı sağlayabilir? Herkes biliyor ki, ne Amerika’nın zihniyeti değişti ne de kendini “uluslararası camia” denilen bir avuç ırkçı emperyalistin dünya üzerindeki haksız, insanlık dışı emelleri değişti?

Dünyada halklar 1984’e göre daha fazla savunmasız ve sahipsiz. Bir pandemi yalanı ile tüm dünya evlere tıkıldı. Hiçbirimiz yetkililere, etkililere, uzmanlara, bilimadamlarına (!) pandeminin gerçeklerine dair soru soramadık. Ekranlardan evimize akan haberlerde geçen rakamların güvenirliliğini sorgulayamadık. Ülkemizde ülkenin vatandaşı olarak evlere hapsedilirken yurtdışından gelen turistlerin ülkemizde açık alanlarda gezebiliyor olmalarını hatta nasıl ülkemizin sınırları içine girebildiklerini sorgulayamadık.

Son üç yüz yıldır dünyaya şekil veren zihniyet “gücü hak sebebi sayan” batıldır. Kaba kuvvete sahip olmayı günümüzde teknolojiye hükmediyor olmayı, askeri silahlara sahip olmayı, kitle iletişim araçlarını kontrol edebiliyor olmayı “hak sebebi” sayanların dünyasında hepimiz birer rakamdan ibaretiz. Yukarıda yaşanılan Bhopal Felaketi’nde olduğu gibi. Onlara göre kendilerinin dışındakilerin insan gibi yaşama hakkı yok, mülkiyet hakkı yok, aklını koruma hakkı yok, neslini, ailesini ve çocuklarını koruma hakkı yok, inandığı şeyleri ifade etme ve inandığı şekilde yaşama hakkı yok.

Kapitalizm için güçsüz, parasız, arkasız insanlar sadece birer istatistik. Kurulan “Yeni Dünya Düzeni” için ölenler de birer istatistik. Bir çocuğun babasını fabrika kazasında kaybetmesi en iyi ihtimal bulunan ülkelerde belirlenen kanunlar çerçevesinde birkaç dolar tazminat demek. Bir annenin evladını kapitalizmin kanlı ve pis çarkında kaybetmesi “ilerleme (!)” yolunda kaybedilen kurban olmaktan öte anlam ifade etmiyor.

İnsanın içini parçalayan konu ise bu zalim dünya düzenine karşı kurulmuş D-8 varken yani sadece ülkemiz ve ümmet için değil tüm insanlık için kurtuluş olan sağlam temellere dayalı kaba kuvveti değil “Hakkı üstün tutan” D-8’ler varken bu millet ve ümmet G-7’lere, G-20’lere neden kuyruk yapılır?

Müslümanlar, ırkçı emperyalizmi rahatsız etmeyen faaliyetler yapmayı bir kenara bırakarak D-8’lerin aktifleştirilmesi için baskı olacak çalışmalar yapmak zorundadır. Bu konu sadece siyasi alana sıkıştırılamayacak kadar geniş ve mühim bir mesele. Toplumun her kesimin bilinçlendirilmesi için kendisinin İslami faaliyet yapmak için kurulduğunu iddia eden her sivil toplum kuruluşu bu çözümde katkı sağlamak zorundadır. Olan olup bittikten sonra, herkes hesabını tek başına Allah’a vermek zamanına eriştiğinde tüm mazeretler geçmiş olacak.

Kaba kuvveti değil Hakkı üstün tutmak için bugünden daha iyi bir başlangıç günü yok!