"Sonra kalpleriniz taş gibi katılaştı, belki taştan daha katı. (Bakara 75)

Kalp katılığı, bu zamanda tutulduğumuz çok büyük bir hastalıktır. Kur’an’ı dinleyip etkilenmez olduk, ölüleri defnedip ibret almaz olduk, vaazlar ve ibretlik şeyler dinleyip düşünüp akletmez olduk.

Mazlumların hunharca katledildiğini görüp hareketsiz, öylece seyreder olduk. Duygu pınarlarımızı ve gözyaşlarımızı kaybeder olduk. Büyüğümüzü, küçüğümüzü bilemez olduk. Dostumuzu, düşmanımızı tanıyamaz olduk. Aslında, özet olarak; TANINMAZ HALE GELDİK.

İbn Kayyim El-Cevziyye’nin ifade ettiği gibi;

"Gafil kalp; şeytanın barınağıdır." Yoksa en tehlikeli uyku diye ifade edilen gaflet uykusuna mı tutulduk? Yoksa kalplerimiz, şeytanların, Deccallerin ve zalimlerin otağı ve barınağı mı oldu.

Hâlâ Ahmet b. Hanbel’in şu uyarısına kulak verme zamanı gelmedi mi? O, şöyle nasihat ediyor:

"Ey kardeşim bil ki!

Günahlar, gaflet verir.

Gaflet ise kalp katılığı verir.

Kalp katılığı Allah'tan uzaklaştırır.

Allah'tan uzaklaşmak ise cehennemi verir.

Bunlar hakkında ancak diriler düşünür.

Ölülere gelince, onlar dünya sevgisiyle kendilerini öldürmüş kimselerdir."

Bu ne kötü sarmal; önce günahlar, sonra gaflet, sonra kalp katılığı ve cehennem...

Yahya b. Muaz'ın buyurduğu gerçek, aynen bu sarmalı ifade ediyor;

"Bedenin hastalığı ağrılar ile, kalplerin hastalığı ise günahlar iledir.

Beden hastalandığı zaman yemeğin lezzetini bulamadığı gibi; kalp de günahlarla beraber ibadetin lezzetini bulamaz."

Sonra da sızlanır dururuz: Niçin namazlarımızdan zevk alamaz olduk, okuduğumuz ve dinlediğimiz Kur'ân’dan etkilenmez olduk. Niçin, niçin?

Cevabı basit: Biz, kalp âlemini, gönül dünyasını amansız düşmanlara kaptırdık. Kalbin dümeni şeytanın elinde, gönül kabini şehvetin güdümünde, aklın rotası batılın yolunda heba oldu, heder oldu.

KALBİN KATILAŞMA SEBEPLERİNDEN BAZILARI:

1- Günah ve isyanlara ısrarla devam etmek.

2- Allah'tan başkalarına bağlanmak.

2- Kur'an’ın ahkamını terk etmek.

3- Dünya hırsına kapılmak.

4- Çok gülmek.

5- Nahoş şarkılar ve nameler dinleyerek ömür sermayesini tüketmek.

6- Kötü arkadaşlar ve nahoş meclisler edinmek.

7- Yeme ve içmede ölçüyü kaçırmak.

8- Haram yemek.

Bu ve benzeri halleri terk etmedikçe kalp, kıvamını bulamaz, doğal ritmine ulaşamaz. Kalp, kelime kökü itibarı ile çabuk değiştiği için kalp olarak isimlendirilmiştir.

Kalp, Allah'ın çizmiş olduğu prensipler doğrultusunda hareket ederse, işlevini huzur ve huşu ile yerine getirir.

Şeytani, program ve emellerin kurbanı olursa hastalanır ve ölür. Kalbin ölümü ise en büyük musibettir. Öncelikle kalbi hastalandıran mikrop ve virüsleri iyi tanıyıp kalbi onlardan korumak gereklidir.

Kalbin hastalıklarından bazıları şunlardır:

1- Münafıklık 2- Riyakârlık 3- Dinde şüpheye kapılmak 4-Suizan sahibi olmak 5- Haset etmek 6- Kibir sahibi olmak ve kendisini beğenme ve başkalarını hakir görüp insanlarla alay etmek.

7- Kin beslemek 8- Ümitsizlik 9- Heva ve hevese kapılmak 10- Allah'tan başkasından korkmak 11- Vesveseye kapılmak 12- Kalp katılığı 13- Hak dışı hizipleşme. 14- Gayrimüslimlere meyletmek.

Yani bugün, kıvamını bozmadığımız kalplerimiz olsaydı; aileler, nesil ve toplum bozulmayacaktı. Zalimler her istediğini yapamayacaktı, mazlum coğrafyadan yükselen imdat çığlıkları karşılıksız kalmayacaktı.

“O gün ne malın bir faydası olur ne de evlâdın. Yalnızca Allah'ın huzuruna selim bir kalp getiren hariç!" (Şuara 88-89)

Kalb-i selim; küfürden, nifaktan, bidatlerden ve kalbin hastalıklarından arınmış kalptir.

Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:

"Dili dosdoğru olmadıkça kulun imanı istikamet bulmaz. Kalbi dosdoğru olmadıkça da dili istikamet bulmaz." (Ahmed b. Hanbel-Müsned)

Rasulüllah Efendimiz, imanın istikametini dile; dilin istikametini de kalbe bağladı. Dil, afetlerinden kurtulmadıkça kalp istikamet üzere olamaz. Yani kalp dile, dil de kalbe bağlıdır.

Rabbim bizleri ve ümmet-i Muhammedi ürpermeyen, hissetmeyen ve günahlarla taş gibi katılaşmış kalpten korusun.