Kaderiye Mutezile nin fikir atasıdır. İslam içinde bir
Mecusilik damarı olarak nitelendirilmiştir. Zira irade bakımından dualizme ve
seneviyyeye çağrışımlar yapar. Kadere inanmaz ve Allah ın bu alandaki
tasarrufunu reddeder. Ön bilgi olarak Allah ın tasarrufunu nefyeder. Ardından
kulların amelleri üzerindeki Allah ın tasarrufunu da kaldırır. Kulu sorumlu
kılmak için onu yaratıcı mertebesine isal eder. Günümüzde kaderiyecilik yeniden
hortlamıştır. Bunun ülkemizde iki kişi veya akım tarafından temsil edildiğini
görebiliyoruz. Bunlardan birisi Hasan Basri üzerinden kaderiyecilik yapan
kendinden menkul bir ilahiyatçıdır. Hasan Basri üzerinden kaderi inkar etmek
bir taşla çift kuş vurmaktır. İkinci isim ise Süleymaniye Vakfı Başkanı
Abdulaziz Bayındır olmalıdır. Önce eleştiri oklarını bazı meşayiha yöneltmiş ve
bu ona cesaret vermiş eleştirilerini kademe kademe artırmıştır. Bediüzzaman
gibilerin gayb aşina şahsiyetler olamayacağını söylemiştir. Halbuki gaybı
bilmek veya gayb aşina olmak cüz-i iradenin o alana yansımasından başka bir şey
değildir. Mutlak gaybı ancak Allah bilir. Mukayyet gaybı ise başta vahiyle
peygamberlere açar ve ardından ilhamla bazı sevdiği, kurbiyete nail olmuş
kullarına verir. Gayb bilgisi kullara kademeli olarak aktarılır. Bu keramet
yani ikram şeklinde olur. Bunda kulun bir dahli yoktur. Yani ilham kesbi
değildir. Bundan dolayı gayb tekelini veya bilgisini tartışmak beyhude bir
durumdur. Gayb bilgisi çalışarak elde edilmez. Lakin sünnetullahı ve tabiatta
cari olan kanunlarını bilenler tarih ve fizik üzerinden bazı bilgilere
ulaşabilirler. Sonuç itibarıyla bu kıyasla elde edilen bir bilgidir.
*
Kaderi ret ve Kaderiye anlayışı Müslümanların başlarına
gelen en büyük felaketlerden birisidir. Fikir ve inanç dairesindeki afetlerden
birisidir. Cebriye kaderi inkar etmez ama alanını tahrif eder. ispat etmekle
birlikte cüz-i ihtiyari olanı reddetmektir. Ebu l Hasan el Eş ari ise cüz-i
iradenin taallük etmiş olduğu alana kesbiyat alanı demektedir. Kur an da bima
kesebet eydiküm /kendi kazandıklarınız nedeniyle tarzında ifadeler vardır.
Kesb bu ifadelere uygundur. Mutezile buna yaratma diyerekten irade konusunda
seneviye yani dualist bir yaklaşımı benimsemiştir. Ya da çift yaratıcıyı kabul
etmiştir. Böylece kul kendi fiilinin yaratıcısı olur. İbni Teymiye ise sırf
Eş arilere muhalefet olsun diye kesp makamını fiil/fail makamı olarak
değiştirir. Bu anlamda Mutezile ile Eş arilik arasında bir ara bölgede yer
alır. Matüridiler cüz i irade konusunda kula biraz daha fazla sorumluluk
yükleme taraftarıdırlar.
*
Günümüzde kaderiye yeniden hortlamıştır. Sözgelimi
Süleymaniye Vakfı ndan bir zat ve onun gölgesinde deveran edenler gaybı bilmeyi
ve kader konusunu kademe kademe reddeden bir gelişme seyri takip etmişlerdir.
Kaderin bugünkü anlamda Abbasiler döneminde benimsendiğini ileri sürmüştür.
Önce evliyaların cüz i veya sınırlı olarak gaybı bildiklerini reddetmiş
ardından peygamberlerin de mutlak olarak gaybı bilmek bir tarafa mutlak olarak
gaybı bilmediklerini ileri sürmüştür. Ardından Allah ın da gaybı bilmediğini
iddia etmiştir. Böylece kendi silahıyla kendisini vurmuştur. Mutlak gaybı Allah
bilir. Mukayyet olarak da gayba aşina kıldıkları bilebilir. Bu mesele şefaat
gibidir. Her şey Allah ın sınırlamasıyla sınırlıdır. Onun iznine tabidir. Onlar
ise bırakın Allah ın izin vermesini kendisinin bile gaybı bilmediğini ileri
sürmektedirler. Bu kaderiyenin sefaletidir. Allah da gaybı bilmeyince demek ki
eşya ile ilgili tabir caizse bir bilgi işlem merkezi yoktur. Her şey gelişi
güzel olmaktadır. Burada Allah bilmiyorsa ya tabiat biliyor ya da kimse
bilmiyor. Tabiat biliyorsa bu durumda o tanrılık makamına yükselmiş olur.
Tabiat da bilmiyorsa dünya mutlak bir körlük içinde yüzmekte ve deveran etmektedir.
Bu anlamda geçmiş, gelecek ve her şey kargaşa içinde şekillenmekte ve bir
istikamete bağlı olmadan gelişmektedir. Dolayasıyla dünyadaki sistem kaotik bir
sistemdir. Halbuki sünnetullah bunun reddidir.
*
Kaderiye ümmetin eski bir hastalığıdır. Sahih-i Müslim de
bir hadis kaderiyenin ilk defa Irak ta görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu
meselenin Abdullah İbni Ömer in kulağına çalınmasıyla birlikte onlardan teberi
etmiş ve Müslümanları onları boykota çağırmıştır. Çünkü ehl-i bidat bir
akımdır. Onların sözleri şudur: La kadere ve l emru ünfun. Kader yoktur ve her
şey geçmişsizdir. Geçmişte olayların takdir edildiğini reddetmişlerdir.
Kurtubi, Sahih-i Müslim in şerhinde o dönemde tarihe karışmış kaderiye
topluluğundan bazı sözler aktarır. Kendi aralarında şöyle söylenmektedirler:
Allah oluşumundan önce hadiseleri bilmez. Kurtubi bunların küfür ehli
olduklarını söyler. Allah, allamu l guyub, alimu l gaybi ve ş şehade ve
innallalaha bikülli şey in alim makamındadır. Onlar ise bu suretle hem Kur an
hem de Sünneti tekzip ediyorlar. Ona cehalet isnat ediyorlar. Allah onların
söylediklerinden yüce ve beridir (El Kavlu l Mesmu fi Beyani el hecri l el
Meşru, Abdulah bin Muhammed Bin Sıddik el Haseni el İdrisi, naşiri, Ali Yusuf
Süleyman s: 15/24. Kahire). Allah cümlemize istikamet versin ve istikamet
sahiplerini de istikametten ayırmasın.