Türk televizyonlarında mantar gibi birbiri ardına sökün
eden programların ve dizilerin karakteristik yapısında kolay izleyici
çekebilecek, reyting getirecek format arayışı vardır. Herhangi bir televizyon
kanalında bir programın maya tutması, diğer ekranların da aynı programları
ekranlara sürmesi için birinci neden olarak karşımıza çıkar. Bir süredir CNN
Türk te Londra dan programlar yapan Cüneyt Özdemir, önceki akşam, Televizyon
ekranlarından izleyicilerin beklentisi nedir şeklinde bir dosya haber
programı yaptı. Teker teker insanları analiz etmek ve beğenilerini sorabilmek
elbette mümkün değil. Bu sebeple televizyonlar ortalama reyting getireceklerine
inandıkları programları ve dizileri, yedire yedire ekranlara getirerek reklam
verenlerin dikkatini çekecek bir yöntem izlemeye çalışıyorlar. Programcıların
ve dizi yapımcılarının temel mantalitesi ise izleyicilerin maraz meraklarına
yönelik, duygu sömürüsü yapabilecekleri konuları bulup, sahneleri çekip ekranlara
getirebilmek. Mesela, aylardır ekranlara gelen Muhteşem Yüzyıl dizisinde,
padişahın yatak odası sırlarının deşifre edilmesi ve batılının yüzyıllardır
kurcalamaya çalıştığı harem müessesinin ele alınması bir şekilde izleyicinin
dikkatini çekecek şekilde kurgulanıyor. Bu tarz diziler, batılı ülkelere de
pazarlanma niyetiyle çekildiği için, batılı ülkelerin o devirde nasıl rezil bir
şekilde olduğu, Osmanlı İmparatorluğu karşısında nasıl diz çöktürüldüğü, ardı
ardına yapılan fütuhat gibi meseleler pek fazla kurcalanmadan, savaş sahneleri
ele alınmadan yumuşak geçişle bir dizi yapılıyor.
Ya da herhangi bir dizide normal bir aşk ilişkisi dikkat
çekmeyeceği için, kahramanların arasındaki ilişki bir örümcek ağı gibi, marazi
durumlar da kurgulanarak ekranlara getiriliyor. Televizyon izleyicisinin
beklentisi ne olabilir İşi televizyon izleyicisinin beklentisine bırakırsanız,
insanın karanlık kodlarında bulunan tüm pisliklerin ekranlarda yansıması
gerekir. Yapılması gereken şey izleyicileri yönlendirmek ve onlara güzel bir
dünyanın izlerini sunabilmektir. Hak, hukuk, saygı, insanlık, vicdan gibi
kavramların yer alacağı güzellikte ürünleri ekranlara getirebilmek ve bunları
televizyon diliyle, yepyeni bir medya diliyle ortaya koyabilmektir aslolan.
Maalesef, Türk televizyonlarında sevgiyi, saygıyı,
vicdanı ortaya koyan yapımların sayısı hemen hemen yok. Çünkü televizyon
programlarının hemen hepsi materyalist ve kapitalist bir zihniyetle
kurgulanıyor. Onların tek beklentisi, daha çok seyirciyi tavlayabilmek ve daha
çok seyirciyi tavlayarak önüne getirdikleri reyting raporlarını, reklam
verenlerin önüne koyarak, daha üst limitte reklam gelirleri sağlayabilmek.
Bir şekliyle, onların mantığının da doğru olduğu
söylenebilir. Ama toplumun temeline konulan dinamit, sosyolojik gerçeklerimiz
ve sosyal yapımızın deforme olması meselesi konusu halledilmedikten sonra,
televizyoncuların bu ülkenin geleceğine bırakacakları miras, bataklık bir miras
olacaktır. Debelendikçe battığımız, battıkça bir daha yukarılara
çıkamayacağımız bir bataklık.
Bu bataklığı kurutmak için temel görev elbette bizlere
düşüyor. Bizim beğenilerimiz, bizim beklentilerimiz, bizim tercihlerimiz
televizyonlara program üretenler için önemli değil.
Biz de onları önemsiz görerek, onların yaptıkları
ürünleri seyretmeyeceğiz, protesto edeceğiz Yeni bir medya dili oluşuncaya
kadar onlara sırt çevireceğiz.
Gürültü yapacağız Malcolm X ne diyordu: Biraz gürültü
yapsan iyi olur.
İyi olur!..