Dünya görüşü ne olursa olsun bir insana davranış kazandırmanın en temel öğelerinden birinin “niyet” olduğunu biliyoruz. Bu bütün dinlerde “tanrının rızası”, bütün devletlerde “toplumun bekası”, bütün topluluklarda “insanın ıslahı” gibi anlamları ihtiva eder. Ancak bu davranış kazandırma işlemi “bilinçlilik”/“şuur” kavramları ile anlamlıdır. Yoksa bir davranışı “kastının manasını” bilmeden salt taklit üzere, körü körüne veya alışa geldiği için yapmak herhangi bir erdeme karşılık gelmemektedir. Bundan dolayıdır ki ahlak olarak aranan “niyet” kendinden beklenenden fazlasını ifade eder. Burada meselenin kapsamının genişliğinden dolayı ağırlıklı olarak dini ve felsefi terminolojiyi referans alarak önemli gördüğümüz bazı durumları değerlendireceğim.
“Niyet” aklın kullanımı açısından bazı kavramları öne çıkarır. Bu minvalde aklın insanın meziyetlerine yapmış olduğu katkının başında çok boyutluluk gelir. Buna irfan mektebimizde hikmet denir. Her ne kadar günümüzde kavramların sığlaştırılmasından “hikmet” de nasibi aldıysa da “yağmasa da gürlüyor” denilecek kadar deruniliğini hâlâ muhafaza eder. “Niyetin hikmeti” diyelim buna da.
İyisiyle kötüsüyle “niyet” dediğimizde aklımıza ilk olarak “kasıt” gelir. Öyle ki günlük hayattan hukuka her düzeyde kullanırız bu kavramı. “Kastım o değildi”, “Aslında şunu kastettim”, “Kastımı aştım” gibi cümlelerle “amaca” atıfta bulunuruz. Dini bütünlüğü ile “Ameller niyetlere göredir” sözü de hadis kitaplarının önsözü mahiyetindedir. İlk hadis olarak hep onu okuruz. Çünkü bir eylemin ahlakiliğinden bahsedebilmemiz için önce kastın ortaya konması lazımgelir. Hadisin devamında ise “hicret” kavramına olumlu ve olumsuz anlamları içeren özel vurgu yapılır ve ağırlıklı olarak şu mesaj verilir: “Ne yaptığının farkında mısın?”
Peki, gerçekten de “niyet” ameli belirler mi? İşte hikmet denilen yitiğimiz burada hemen devreye girer. Önce bir bağlam bulur kendine sonra da boyut açar. Meseleyi şümulüyle çevrelemeye çalışır. Niyetin iyiliğine verilen önem kadar doğruluğuna da verilip verilmediğini kontrol eder. Bunun içindir ki ayeti kerime akıl sahiplerinin öğüt almasını isteyerek “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” sorusunu yöneltir. Burada niyet bakımından felsefi bir tasnife de girilerek bilginin “doğru bilinç ve bilgiye” dayanması sağalır. Cehaletten, gafletten, vehim ve zandan gelen şuursuzluk ve ileti otorite kabul edilmez. Bundan dolayıdır ki toplumun ıslahında veya bozulmasında en büyük sorumluluk doğru bilinç ve bilginin idrakine en yakın olması muhtemel olan âlim ve idareci zümresine verilmiştir.
Burada niyetin bütünleyicileri de ihmal edilmemelidir. Bunlardan birincisi “ilim-amel” bütünlüğüdür. “Ey iman edenler, iman ediniz...”, “Yoksa insanlar, ‘İnandık.’ dedikten sonra imtihan edilmeden bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar?” gibi ayetler meseleyi ahlaki zemine çekmektedir. Çünkü ahlakta davranış, davranışta da temyiz kabiliyetinin sınanması vardır. İnsanı diğer canlılardan ayıran önemli bir özelliği de bu yönü ile “ahlak”tan ileri gelir.
Amel yönü ile niyetin önemli bir boyutu da şu hadisle anlam bulur: “Ameller sonuçlarına göredir.” Hikmet burada, “Niyet ettim Kâbe’ye gitmeye” demeyi yeterli görmez rotaya bakar. Bu boru hattı Tel-Aviv’e mi gidiyor, Kıbrıs’a mı; yaptığım iş Yahudi’ye mi yarıyor, Müslüman’a mı; kastım netice itibari ile zalimi mi yüceltiyor, mazlumu mu diye muhasebe yaptırır. Sarsar adamı. Vicdanın kaypaklığına, duyguların aşındırılmasına, algıların yönetilmesine geçit vermez. Aklı hâkim kılar. Çünkü akıl, işin sonunu düşünmektir. Maneviyatçılığın özünde de bu yok mudur: “Ahireti hesap ederek, görerek hareket etmek.”
İkincisi ilse “ilim-şuur” bütünlüğüdür. Bazen öyle ki bilginin kendisi de kurtarmaz olur insanı. Şuurun açığa çıkmasına ihtiyaç duyar. Ben bireysel veya toplumsal bir refleks olarak Gazze, Arakan gibi mazlum coğrafyalarda zulüm görenlere battaniye, makarna vs. yardımı yapabilirim. Gözyaşı döküp gece dualarıma alabilirim. Ancak bu imtihanın bir de hakikati var. Çünkü aslolan makarna veya gözyaşı değil, zulmün ortadan kalkmasıdır. Hadi benim bireysel ve toplumsal ahlakım buna el veriyor. Peki, düzen ahlakım! Düzen ahlakından nasiplenmemişiz isek niyetimiz ne kadar ulvi olursa olsun bir şuur zaafı yaşıyoruz demektir. Devlet aklı da işte burada devreye girer. Verilen oylar işte burada vücut bulur. Emperyalizme karşı gerçek mücadele işte burada tartılır. Çünkü devletin dili; elidir (gücüdür, eylemidir). Bir yerde el ile düzeltilmesi gereken mesele dil ile düzeltilmeye çalışılıyorsa büyük bir sorun var demektir.
Evet, niyet ahlakta önemli bir yekûn ancak kurtarır mı biraz da siz düşünün.