İttifak tartışmaları Türkiye’de siyasal gündemin odağına yerleşti. Esasında bu beklenmeyen olağanüstü bir gelişme de değil.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte zaten siyasetin ittifaklar zemininde şekilleneceği herkesin malumuydu.

Bugün Türkiye’de siyaset yapan partilerin, iktidar ya da muhalefet fark etmez,  ittifak gerçekliğinden uzakta değerlendirmeler yaparak kendisine rota belirleyecek olması, siyasetin geleceğini okuyamama problemine davetiye çıkartacaktır.

Parlamenter sistemde var olan iktidar-muhalefet ilişkileri üzerinden bugüne ve yarına dönük söylem ve politika geliştirmek aldatıcı olma riski taşımakta.

Zira Türkiye, beğenilir ya da beğenilmez, mevcut durumda parlamenter sistem ile değil Başkanlık sistemi ile idare edilmekte.

Alışkan olunulan siyasal denklemler ve ilişkilerin oldukça aşındığını unutmamak gerekiyor.

Sistem değişikliğinin sadece kağıtta kalmadığını, teamüllerin dışında bir yönetim anlayışının getirildiğini, partilerin buna göre hesap yapmak zorunda kaldığını bilmek gerekiyor.

Elli artı bir (%50+1) şartının dahi ne denli bir denklem potansiyeline sahip olduğunu, seçim ittifaklarının kaçınılmaz hale geldiğini bilmemek mümkün değil elbette.

Peki, bugün Türkiye’de ittifak konusu niçin bir anda tartışmanın odağına yerleşti? Çünkü son dönemde şartlar değişiyor ve hesaplar yeniden güncelleniyor. Bu köşeyi takip eden okuyucularımız bileceklerdir ki, bir süredir Türkiye’de ittifak senaryolarına ilişkin muhtemel konulara değinmeye çalışıyorduk.

Bunun en önemli sebebi ise, ittifak teorilerinin de ortaya koyduğu şekliyle bir siyasal ortamın doğduğu yönündeki tespitimizdi.

Şöyle ki, iki ittifak sisteminin yaşandığı herhangi bir ülkede ekonomide işler iyiye gitmiyorsa ve iktidar partisi ya da partileri gündem belirleme kabiliyetini kaybettilerse, seçmen desteği çoğunluğun altına düştü ise ittifaklar önünde iki yol belirmektedir.

Birinci seçenek; ittifakların yön değiştirmesidir. Türkiye örneği üzerinden verirsek Cumhur’dan Millet’e Millet’ten Cumhur’a doğru yön değiştirmeler olabilir. Geçmiş dönemlerde yaşanan dünya örnekleri bunu ispatlamaktadır.

İkinci seçenek; hem iktidarın hem de muhalefetin alternatifi yeni bir ittifakın ortaya çıkmasıdır. Böylesi bir ittifak ise, yine dünya örneklerinde görüldüğü şekliyle, genel olarak bir merkezlenme ittifakıdır. Diğer bir ifadeyle aşırı partilerin içinde yer almadığı, irili ufaklı çok sayıda partinin de içinde olabileceği, ideolojik olarak liberal muhafazakar ve hasbelkader sosyal demokratları bünyesine alabilecek bir karaktere sahip ittifaktan bahsediyoruz.

Türkiye’de olası bir üçüncü ittifakın iktidar lehine sonuçlar doğuracağı, dolayısıyla aslında bunun iktidar tarafından ortaya atılan bir hamle olduğu ile ilgili çeşitli şüphelerin dile getirildiğine şahit olmaktayım. Elbette teorik olarak belli ölçüde haklılık payı olabilmekle birlikte, Türkiye örneğinde bahsedilen endişenin aksine bir durumun mevcut olduğunu düşünmekteyim.

Zira üçüncü ittifakın potansiyel seçmeni, Türkiye’de en büyük ikinci parti konumundaki kararsızlardan gelecek ki, kararsızların eski partisi de daha ziyade Cumhur İttifakı partilerinden gelmektedir.

İttifak yapmanın teknik bir mesele olduğunu, literatürdeki tabiriyle “koltuk üzerinde pazarlık” olarak kabul edilmesi gerektiğini özellikle belirtmek ve anlamak gerekiyor.

Son olarak hassas bir konuya daha temas etmekte yarar görüyorum.

Tartışmaların odağında Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk Bey’i ziyaret etmesi yer aldığı için, Millî Görüş Hareketi’nin ittifaklara yaklaşımı üzerinden bir değerlendirme yapmak da gerekiyor.

Millî Görüş, dünya örnekleriyle kıyaslandığında en bariz olarak “sisteme rağmen sistem içinde sistemle mücadele yolunu başarması ve böylece sistem tarafından marjinalize edilememesi” niteliği ile öne çıkmaktadır.

Gerek MSP- CHP koalisyonu gerekse 1991 RP-MÇP-IDP ittifakının Millî Görüş açısından alınması zor kararlar olmakla birlikte verili sistem ile ilişkisini derinden etkilediğini ve Millî Görüş’ün geleceğini doğrudan etkilediğini görmek gerekmektedir.

Bu ittifak ya da bir araya gelmelerin esas güçlü etkisinin bu olduğu kanaatindeyim.

Bu yüzden herhangi bir partiyle ittifak yapma hususunun yalnızca seçimler ile ya da oy hesaplarıyla yapılmayacak ölçüde kapsamlı şekilde ele alınması zorunluluğu bulunmaktadır.