Başbakan Erdoğanın ABD ve AByi hedef alan, terör konusunda suçlayan açıklamaları yıllardan beri yaptığımız uyarıları haklı çıkarması bakımından hoşuma gidiyor ama, tüm bu açıklamaların blöften öte geçmeme ihtimali de rahatsız ediyor. Terör karşısında duyulan öfke sebebiyle yapılan açıklamalar Türkiyenin kendi ayakları üzerinde durma kararlılığını göstermekle birlikte dış poltikamızda bu kararlılığı sürekli kılacak bir değişiklik gözlenmiyor. Eski politika aynen devam edecek olursa icazet devrinin bittiğine nasıl hükmedeceğiz Çünkü, dış politikada söylemlerden çok eylemler ve davranışlar belirleyici olur.
Millet olarak ABD ve ABnin tutumu yıllardan beri canımızı sıkıyor, kanımıza dokunuyor. Buna rağmen ABDnin uygulamaya koyduğu Büyük Ortadoğu Projesinde eşbaşkanlık üstleniliyor ve ABye girmek için yırtınıp duruyoruz. Belli ki millet olarak bizim kanımıza dokunan davranışlar karşısında bu ülkeyi yönetenler şu ya da bu sebeple daha farklı davranma gereği duyuyorlardı. Diyebiliriz ki, Türkiye kendini yıllardan beri ABD ve ABden esen rüzgar ve isteklere göre şekillendirmeye özen gösterdi. Hatta, ABye girebilmek ümidiyle tüm mevzuatımızı baştan sona değiştiriyoruz ve AB normlarına uydurmaya çalışıyoruz. Yani biz biz olmaktan çıkıp Avrupalı olmanın gayretini sarfediyoruz. Böyle bir tavır ve değişim çabası elbette dış politikamızı icazetli hale getiriyordu. Bizim gibi sanıyorum bu ülkeyi yönetenler de zaman zaman bu icazetli durumdan kurtulmak istiyorlar, ama olaylar yatışınca özellikle de söylenen birkaç gönül alıcı sözün ardından gevşeyiveriyorlardı.
Ancak PKK terörü öylesine azgınlaştı ve küstahlaştı ki artık dost bildiklerimizin bize bu acıyı yaşattıkları ayan beyan görülür oldu. Öylesine görülür oldu ki, her fırsatta Türkiyenin kendileri ile birlikte hareket etmesini isteyenler şimdi bizi değilteröristleri tercih ettiklerini gizleme gereği bile duymuyorlar.
Artık ülkemizde ABD ve AB aleyhtarlığı giderek yükselmekte, yöneticiler milletimizin bu tavrına rağmen eski tavırlarını sürdüremez duruma gelmişlerdir.
Bu noktada iktidar yanlısı bir gazetenin dünkü nüshasında Başbakan Erdoğanın önceki gün yaptığı açıklamayı "İcazet Devri bitti" başlığı altında verişi üzerinde durmak istiyorum. Elbette bu başlık Türkiyenin şimdiye kadar bazı ülkelerin icazetine ihtiyaç duyduğunun da bir itirafı niteliği taşıyor.
Aslında Başbakan Erdoğan son günlerde ABD başta olmak üzere bazı ülkelere karşı rest çeken bir tavır sergiliyor. "Geleceğimizi biz belirleriz" ya da "Türkiyeyi dışlayarak bir şey çözemezsiniz" şeklindeki sözleri hep bu duyulan öfkenin birer ifadesi olsa gerek. Ancak, bu öfke patlaması yarın birkaç jest karşılığında yerini yeniden icazet alma dönemine terkedecek olursa dünya kamuoyuna ve kendi insanımıza ne diyecekler
Başbakan Erdoğan öfke ile şimdiye kadar gizli kalan bazı tepki ve talimatları da açık ediyor. Söz gelimi Erdoğan geçmişte Türkiyenin bazı komşuları ile düşmanlığı bulunduğunu ancak şimdi bunların dost olduğunu belirterek Rusyanın Türkiyeye en fazla turist gönderdiğini, ticaret hacminin 25 milyar dolara ulaştığını hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Bir yerlerden icazet alacak olursak bunları yapmamız mümkün değildi. Çünkü bu ülkelere gittiğimizde Niçin o ülkeye gidiyorsun diye arkadan mektuplar geliyor. Bu mektupları bizi düşünürek göndermiyorlar, kendi egemenliklerini teyit etmek için gönderiyorlar"
Başbakanın bu sözleri bile bizim yıllardan beri ABD ve ABye yönelik eleştirilerimizin teyidi anlamını taşıyor. Aynı zaman da bir itiraf niteliğinde. Belli ki Türkiye dış politikada bir takım teslimiyetçi uygulamalardan kurtulabilmiş değil. Ancak terörün arkasındaki gücün başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler olduğunun anlaşılması bu ülkeyi yönetenlerin gerçeği görmesine, akıllarını başlarına getirmelerine vesile olmuş görünüyor. Dileriz böyledir. Eğer böyle ise "Size şer gibi görenede hayır, hayır gibi görünende şer olabilir" hükmü birkez daha tecelli etmiş olmaktadır.