İnsan neden melekten üstündür. Meleğin tabiatında isyan yoktur. İnsan ise isyanla itaat arasında tercih ettiği iman olunca üstünlüğü elde etti. Meleğin Rabbine itaat etmesi iradeye bağlı değildir. İnsanda irade vardır; iradesi ile imtihan edilir. Kendisine sorulmadan çağrıldığı bu âlemde bir düzen, bir sisteme tabidir.

Mesela oksijene ihtiyacı vardır. Akciğerleri başka herhangi bir kimyasal gaza göre değil oksijene göre ayarlanmıştır. Soluduğu hava içerisinde oksijen ve azot dengesi değiştiğinde akciğerleri kavrulabilir ve hayatı sona erer. Oksijen ile akciğer arasındaki bu denge gösteriyor ki insan bedeni ile dünyanın yaratılışı aynı bütünün birer parçasıdır. Suyun bileşenleri ile insanın sudan yaratılması arasında bütünlük vardır. Suya olan ihtiyacı, soluduğu havaya benzemez. Ona ulaşması için yeraltına inmesi, akarsuları ya da yağmurlardan elde edeceği su fizik kanununa tabiidir.

Mana âlemi de maddi alem gibi bazı ilkelere bağlıdır. İnsan tek İlah’a inanacaktır. İnancında ne kadar samimi olduğuna bakmak için bazı testlerden geçecektir.  Adem Peygamber’in şeytanla birlikte sınandığı ilk örnekte, isyan ve itaat arasında bir sınanma vardır. Şeytan isyan etmiş, Adem ise itaat etmiştir. İblis ise üstün olan Adem’e secde rolünü reddetmiştir. Adem›in bu ilk sahnede üstünlük sebebi isimleri bilmesi yani ilimdir.

Burada şu iki hikmeti vurgulamalıyım; İlki “Allah Adem’e bütün isimleri öğretti” ayetinde ‘alleme’ ifadesi yani öğretmesi donanıma kodladığı anlamını taşır. Bir tedrisat süreci değildir. Bu kodlama devam etmektedir. Şems suresindeki “iyilik ve kötülük ilham (edene)”  ayetinde insana tecellilerin devam ettiğini görüyoruz. ‘İlham’ ayeti ile baktığımızda insan davranışlarındaki iyilik ve kötülük bilgisinin kalbe ilham yoluyla, doğruyu yanlıştan ayırabileceği bilginin sürekli geldiği anlaşılmaktadır.

İkincisi Adem›in donanımını kodlanan İlham ya da bilgi ona kılavuzluk edecek yeterliliktedir.  Adem melek olmadığı için onun sapma ihtimali vardır. Burada Adem›in itaatini sağlayan şey öğretilen bilgi ve Rabbini müşahede etmesidir. Yani Hakk-el yakin olarak Adem, Rabbine iman ve itaat etmektedir. O halde bu iman testten geçirilmelidir. Öyle ya İblis Adem›in ilim üstünlüğü ile imtihan edilmişti, şimdi Adem’in sınav zamanıdır.

Adem ve Havva yakin ettikleri Rablerinin yasak meyvesi ile sınanacaklardı. Şeytan bu sınavda onları ayartarak yasak meyveyi yedirtti. Bu insanın ilk itaatsizliği idi. Üç yakin ile inandıkları Rablerinin biricik yasağını çiğnemişlerdi; Adem’e verilen ilmin karşılığında, nefsin, onun üzerinde etkili olduğunu hatta daha baskın çıktığını görmekteyiz.

Yasak meyveden sonra yeni sınanma

Dünyaya gelmeden önceki sınav bir itaatsizlik örneğidir. Dünyada itaatsizliğin varacağı nokta; şirk yani ortak koşma. Adem’in meyve yasağının karşılığındaki itaatsizlik, cennetten dünyaya düşmesi neden olmuştu. Bir an şöyle düşünelim; eğer cennette olsaydık ve yasak meyveyi yediğimizde dünyaya düşeceğimiz bize bildirilseydi dünyaya düşmemek (hubut)  için nefsimizle daha çok mücadele edecektik. Şunu hemen belirtelim ki dünyaya düşmenin karşılığı itaatsizlik yani bir günah, ancak dünyadan cehenneme atılmanın karşılığı bu günahların en büyüğü olan ortak koşma yani şirktir.

Adem’in itaatsizliğe düşmemesi için üç yakini vardı. Kalbindeki delil ile Hakkel yakin, emre doğrudan muhatap oluşu ile Aynel yakin ve kendisine öğretilen isimlerle İlmel yakin’e sahipti. Buna rağmen itaatsizlik etmişti. Şimdi dünyadaydı ve burada da yeni delillere sahipti. Bu donanımla tevhid ile sınanacaktı. Bu deliller Şems suresinde belirtilen  ‘iyilik ve kötülük bilgisinin kalbe ilham olması’, ikincisi peygamberlerin gönderilmesi, üçüncüsü vahiy yani kitaptı.

Ayartıcı güçler karşısında zorlanma

İnsan başıboş bırakılmadığını ve mutlak itaat göstermesi gerektiği apaçık ortadadır. Peygamberler insana anlamını öğretecekti. Anlam ise dünyada sadece Allah›ı birlemesi ve onun dışında hiçbir ilah ve İlahlığa soyunanı tanımamasıdır. İnsan donanımını ya da iç dinamiklerini düzenleyen üç delilin (ilham-tecelli, peygamber ve kitap) karşısında ayartıcılar vardı. Onlarda itaatsizliğe isyana, inkâra, günaha ve nihayet şirke davet ediyorlardı. Şeytan başrolü ile zaten Adem ve Havva ile birlikte inmişti yeryüzüne. Donanıma yerleştirilen ayartıcı ise nefis idi; öylesine bir imtihan ki, nefs, zevke, rahata ve sefaya davet ediyordu. Zorluğa, ter dökmeye, yorulmaya karşı, kaçışı tercih ediyordu.

Bunun yanında vücuda yerleştirilen nefsin keşif kolları olan duyular, su gibi arzulara akıyordu.  Ayrıca duyulara yerleştirilen haz denilen zevk duygusu,  heva ve heves, alışkanlıklar ve bağımlılıklar, dünyanın bin bir albenisi ve yasak meyvesi… İnsanı cennetten dünyaya düşüren itaatsizlik,  onu dünyadan yeniden cennete yükseltmesi için ayartıcılara karşı üç delilin rehberliğinde bir savaşım verilecekti. Ya da yasak meyvenin tadına bakacak ve böyle böyle sapma meşru bir zeminde ateşe doğru yol alacaktı. Pişman olup tevbe, af ve mağfiret dilemedikçe sonuç kaçınılmazdı.

Cennetten kovulan insanının varacağı yer dünyaydı. Dünya, sınanma ve imtihan yurduydu. Adem cennetteki itaatsizliğin bir bedeli olarak daha büyük imtihanlar için dünyaya geldi ve ‘la ilahe illallah’ kelimesi ile karşılaştı. Cennette ‘Rabbim Allah’tır’ demişti,  dünyada ise ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ demeliydi. Allah’tan başka ilahlığa soyunacak olanların varlığına bir uyarı cümlesi idi. “Dikkat edin sadece Allah vardır” demeniz yetmez; onun dışında sizi kendisine davet edenler olacak. 

Tevhid sınavında önüne ayartıcılar çıkacak; şeytan nefs ve öteki ayartıcılar, insana sağdan soldan yanaşacak, özellikle nefis hep sağdan yarışacak. “Bir defadan bir şey olmaz” diyeceğiniz küçük itaatsizliklerle başlayacak ve ardından isyan yolu açılacaktır.

Yazıyı okurken hala sağdan soldan yanaşmaktalar. Açtıkları perdede bin bir yasak meyveyi önünüze getirmekte; ölümünüze kadar sürecek bu seremoni.

Ramazan’da güçlenen iradenizi korumaya bakın; sundukları yeni bir şey yok, sadece eskilerin yeni tasarımları!m