İSTANBUL Milli Eğitim Müdürü Sayın Muammer Yıldız göreve
geldiği ilk günden bugüne maarif sorununa en doğru yerden yaklaşmasını bildi.
Ayrıntı ile asıl olanı birbirinden ayırarak başardı bunu.
Okulun sınırlarının okul bahçesi ile sınırlı olmadığını,
okumanın sınırlarının da ders kitaplarıyla mahdut olmadığını kavratmaya
çalıştı.
Gerçekten de okul öğrencilerimiz nezdinde tatil olduğunda
sevinilecek bir yerdir. Hepimiz öğrencilik hayatımızda boş geçen saatleri az
çok tatil tadında soluklanma fırsatlarına dönüştürmüşüzdür.
Daha az derse girmek, daha az okula gitmek için
meteorolojiden gün çalarcasına kar duasına çıktığımız günleri nasıl unuturuz.
Kahrını çektiği ders kitaplarını kendine yük gören öğrenci refleksi hâlâ
sürmekte.
Öyle ki bugün öğrenciler için ders kitapları kullanılıp
atılacak tüketim nesneleri gibi algılanmaktadır.
Sanki dün çok mu farklıydı diyeceksiniz.
Dünün bugüne benzer taraflar çok elbette; ama dünün
öğrencileri için ders kitapları satın alınarak temin edildiği için gelecek yıl
başkasının istifadesine sunulabiliyordu.
Bugün ders kitapları öğrencilere bedava dağıtıldığı hem
de sadece eşik atlamaya yaradığı için kullanılıp atılan bir nesne gibi.
İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünün Yazarlar okullarda
projesi öğrencilerin yazıya, yazara ve kitaba sabit ve camit bakışını
değiştiren ilk adım oldu.
Öğrencilere yaşayan yazarlarla tanışma fırsatı oluşturdu.
Ders kitapları ölü yazarlar galerisi gibiydi.
Dokunulmayan, sorgulanmayan, sadece sınavlarda çıkan natürmort bilgilerdi
bunlar.
Bir öğretmen arkadaş anlatıyor: Tam 10 yıl her sabah
Attila İlhan okulumuzun önünden geçti ve biz yönetmelikler ve mevzuat
elvermediğinden bu şairi bir saatliğine olsun okulumuza davet edemedik. Buzlu
camın arkasından bir silueti izler gibi şairi ve şiirlerini tanıtmaya çalıştık
çocuklara Doksanlı yılların başlarından bahsediyordu bu arkadaş.
Köprünün altından çok sular aktı.
Hatta on beş yılda nice duble yollar nice köprüler
yapıldı.
En muhkem ve en gerekli köprünün nesilleri birbirine
tanıştırıp kavuşturan, farklılıklara rağmen bütün memleket insanını birbirine
yaklaştıran kültür köprüleri olduğu fark edildi.
Okullarımızı bu kültür köprülerinin bağlantı yolları
kabul eden İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü çok yönlü faaliyetlerle ilk, orta ve
lise düzeyindeki öğrencileri alışkanlık düzeyinden bilinç seviyesine
ulaştırmaya gayret sarf ediyor.
Okumak, okul ve kitap gibi mefhumların önyargılarla
beslenmiş rutin alışkanlıkların bir parçası olmaktan çıkarılıp asıl anlamlarına
rucu etmeleri için kitabın da, okulun da, okumanın da önündeki demir perdeler
birer birer kalkıyor artık.
Bunun son örneğini geçtiğimiz günler İstanbul Milli
Eğitim Müdürlüğü nün yeni bir kültür hamlesiyle gördük.
Kütüphaneleri okulun içe açılan kapıları kabul ederek tüm
öğrenci ve öğretmenleri il ve ilçe kütüphanelerinde buluşturma amaçlı
projelerin ilki Beyazıt Orhan Kemal Kütüphanesi nde gerçekleşti.
İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, İstanbul İl Kültür
Müdürlüğü ve Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi paydaşlığında
kütüphanelerde İstanbul Kültürü Söyleşileri nin yanı sıra öğrencilerin ve
öğretmenlerin iştirakiyle gerçekleştirilmesi planlanan Yazarlar
Kütüphanelerde programlarının protokol metni açılış töreni ile imzalandı.
T.Y.B İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı nın
yönettiği İstanbul Kültürü
Söyleşileri nin ilk program konuğu yazar Beşir Ayvazoğlu oldu.
Ayvazoğlu İstanbul da yaşayıp da bu muhteşem şehri
göremeyenlere İstanbul adına değil kendi adlarına ne çok şey kaybettiklerini
bir kez daha hatırlattı.
Bu kadim şehri tarihi kültürel dokusundan uzaklaştıran
her geçen gün gelecek kuşaklara okunaksız bir kent bıraktıklarının farkında
bile değiller.
Beşir Ayvazoğlu İstanbullu olmak için İstanbul un
kültürel imkânlarından yararlanmanın şart olduğunu, bunun için de illa
İstanbul da yaşamak gerekmediğini vurguladığı söyleşisinden eminim onu dinleyen
öğrenciler de sınav ötesi ve okul ötesi derinlikte çok büyük kazanımlar elde
etmişlerdir.
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğüne, İstanbul İl Kültür
Müdürlüğüne ve T.Y.B. İstanbul Şubesine ne kadar teşekkür etsek azdır.