Bir partinin teşkilatı, partinin gücünü gösterir. Teşkilatların tek vücut olması, aynı hedefe, aynı hızla, aynı plan doğrultusunda hareket etmesi bu gücün en bariz göstergelerindendir. Varlıkta teklik esas olduğu gibi kendisinde çokluk taşıyan yapılarda da tekliğin oluşumunu sağlamak temel esastır. Bu yüzden teşkilatının bütün kademelerinin yekvücut olması bir zarureti ifade eder.

Geçen hafta itibari ile Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığında bir bayrak değişimi gerçekleşti. Her kongre bir imtihanı ihtiva eder. Hamdolsun ki görevi devredenin de görevi devir alanın da başarılı bir şekilde çıktığı bir süreci geride bıraktık. Sadece görev alanlar için değil aynı zamanda salonu hınca hınç dolduran Saadet Partililer içinde güzel bir gün olduğu kanaatindeyim. Yeni göreve gelen Abdullah Sevim Bey yapmış olduğu konuşmasında hayatiyet ifade eden mesajlar verdi. Bilhassa kendisinin şahsında ortaya çıkmış olan dava adamlığı ilkesine atıf yapan Sevim; inanmışlık, ihlas ve fedakârlık kavramlarının önemini bir kez daha belirtti.

Hakikaten bir davaya hayat veren şey inananlarının o dava ile olan ilişkileridir. Bir dava mensubunda inanmışlık yok ise ortada nifak var demektir. Bir dava mensubunda ihlas yok ise ortada riyakârlık var demektir. Bir dava mensubunda fedakârlık yok ise ortada bencillik var demektir. Bu yüzden dava erinin bu üç hasleti tamamı ile taşıması ve hayatında uygulaması gerekir.

Sevim’in konuşmasının satır aralarında vermiş olduğu en önemli mesajların başında Saadet Partisi olarak “ötekisi olmayan bir gönül dünyası”nın inşasının gerekliliği olduğu kanaatindeyim. Ötekisi olmamak, insana insan olduğu için değer vermek, gelecekte en büyük problem olarak gördüğümüz kutuplaşma meselesini kökten çözecektir. Millet mefkûresinin var olabilmesi için toplumun bütün katmanlarının birbirinin hayat alanlarına saygı duyması gerekir. İstanbul İslam toprağı olduğu günden beri farklı dinler olsun, farklı mezhepler olsun, farklı meşrepler olsun her türlü insanın emniyette olduğu ve yaşam tarzlarının muhafaza altına alındığı bir şehir olmuştur. Camisi yıkılan Müslümanlara para toplayarak yardım eden Gayr-i Müslimler olduğu gibi onlarca kilise yaptıran Müslüman cemaatinden bahsetmemiz mümkündür. Hz. Peygamber’in diğer dinlere mensup kişilerle olan ilişkisi bu huzur ortamının fıkhı dayanağını teşkil etmektedir.

Abdullah Sevim Beyin yapmış olduğu bir diğer önemli konuda Milko’ların koordineli şekilde çalışmasının gerektiği meselesi idi. Bu satırların yazarı olarak; Milli Görüş Hareketinin bütün kurumları ile başarıyı elde etmediği sürece siyasal bir başarının sürekliliğinin imkânı olmadığını ifade etmek isterim. Refah Partisi’ndeki oy oranına rağmen kurucu liderin Milli Görüş oylarının aslında yüzde üçler de olduğunu ifade etmesi tam olarak bu anlama gelmektedir.

Çünkü bir hareketin toplum ve topluma dair meseleleri kendine faaliyet alanı olarak seçmesi, farklı alanlarda çalışma yapmasını zorunlu kılar. Bu sosyolojik gerçekliği dikkate alan Milli Görüş Hareketi, tarihsel seyri içerisinde toplumun birçok katmanını kuşatan faaliyetlerde bulunmuştur ve bu faaliyetlerin devamlılığı için; kurumlar, vakıflar ve dernekler kurmuştur. Bugün Milli Görüş Kurumları olarak tanımlanan 40’a yakın kuruluş bulunmaktadır. Milli Görüş Hareketi’nin görünen yüzü olma özelliğini her daim koruyan siyasi parti çalışmalarının etkisi ile bütün hareket, parti organları üzerinden yürütülmeye çalışılmıştır. Kurucu liderin varlığında işleyiş olarak ihtiyacı karşılayan bu sistem, kurucu liderin Rahmet-i Rahmana kavuşması ile yenilenmeye ihtiyaç duyar hale gelmiştir.

Kuşkusuz siyasi partimiz olan Saadet Partisi, Milli Görüş Kurumlarının en önemlisidir. Saadet Partisi’nin başarısı Milli Görüş Hareketi’nin temel hedefidir. Milli Görüş Hareketi’nin bütün gayesi insanlığa hizmet adına siyasi alanda çalışma yapmaktır ki bunun da yegâne temsilcisi Saadet Partisi’dir. Bütün bu ilkesel yaklaşımlar dikkate alındığında Milli Görüş Hareketi siyasi çalışmalar dışında insana dair alanlarda da çalışma yapmak zorundadır. Bu zorunluluk gün geçtikçe kendisini daha çok hissettirmektedir.

Son olarak Abdullah Sevim Beyin İstanbul’a bir heyecan verdiğini ifade etmemiz gerekiyor. Evet, heyecanın olmadığı yerde durağanlaşma başlar. Durağanlık ise tükenişin ilk emaresidir. Bu yüzden hareketli ve heyecanlı olmak zorundayız. Aksi durumda durağanlaşmak kaderimiz olur. Yol uzun ve engebeli, rüzgâr hep terse esiyor. Karanlık kararmada inatçı olsa da güneşin doğuşu her geçen an daha da yaklaşıyor. Sahte güneşler kusura kalmasın güneş İstanbul’dan başlayan bir heyecanla yeniden insanlığın üzerine doğuyor.

Ne olursa olsun emin adımlarla çıkılan yol, muhakkak bitecektir. Adımlarımızı emin ve sürekli atmalıyız. Aksi durumda adımlarımızı takip edenler yoldan dönebilir ve yolu terk edebilirler.