Günümüz Türkiye’sinde oldukça ilginç gelişmeler yaşanıyor.
Kimi isimler suç işliyorlar ya da işlenen bir suça bulaşıyorlar.
Kimi isimler de suç işleyen ya da suça bulaşanları yakalıyorlar.
Yani suçüstü yapıyorlar!
Böyle bir durumda doğal olarak ne yapılması gerekir?
Elbette suç işleyen ya da suça bulaşanın üzerine gedilmesi gerekir ama öyle yapılmıyor.
Suç işleyen ya da suça bulaşan, birileri tarafından koruma kalkanı altına alınırken onlara suçüstü yapanın üzerine gidiliyor.
Adeta suçüstü yapmasının bedeli ödetiliyor.
Suç işleyen ya da suça bulaşana yakın olanlar onları koruma adına bu tür eylemlerin başka ülkelerde de yaşandığı söyleniyor.
Yani yaşanan çirkin olayın sadece bize has olmadığı ifade edilerek suç işleyen ya da suça bulaşanlar koruma kalkanları altına alınmaya çabalanıyor.
Bununla da yetinmeyip suçüstü yapanların hadlerini aştıkları iddia ediliyor.
Herkesin haddini bilmesi gerektiği söyleniyor.
Tamam, herkes haddini bilsin!
Ama öncelikle suç işleyen ya da suça bulaşanlar ve onları koruma kalkanları altına almaya çalışanlar hadlerini bilsinler.
İşlenmiş olan suçun ezikliği altında konuşmaları gerekirken zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışmasınlar.
Bir de bunu itibar meselesi yapmaya kalkışmasınlar.
Hem nefislerine esir düşerek bin türlü olumsuz işe imza atıyorlar hem de kimse bize gözünün üstünde kaşın var demesin istiyorlar.
Keşke gündeme getirdikleri itibar meselesini suçu işlemeden önce hatırlamış olabilselerdi!
Böyle olumsuzluklara imza atmayalım diyebilselerdi!
İşte o zaman suç işleyen değil, yakalayan hedef tahtası haline gelmezdi!
İşte o zaman suç işleyenin yüzü işlediği suçtan ötürü kızarır ve utancından yerin dibine batardı!
Oysa şimdi tam tersi yaşanıyor.
Ne yüzü kızaran var ne de yerin dibine batan!