Türkiye’de darbeciler yargılanıp mahkum edilebildiğine göre askeri darbeler dönemi sona ermiştir, denebilir mi Bu soruya uluslararası konjonktürden siyasi, sosyal, ekonomik vasata kadar pek çok unsur göz önünde bulundurularak cevap aranabilir. “Evet, elbette” cevabının fazla naif ve “hayır, asla” cevabının yeterince temkinli olduğunu gösterecek argümanlar ortaya konabilir.

ABD Kongresi’ne bağlı “Birleşik Devletler Barış Enstitüsü” tarafından geçen yıl yayınlanan ve “İslamcılar Geliyor – Hakikatte Kimdirler” başlığını taşıyan kitap darbelerin geleceğine dair ışık tutacak değerlendirmeler içermektedir.

Robin Wright’ın editörlüğünde gerçekleştirilen çalışma sanki Batılı başkentler kadar Müslüman ülke yönetimlerine de bazı mesajlar gönderiyor gibi: İslami hassasiyetlerini yitirmeyenlere dair uyarılar ve ilkelerini terk etmeye başlamış olanlara dair müjdeli (!) haberler.

***

Wright, “Orta Doğu: Geldiler” başlığını taşıyan, giriş niteliğindeki yazısında “Arap Baharı” sürecinde İslamcı hareketlerin siyasal partiler biçiminde örgütlenmesi sürecini değerlendiriyor. Yazarın, adeta kendi kamuoyuna “fazla telaşa gerek yok” dercesine ve yer yer istihzai bir tonda şu değerlendirmeleri yaptığını görüyoruz:  

- Söylemleri ne olursa olsun, çoğu partinin hilafeti tekrar tesis etmek ve Hz. Peygamber (S.A.V.) zamanındaki dini atmosferi geri getirmek diye bir gayesi bulunmamaktadır.

- Özellikle Mısır’da görüldüğü gibi İslamcı partiler birbirinden kopuk, dağınık ve hatta birbirini hedef almış durumdalar. Müslüman Kardeşler, Selefileri tecrübesiz ve aşırı diye nitelerken, Selefiler onları İslami ilkelerden uzaklaşmakla suçluyor. (Kitap Mısır’daki askeri darbeden önce yayınlanmıştı.)

- 21. yüzyıl başlarında İslamcı gruplar dinden ziyade realiteye öncelik tanımaları için baskı altındalar. Yaşlı diktatörlere karşı sokak gösterilerinde yer alan gençlik, yaşlı İslamcı liderlere karşı da içeriden itirazlar yöneltiyor.

Wrightın değerlendirmelerinde en dikkat çekici hususlardan biri, yeni dönemde İslamcıları üç ana grupta toplamasıdır:

1- Klasik İslamcılık: Bu kategoride olanlar İslam şeriatını tatbik etme hedefini muhafaza eder; İslam âlimlerine yaslanır. Alkol, pornografi ve homoseksüelliğe set çekecek şekilde, İslam’da caiz olan şeylere dair kesin kırmızı çizgileri vardır. (Sünni dünyada Selefiler ve İran’da mollalar bu gruba örnek olarak verilmiştir. Ayrıca Türkiye’de alkollü içki sınırlamasının, helâller ve haramlara dair artan bir duyarlılıktan ziyade kamu sağlığı ve huzuru açısından ve Batılı ülkeler örnek alınarak gerçekleştirildiğini unutmamak gerekir.)

2- Yeni İslamcılık: Siyasi görüş bakımından daha esnek, bilgili ve olgun kimselerin temsil ettiği harekettir. Bu gruba göre İslam dinamiktir, sabit kurallar ve öğretiler bütünü değildir; çağa adapte olabilen bir inanç sistemidir. Müslüman Kardeşler’in klasik İslamcılıktan yeni İslamcılığa kaymaya başladığı tartışılmaktadır.

3- Post-İslamcılık (İslamcılık sonrası): İslamcılığı terk etmeyi ima eden bu başlık altında değerlendirilen gruplar dini ve siyasi söylemi birbirinden ayırır; mensupları, İslam’ı bireysel olarak yaşayan kişiler olabilir. Haklar konusunda dini metinlere bağlı kalmazlar ve klasik İslamcıların sahip olduğu kırmızı çizgileri bir kenara bırakırlar. İslam âlimlerinden ziyade halkın dini bilincine yaslanırlar. Bu çizgi veya aşamaya ideal örnek olarak Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi gösterilebilir.

***

Birleşik Devletler Barış Enstitüsü’nün yayınladığı kitabı okurken insan şöyle düşünemeden yapamıyor: Batılı odaklar, askeri darbelerin nereye ve kime isabet edeceğini sürekli iyi hesaplamaya çalışmaktadır. Akademik dünyanın en cevval beyinlerini bunun analizi için seferber etmektedir.

Mısır’da Müslüman Kardeşler askeri darbeye, baskı, sindirme ve katliam politikalarına maruz kalırken hâlâ “klasik İslamcılık” ile “yeni İslamcılık” arasında bir yerlerde duruyor olmasının bedelini mi ödemektedir

Darbeleri önlemenin ve hatta darbe girişimlerini yargılayabilmenin yolu post-İslamcılık denen, İslami ideallerini terk etme aşamasından mı geçmektedir