Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İslam, dengedir. Allah her şeyi bir denge üzerine yaratmıştır. İslamsızlık ise dengesizliktir, anarşi ve kıyamettir. İslam, hayattır. Hayat, İslam ile düzene konmuyor ise böylesi bir ömür, cehalettir, karanlıktır, ölüdür, kargaşadır. Bir toplumda düzen; faizci kapitalizm, eğitim; materyalizm ise böyle bir ülkede hâkim olacak tek şey; anarşidir, geçim darlığıdır, zulümdür, maddi ve manevi yıkımdır. Bir ülkede huzur ve barışın sağlanması için, İslam, Kur’an ile fert ve toplum arasına konmuş bütün engellerin kaldırılması gerekir. Bunun yolu, Millî Görüş’e dönmektir. Çünkü saadetin temel unsurlarından olan “saygınlık” ancak Millî Görüş’le gerçekleşir. Millî Görüş; materyalist değil, maneviyatçıdır, nefse esareti değil, nefis terbiyesini esas alır. Millî Görüş; sıradan Türkiye’yi değil, manen ve madden kalkınmış, öncü, Yeniden Büyük Türkiye’yi kurmanın derdini taşır. Saadetin temel unsurlarından biri olan “Huzur, Barış, Kardeşlik” yine Millî Görüş’le sağlanır. Çünkü Millî Görüş; kin ve husumeti değil, şefkat, sevgi ve hoşgörüyü esas alır. Millî Görüş’ün niyeti; küçük bir azınlığın saadeti değil, bütün insanlığın saadetidir. Millî Görüş; yanlışın, zararlının, zulmün, kötülüklerin, çirkinliklerin egemenliği için değil, doğrunun, iyinin ve güzelin, faydalının ve adaletin egemenliği için çalışır. Millî Görüş; yeryüzünün ifsadı için değil, ıslahı için çabalar. Saadetin temel unsurlarından “İnsan Hakları ve Özgürlükler” ancak Millî Görüş’le gerçekleşir. Çünkü Millî Görüş; baskıyı değil, tam ve kâmil insan haklarını dikkate alır. Güdümlü demokrasiyi değil, gerçek demokrasiyi savunur. Saadetin temel unsurlarından olan “Adalet” ancak Millî Görüş’le gerçekleşir. Çünkü Millî Görüş; yanlış hak anlayışını değil, doğru hak anlayışını esas alır. Saadetin temel unsurlarından olan “Refah” ancak Millî Görüş’le gerçekleşir. Çünkü Millî Görüş; rant ekonomisini değil, reel ekonomiyi esas alır. Rantiye grubu değil, Türkiye bütünüyle kalkınsın niyetine ve gayretine sahiptir. Millî Görüş kadrolarının yönettiği bir Türkiye’de Siyonizm’in kurguladığı “horoz dövüşü” yerini barış ve kardeşliğe bırakır. AKP ve CHP arasında zahiren yaşanan gerilim, hak batıl mücadelesi için değil, yürürlükteki zulüm düzeninin ömrünü uzatmaya ve milleti narkozlamaya yöneliktir.

YÖNETMEK

Bir hareketi veya devleti yönetmek, sıradan bir şey değildir. Bir hareket ve ülke bir lider ve kadro tarafından yönetilir. İslam fıkhında lider; din ve dünya işlerini düzene koyan kimsedir. Bir kadronun, ordunun veya fert ve toplumun yönetilmesi İslam’ın önemsediği işlerdendir. Bu liderlik ve yönetim olmadan İslam’ın adil düzeninin hayata ikame edilmesi mümkün olmaz. Çünkü insanların maslahatlarının gerçekleşmesi birlik ve beraberlikle mümkündür.

Âlimler, liderde, yardımcılar ve bakanlarda bulunması gereken şartları şöyle ifade etmişlerdir. Lider ve kadrosu Müslüman, hür, akıllı, ergin, erkek ve ehliyetli bir kimse olmalıdır. Liyakatte maddi ve manevi yeterlilik birden aranmıştır. Maddi hususta reşit, sağlıklı olması gerekli görülürken, manevi olarak bu yükü taşıyabilecek ilim ve kabiliyete sahip olması esas alınmıştır. Lider; bir tespihin imamesi gibi, ülkeyi veya hareketi bir arada tutan kimse olmak zorundadır. Adaleti sevmesi, zulümden nefret etmesi önemlidir. İslam’da salahiyet ile mesuliyet birbirine denk şeylerdir.

GÖREVLER

Bir hareketi veya devleti yöneten lider; devletin veya hareketin işlerini düzene koymaktan birinci derecede sorumludur. Ayırım yapmaz. Doğru, ehliyetli ve tecrübeli kadrolarla iş görür. Hiçbir durumda hukuku çiğnemez. Hiçbir mazeret, halkına ve kadrosuna zulüm yapmasına kapı açmaz. İslamca düşünür ve yaşar. Maruftan ayrılmaz, haram işlere bulaşmaz ve kötülük ve sapmalara müsaade etmez. Her işinde Allah’ın rızasını gözetir. Adil Bir Düzen için cihat eder. Toplumu batıldan hakka yönlendirir. Etrafına etten duvar örerek ulaşılmaz olmaz. Hareketin ve ülkenin temel harcı olan yetkin kimseleri ihmal etmez, onlara karşı duyarsız kalmaz. Çünkü mağdur ve mazlumların iniltisi Allah’ın arşını dahi titretir. Hareketi, devletin, ümmetin, önde olanların imkânlarını, birikimlerini ve itibarını korur. Bunların birer emanettir. Bunlara ihanet edenler iflah olmazlar. Bir lider ve kadrosu şu ayeti kendisine şiar edinir. Nisa 135; “Ey iman edenler, Allah adına Kur’an’ı bilen ve tebliğ eden, çözüm getiren, güvenilir örnek önderler, Allah için doğruları konuşan şahitler olarak, sosyal, siyasi, ekonomik ve idari düzeni adaletle yaşatanlar, ayakta tutanlar, sosyal adaleti, sosyal güvenliği sağlayanlar, refah payını artırarak dengeli dağıtanlar olun. Kendinizin, yandaşlarınızın, ana-babanızın, akrabalarınızın aleyhinde de olsa, düzenin kurallarını aksatmadan uygulayın. Zengin ve fakir de olsalar uygulamada ayırım gözetmeyin; şunu bilin ki, Allah, onlara sizden daha yakındır. Haktan ve adaletten ayrılarak şahsi arzu ve ihtiraslarınıza uymayın. Dilinizi eğip bükerek, doğru, adil idarecilik ve şahitlik etmezseniz; idarecilikten ve şahitlik etmekten çekinirseniz, bilin ki, Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerden haberdardır.” Bu ayet, liderlerin ve kadrolarının uyacağı temel kuralları açık bir şekilde ortaya koyar. Allah, liderlerden emanetleri ehline vermelerini ve insanlar arasında hükmettikleri zaman adaletle hükmetmelerini ister. Liderlerin imtihan edildiği bütün konular, bunlar etrafında dolaşır.

NETİCE

Bir önceki yazımızda; “Türkiye’de neler oluyor ve nereye gidiyor? Müslümanım diyenlerin eliyle yürütülen zulüm düzenleriyle Türkiye'de toplum, İslam'ın Adil Düzenine itibar etmemenin krizini yaşıyor. Ve Türkiye; Kur’an'ın aydınlığına perde olanlar yüzünden, yok olmaya doğru akıp gidiyor” demiştik. Avrupa Birliği’ni bir medeniyet projesi olarak benimsemek, faizci kapitalist düzeni insafsızca yürütmek, bu ülkenin evlatlarını Kur’an’la eğitmek yerine materyalizmle İslam’dan uzaklaştırmak yolunu seçmiş iktidarların elinde Türkiye, hiçbir şart altında tarihteki şerefli yerini alamaz. Selam hidayete tabi olanlara…