Mekke’de hacıların izdiham faciası ümmeti yasa boğdu. Sonra sorgulamalar başladı. Oklar Suudilere döndü. İran, veryansın etti. Kimisi prensin araç geçişi sebep oldu dedi. Kimisi, beceriksiz yönetim dedi. Kimisi Abdülaziz Selman Türk dostu, yerli bir adam. İstemeyenleri çok, o yüzden bunlar oldu dedi. Kimisi de Irak, Mısır, Suriye’den sonra İslam dünyasının zengin ülkesi Arabistan’ı da karıştırmak istiyorlar. İngiliz-İsrail işi dedi…
Sorun şu ki… Hac gibi senede 10 milyona yakın insanın aynı gün, aynı yerde, aynı ibadeti yaptığı bir organizasyon. Elbette kolay da değil, ama zor da değil. Yalnız bir sorun var. Nasıl ki Mescid-i Aksa, tüm Müslümanların ise. Nasıl ki İstanbul, Bağdat, Şam, Kahire, Buhara tüm Müslümanların ise, Mekke ve Medine’de bütün Müslümanlarındır.
Gayet makul, adil bir teklifimiz var bizim. Bu elim olay vesile kılınsın. Kutsal topraklardaki Hac organizasyonu için İslam ülkelerinden bir Üst Konsey kurulsun. 8+1 ülke, (D-8 ülkeleri ve Suudi Arabistan) hac işini birlikte yönetsin. İslam ülkelerinin şu yönetim yapılarına bir bakın! Kimi ülke cumhuriyet, kimi demokrasi, öteki monarşi, öbürü krallık, beri ki saltanat, diğeri ulus devlet… Yüzyıl başında İngiliz-Yahudi taksimi hangi ülkeye hangi sistemi reva görmüşse sıkı sıkıya yapışmışız. Biz Türkler tutturmuşuz ulus devlet diye! Oysa D-8’in 6 ilkesi bütün Müslüman ülkeleri, hatta Batıyı adalet, özgürlük, eşitlik, barış, kalkınma ve insan hakları temelinde gayet güzel yönetemez mi
MISIR “UYANMIŞ”, SIRA TÜRKİYE’DE!
Geçtiğimiz günlerde küçük bir haber ilişti gözüme. Mısır Musiki Sanatları Sendikası, kadın şarkıcı ve sanatçıların sahne ve kliplerde toplumun kültürüne uygun giyinmeleri gerektiğini açıklamış. Aksine davrananlar soruşturulacakmış…
Toplum ahlakına aykırı söz ve cinsel imalar da aynı kapsamda değerlendirilecek.
Sendika Başkanı Hani Şakir "Kararın hedefinin daha kaliteli bir sanat ortamı oluşturmak, seviyesiz şarkıları engellemek ve çıplaklık kültürünün yaygınlaşmasını önlemek" olduğunu belirtmiş. Şakir, "Devletin bu alanı da kontrol etmesi gerekmektedir. Halkın şarkılarına ve folklora müdahale söz konusu değil" görüşünde…
Ehhh, aklın yolu bir. Nefis terbiyesi yerine, nefsinin esiri bir toplumdan hangi medeniyet doğar, hangi ülke gelişir ki… Siz bakmayın Batıya. Onlar, Latin Amerika, Afrika ve Asya’da “Alt kattakileri” sömürdüğü için şimdilik “Üst kata çıktılar.”
Mısır, umarız başarılı olur. Darbeyle sarsılan toplumunu, bir de ahlaki dejenerasyon ile çürütmez…
Darısı Türkiye’yi yönetenlerin ve Türk medyasının başına! Öyle ya, Türk medyası düzelirse Türkiye, İslam âlemi ve dünya düzelir. Malum, şimdiki haliyle hepsini ifsad ediyor.
KIRGIZLARA KONUK OLDUM
İnsanlar kendi isimlerinin meşhurlarının huyuna benzermiş. 1.5 yaşındaki Eyüp de öyle. Bir heyecan, bir telaş, bir sevinç ki sormayın gitsin! Meğerse eve misafir gelince Eyüp, sevinçten havaya uçuyormuş. Aynen, Efendimiz’i (ASM) Mekke’den Medine’ye hicret buyurduğunda 6 ay evinde misafir eden Eba Eyüp El Ensari (RA) gibi.
Bayramın üçüncü günü. Saat gecenin 10’u. Site komşumuz Kırgız aileyi ziyaret ettik. Evin Salonunun ortasında tam bir yer sofrası kurmuşlar. Sütlü çay, pasta, börek, leblebi, şeker, tatlı vs. Etrafında minderler. Gün boyu İstanbul’dan gelen akrabalar, misafirlerle ev dolup taşmış. Evin en yaşlısı Muhammed Cuma Dede. Kırgızistan’dan, dinlerini yaşamak için Komünist Rus istilasından nasıl kaçıp Afganistan Pamir dağlarına yerleştiklerini anlattı. Sonra 1980’lerde Van’a, Türkiye’ye nasıl geldiklerini. Gözlerim doldu.
Türkiye’de mutlu, huzurlu musunuz Diye sordum. “Şükürler olsun. Huzurumuz, rahatımız yerinde. Bir ara çocuklarımızı 15 yaşına kadar Kur’an okutamasak da, dinimizi istediğimiz gibi yaşıyoruz” dedi. “Biz Türkler, kazandığımız kucak dolusu paralara, deste deste maaşlara rağmen geçinemiyoruz. Sizde geçim nasıl, sıkıntı var mı ” diye sordum. Tam bir ders verdi Cuma Dede.
“Geçimimiz de yerinde hamdolsun. Biz zaten dünya malına değer vermeyiz. Çok şey de istemeyiz ki” dedi. Devlet, 3 ayda bir 600 lira veriyormuş. Cuma Dede’nin hanımı, beşik kertmesi eşi ise yaz boyu 2 hatim indirmiş. Hem de 60 yıldan beri kendisinde olan, özenle sakladığı el yazması Kur’an-ı Kerim’inden. Ya evin gelininin sözlerine ne demeli! “Annem, her gün Kur’an okur. O, evimizin bereketi.”
“Konu komşu geliyor mu, siz gidiyor musunuz kimseye” diye sordum. Sormaz olaydım. Bir komşuya gitmişler. Kapıyı açan evin delikanlısı şaşırmış, “Siz de nereden geldiniz” diye. Kendi kendime, yazıklar olsun biz Türklerdeki bu bozulmaya. Eyvahlar olsun, “Baba-anne, çocuktan ibaret çekirdek aile ihanetine” dedim. Oysa Kırgız ailenin geleneklerini yoğuran İslam ne güzel. Her hallerinde bir şuur, her tavırlarında bir güzellik. Böylesine bozulmuş bir Türk, nasıl dünyaya bedel olacak ki arkadaş Çözemiyorum!
MECLİS-İ MEBUSAN, SİZİN İÇİN TBMM’DE OLACAK!
Bu Perşembe, TBMM yeni yasama yılı Cumhurbaşkanının açış konuşmasıyla başlayacak. 1 Kasım sonuçlarına göre yeni bir Meclis oluşacak. Geçtiğimiz yıl TBMM, ülkeyi daha ileri götürecek çalışmalar yerine olumsuz konularla uğraşmak zorunda kaldı. Torba torba yasalar çıktı. AK Partili 4 Bakanın Yüce Divan soruşturmaları, oylaması ile akıllarda yer etti. İktidar bir blok, muhalefet komple bir blok oldu. Genel Kurulda ve topyekûn Meclis’te kılıçlar çekildi.
Sonra Meclis Camii’nde, mescidinde safın bir ucunda Muammer Güler, Egemen bağış, öteki ucunda muhalefet vekilleri ile cemaat medyasının mensupları yer aldı! İnşallah yeni Dönem Meclis’i ülkenin huzur, birlik ve kalkınması için en hayırlı çalışmalara imza atar. Yeni dönemde inşallah, Meclis’ten en taze gelişmeler, kulisler, anekdotlar için Meclis-i Mebusan Milli Gazete’nin güzide okurları için takip edecek.