Başbakan Davutoğlu nun Türkiye-AB zirvesinde yaptığı

konuşma ve ortak taslak açıklamada yer verilen konular medyada büyük başarı ve

AB ile yeni sayfa şeklinde verildi. Özellikle AB nin ülkemizdeki mültecilerle

ilgili 3 milyar Euro vereceği haberi kesinlemiş gibi takdim edildi. Bu arada

Ekim 2016 da vize muafiyeti, bir diğer ifade ile Avrupa ya vizesiz gidişlerin

başlayacağı ve yeni bir faslın açılması konusunda uzlaşmaya varıldığı ifade

ediliyor. Hemen belirtelim ki, AB gerçekten mültecilerin ihtiyaçlarının

karşılanması için 3 milyar Euro katkıda bulunacaksa bunu babasının hayrına

yapmadığını unutmamak gerekiyor. Yardımı, AB ülkelerini mülteci akınından

korumak ve mültecilerin Türkiye de kalmasını sağlamak için yapacak. Yani işin

Türkiye ye yönelik bir dostluk gösterisi olmadığı, yurtlarını terk etmiş olan

insanlara karşı duydukları şefkat ve merhametin bir sonucu olmadığını bilmek

gerekiyor. Ayrıca Türkiye her yıl 3 milyar Euro mültecilere yardım yapılmasını

istemiş, AB ise bunun iki yılda bir olmasında ısrar etmiş. Böyle olunca da

yapılacak yardımın süresi zikredilmeden geçiştirilmiş. Kısacası AB hem

mültecileri kabul hem de yardım konusunda yan çizmenin peşinde. Çünkü onların

vicdanını harekete geçirmeye sahillerimize vuran bebek cesetleri bile yetmedi.

Bu arada zirvede AB üyelik sürecinin hızlandırılması yönünde atılmış bir adımın

olmadığını, sadece önümüzdeki sene bir faslın açılabileceğinin belirtildiği

görülüyor.

Bu noktada Başbakan Davutoğlu zirvedeki konuşmasında,

Biz bir Avrupa halkıyız. Kıtanın kaderi hepimizin ortak konusudur. Türkiye de

bu ailenin bir üyesi olarak en etkin, en olumlu katkı getirenlerden birisi

olacaktır diyerek AB üyeliği konusundaki ısrarcı tavrını tekrarlamış. Bu

tutumu ile geçmişte iktidar olmuş sağ ya da sol kitle partilerinden AB

konusunda farklı bir yaklaşıma sahip olmadıklarını ortaya koymuş. Bu yaklaşım

ve tavır kendi bilecekleri bir iştir. Ancak, AB ülkelerinde İslam düşmanlığının

giderek yaygınlık kazandığını, camilerde ezan okunmasına tahammül edemeyenlerin

her geçen gün arttığı, hatta mevcut camilere yönelik yeni kısıtlayıcı

önlemlerin gündeme geldiği, yenilerinin açılmasının zorlaştırıldığı AB ye

girmek konusunda ısrarcı tutumun devam ettirilmesi anlaşılır gibi değil. Haçlı

ittifakının İslam dünyasına yönelik ortak tavrına rağmen Başbakan

Davutoğlu nun, Biz bir Avrupa halkıyız yaklaşımı doğru olabilir mi Ayrıca

Türk devletini meydana getiren bir halk topluluğumudur, millet midir

Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye yi yönetenler AB ye sadece

işbirliği örgütü gibi bakıyor, onun bir Hıristiyan topluluğu olduğunu dikkate

almıyorlar. Kuruluşundan bu yana Türkiye, AB içinde her yer almak istediğinde

birlik içinden AB nin bir Hıristiyan Birliği olduğunun hatırlatılması da

dikkate alınmıyor. Sanki Türkiye yi aralarına kabul ettiklerinde -etmeyecekleri

kesin- AB bir Hıristiyan Birliği olma özelliğini kaybedecek, Türkiye dini ve

kültürel alanda damgasını vuracak gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Unutmuş

olanlara hatırlatmakta yarar; dinler arası diyalogcularda böyle düşünüyor,

toplumların ayrışmasında dinlerinin farklı oluşunun bir etkisi olmadığını

sanıyorlardı. Hâlbuki laik AB ülkelerinde bile Hıristiyanlık belirleyici

özelliğini koruyor.

Bu arada başta İngiltere olmak üzere bazı AB ülkeleri

birliğe yönelik ağır eleştiriler ileri sürerek her an birlikten

ayrılabileceklerini ilan ederken Türkiye nin bu konudaki ısrarını anlamak

zorlaşıyor. Kaldı ki, ülkemizdeki Suriyeli mülteciler için söylendiği gibi 3

milyar Euro yardım yapmış olsalar bile bu paranın İslam dünyasının sömürülmesi

ile elde ettiklerini de unutmamak gerekiyor. Bu bakımdan günümüzün sorunu İslam

dünyasını Haçlı-Siyonist ittifakın sömürüsünden kurtarmak için adımlar

atmaktır, AB ye girmek değil.