Hadislerden Dersler
İslâm binasının temeli “kardeşlikle” atılmıştır. Rabbimiz (C.C.), mü’minleri birbiriyle kardeş kılmıştır. Hucurat Sûresi’nin 10. Âyet-i Kerime’sine meâlen bakalım:
“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”
İslâmiyet’in ilk yıllarında, imanla müşerref olan her sahabe, diğer mü’min ve mü’mineleri kardeş bilmekte, ruh-u canıyla o kardeşlerinin hayatını korumaya, bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaya gayret etmekteydi. Öylesine bir kardeşlik tesis edilmişti ki, Peygamber Efendimizin (A.S.M.) buyurduğu gibi, bir binanın taşlarının birbirine kenetlenmesi gibi kenetlenmişlerdi. Bir vücudun azaları gibi, vücudun bir yeri ağrısa o acıyı hepsi duymakta ve o acıyı dindirmeye koşmaktaydılar. Neticede işte ilk Müslümanlardan olan kırk kardeşin omuz omuza vermesi neticesinde kırk senede kırk devlet mağlup edilecekti.
Hicretten sonra, Peygamber Efendimiz (A.S.M.), ensar ile muhacir arasında “kardeşlik bağını” tesis etti. Bu sadece sözde bir kardeşlik değil, akıllara durgunluk verecek bir bağlılıktı. Hicretin yedinci ayında, Mescid-i Nebevi’nin inşasının bitiminden sonra, Sevgili Peygamberimiz (A.S.M.) muhacir ve ensardan kırk beşerden doksan kişiyi Enes İbn-i Malik’in evine davet etti. Buharî’nin Hazret-i Enes’ten rivayetine göre Resûlullah (A.S.M.), “İslâm dininde hilf yoktur; din kardeşliği vardır” buyurup bu doksan kişi arasında ikişer ikişer kardeşlik akdetti. İslamiyet’ten önce Mekke’de, mazlumların hakkını zâlimlerden almak için “Hilful-Fudul” cemiyeti kurulmuştu. Peygamber Efendimiz de o cemiyetin üyesiydi. Peygamber Efendimiz bu hadisiyle, İslam kardeşliğinin o cemiyetten çok daha kuvvetli olduğuna işaret buyurmuştur. Bu öylesine bir kardeşlikti ki, ensar, iki evinden birini, arazilerinden yarısını kardeşine tahsis ediyordu. Buharî’nin Ebu Hüreyre’den rivayetine göre, ensar, Resûl-i Ekrem’e müracaat ederek, “Yâ Resûlallah, hurmalıklarımızı muhacir kardeşlerimizle aramızda taksim buyur!” demişlerdir. Resulullah da “Hayır öyle olmaz, mülkiyeti verilmez. Ancak muhacirler, sa’y ü amelleriyle iştirak ederler, sularlar, tımar ederler. Mahsulü aranızda taksim edersiniz buyurdu.”
Sonraki devirlerde gazalarda alınan ganimetlerle muhacirlerin maddi durumu düzeldi. Bunun üzerine ensar kardeşlerine; “Artık size yük olmayalım. Kendi evimizi yapalım, kendi arazimizi alıp ekip biçelim!” dediler. Bunun üzerine ensar, Peygamber Efendimize müracaat ederek; “Ya Resulallah ganimetten bize düşen hissemizi de muhacir kardeşlerimize veriniz. Ancak bizim bir şartımız var, onlar bizim evimizden ayrılmasınlar, bizim arazimizi ekip biçmeye devam etsinler” derler. Bunun üzerine Rabbimiz ensarın bu hasletini Kur’an-ı Azimüşşan’da methetmiştir. Meâlen bakalım:
“Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine îmanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı duymazlar. Kendileri zarûret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Haşr Suresi / 9)
Kıyamete kadar gelecek bütün ümmete ve bütün insanlığa örnek teşkil edecek bir kardeşlik hadisesi de Medine’de Evs ve Hazrec kabilesi mensuplarının candan kardeş olmalarıdır. Bu iki kabile asırlar boyu birbiriyle savaşmışlardır. Birbirlerine öylesine düşmanlardı ki, en ufak bir hadisede derhal kılıca davranır ve oluk oluk birbirinin kanını döker, üstelik bu vahşeti de şiirlerle destanlaştırır, bu birbirinin boğazına sarılmayı iftihar vesilesi sayarlardı. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) Medine’ye hicretinden sonra, ensar ve muhaciri kardeş kıldığı gibi, Evs ve Hazrec kabilesi mensuplarını da kardeş eyledi ve bu iki kabile arasındaki düşmanlığa ebediyen son verdi. Her iki kabile mensupları birbiriyle candan dost ve kardeş oldular.
Kur’an’ımızın emir buyurduğu, Peygamber Efendimizin (A.S.M.) ve sahabelerin yaşayarak gösterdikleri İslam kardeşliğinin neticesi; izzetli, şerefli, huzurlu, saadet dolu bir hayat olmuştur. İşte İslâm’ın düşmanları bunu çok iyi bildikleri için bütün mesailerini bu İslam kardeşliğini bozmaya hasretmişlerdir.
Günümüzün bütün Müslümanları, (Türk, Kürt, Arap, Acem, Urdu, Çerkez, Afgan, hangi milletten olurlarsa olsunlar), düşmanın oyununa gelmeyip kardeş olduklarını hatırlamalıdırlar. Bu dünyadaki saadetimiz de izzetimiz de şerefimiz de buna bağlıdır.