Rahmetli Erbakan Hocam vefatından önce ‘niye tekrar genel

başkan oldunuz’ sorularına cevaben ‘çünkü toprak altımızdan kayıyor’ diyordu. O

şefkatli lider, son on yıl içinde en çok “Ülke 2.Sevr’e doğru gidiyor” diye

milletimizi uyarıyordu. ”Sen bu milletin evladı değil misin ” diyerek bize ne

yapabileceklerimizi hatırlatıyordu.

Evet, ülkemizde şu an 2.Sevr yaşanıyor. Ülkemiz ‘post modern

bir işgalin’ altında. Haçlı Zihniyeti, bu topraklar üzerindeki yüzyıl önceki

yarım kalmış hesabını tamamlamak için, yüzyıl önceki yenilginin acısını

çıkarırcasına Antep’imizi, Maraş’ımızı, Adana’mızı gözümüzün içine bakarak

işgal ediyor. Hem de başbakanımızın ‘burası NATO toprağıdır’ demesi eşliğinde.

Nato’nun Alman komutanı ‘Tek amacımız Türk halkını

korumaktır’ şirinliğiyle, şehit kanıyla suladığımız topraklar altımızdan kayıyor.

Bu post modern işgal, bir avuç çapulcuya karşı ‘şehitler

ölmez’ edebiyatını bırakmayanlar, başörtülü öğrencilere karşı kükreyerek

‘Cumhuriyet’in kazanım’larından bahsedenler, ‘vatan sevgisi imandandır’ hadis-i

şerifini dilinden düşürmeyenlerin sessizliği ve tepkisizliğiyle devam ediyor.

Haber kanallarını bir umutla geziyorsunuz, gazete sayfalarını çeviriyorsunuz

‘acaba bu işgale hayır diyen var mı diye, ama nafile. Medyada ülkemize

yerleştirilen Patriot füzelerinden bahsedenler sadece bu konuda kamuoyunu ikna

etmeye yönelik açıklamalardan başka bir şey yapmıyorlar. Yani; ‘medya istenilen

konularda rıza üretir’ modelini uygulamaktalar. Kısacası onlar da vazifelerini

yapıyorlar. Hırsızın işini kolaylaştırmak.

Sonra düşünüyorsun ‘bin yıldır yeryüzüne Hakk’ın hakim

olması için çalışmış bir ecdadın torunları, kendi ülkesinin apaçık işgaline

karşı neden bu kadar tepkisiz’ diye Aslında bu sorunun cevabını bulmak için

öyle çok eskilere gitmeye gerek yok.

Bu konuda Ocak 2009’da İsviçre’nin Davos kasabasında, amacı

dünya ekonomisini ve siyasetini Siyonizm’in çıkarları doğrultusunda planlamak

olan Dünya Ekonomik Formu’ndaki başbakanımızın ‘one minute’ çıkışını hatırlamak

yeter. Aralık 2008’de başlayan İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısının

yaşandığı sıcak günlerdi. İsrail’in Gazze saldırısına en çok tepki gösteren

Türkiye’deki Müslüman kardeşleriydi. Türkiye yerel seçimlere gidiyordu.

Başbakan seçmenin Gazze konusunda baskısını iyice hissettiği zamanlardı. Dünya

Ekonomik Formu’nun oturumunda Başbakanın moderatöre yaptığını sonradan

açıkladığı çıkışını, tüm dünya Şimon Peres’e yapılmış bir hareket olarak

algılamıştı. Artık BOP Eşbaşkanlığıyla övünen, Yahudiler tarafından ödüller

almış, zinayı suç olmaktan çıkarmış bir ‘İslam Mücahidimiz’ olmuştu.

Bundan sonra İsrail’le artan ekonomik ilişkiler hiç gündeme

gelmedi. İsrail’le yaşanan alçak koltuk olayı, İsrail’in açık denizlerdeki

yardım gemimiz Mavi Marmara’ya saldırması ve 9 vatandaşımızı şehit etmesi,

Türkiye’nin onayı ile İsrail’in OECD ülkeleri arasına katılması, tankların

modernizasyonundaki Türkiye’nin kayıpları, Şimon Peres’in TBMM’de konuşması ve

bunun gibi konular hiç tartışılamadı bile. Çünkü bir kere ‘one minute’

denilmişti. Bu olayları çözmese bile Türk halkını ve İslam dünyasını

rahatlatmıştı.

Ve şu anda ülkemizde yaşanan önce Malatya’nın Kürecik

ilçesine yerleştirilen NATO erken uyarı radar ve izleme istasyonu şimdi ise

Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adana’ya yerleştirilen Patroit füzeleriyle devam

eden işgal sürecinde milletin sessiz kalmasına sebep Davos-2009’daki o

çıkıştır. One minute çıkışıyla aslında Müslümanların zihni işgal edildi. Şimdi

de bunun semeresi toplanıyor.

Esas mesele milleti hakikati anlatacak ve yol gösterecek,

yaşanılanların bir işgal olduğu, bütün bu faaliyetlerin Büyük İsrail Projesi

gerçekleşsin için yapıldığını haykıracak zamanın Şahin Beyleri, Sütçü İmamları

nerelerde Ben söyleyeyim başımızda İmam-Hatip Mezunu bir başbakanın olduğu

yürek rahatlığıyla ya araba modelini değiştirme ya yeni bir ev alma ya da en

iyi ihtimal umre yolculuğu planı yapmaktadırlar. Ne diyelim nasılsa Obama Beyaz

Saray’da gangnam style klip çekerken Ramazan ayında da Müslümanlara iftar

verecek… İşin sırrı ‘one minute’de…