Siirt’in Şirvan İlçesi’ne bağlı Maden Köyü’ndeki bakır madeninde 17 Kasım 2016 Perşembe gecesinde heyelan nedeniyle meydana gelen göçük olayında güncel durum itibariyle 6 işçi yaşamını yitirdi ve 10 işçinin de halen toprak altından çıkarılması çalışmaları yürütülmektedir. Bu makalede hem mevcut olay hem de diğer iş kazalarına “iş güvenliği, iş kazası, tehlike, risk, risk analizi, kader, kaza, sorumluluk, vicdan, Müslüman, tedbirsizlik ve ihmal” gibi kavramlar muvacehesinden tekrar tekrar bakılması gerektiğini hatırlatmıştır. 

İş Sağlığı ve Güvenliği Kültüründen Ne Anlaşılmalıdır?

6331 numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 yılında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bu Kanunun amacı; işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemek olarak belirtilmiştir. 

İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG), iş kazası ve meslek hastalıklarının neden oldukları kayıpları en aza indirmek amacıyla, sistemli ve bilimsel araştırmalara dayalı güvenlik önlemlerinin saptanması ve uygulamasına yönelik çalışmaların bütünüdür. Üç temel amacı vardır. Bunlar; “çalışanları korumak, üretim güvenliğini ve işletme güvenliğini sağlamaktır.” “İş güvenliği çalışmaları,  temelde riskler ortaya çıkmadan önce önlenmesi çalışmalarıdır.” Hedefleri arasında;  sıfır risk, sıfır iş kazası, sıfır meslek hastalığı ve tam güvenli bir iş ortamı vardır. Mal, can ve çevre için potansiyel bir tehlike oluşturan malzeme, durum veya aktivitenin karakteristiği “Tehlike” olarak tanımlanabilir. Tehlike,  İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda ise “İşyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek, çalışanı veya işyerini etkileyebilecek zarar veya hasar verme potansiyeli” olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda riske de değinmeden geçilmemesi gerekir. “Risk”, tehlikelerden kaynaklanan bir olayın meydana gelme olasılığı ile zarar verme derecesinin bir bileşkesidir. “Risk değerlendirmesi” ise sistematik olarak tehlikeleri belirlemek, riskleri ortaya çıkarmak ve riskleri kontrol etmek için uygun nitel ve/veya nicel yöntemler kullanılarak yapılan çalışmaların bütünüdür.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından iş kazası “planlanmamış ve beklenmeyen bir olay sonucunda sakatlanmaya ve zarara neden olan durumdur” şeklinde tanımlanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise iş kazasını; “önceden planlanmamış, çoğu zaman kişisel yaralanmalara, makine, araç ve gereçlerin zarara uğramasına, üretimin bir süre durmasına yol açan bir olay” olarak tanımlamıştır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda ise; işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen özre uğratan olaylara iş kazası denilmektedir. 

Kazalar, günlük hayatın çeşitli yerlerinde görülebilirler. İş kazaları, spor kazaları, ev kazaları, trafik kazaları sıkça görülüp duyulan kaza türlerindendir. Hepsindeki ortak özellik, beklenilmemeleri, umulmamaları ve planlanmamış olmalarıdır. Ülkemizde iş kazaları ve meslek hastalıklarından dolayı her yıl; yaklaşık 1800 kişi ölmektedir. 

İş kazalarının 4 temel nedeni vardır ve “4M” olarak bilinir. Bunlar; man (insan), machine (makine), media (ortam, çevre) ve management (yönetim) olarak sıralanır. Kazaların %88’ini tehlikeli hareket, %10’unu tehlikeli durum ve %2’sini ise sebebi bilin/e/meyen nedenlerdir. Tehlikeli hareketler arasında; emniyetsiz çalışma (vaziyet alma), gereksiz şekilde hızlı çalışma, emniyet donanımını kullanılmaz hele getirme, alet ve makineleri tehlikeli şekilde kullanma, emniyetsiz taşıma, yükleme, istifleme yapma, tehlikeli yerlerde çalışma, şaşırma, kızgınlık, üzgün, telaş, şakalaşma ve kişisel koruyucu donanımları (KKD) kullanmama gibi sayılabilir. Ya tehlikeli durumlar ise; uygun olmayan KKD, koruyucusuz çalışma, kusurlu alet, makine, teçhizat kullanma, emniyetsiz yapılmış alet-makineler, yetersiz ve bakımsız bina, alet ve makine, yetersiz ve/veya fazla aydınlatma, yetersiz havalandırma ve emniyetsiz yöntem-şartlar olarak sayılabilir. Burada hemen şunu söyleyelim ki aslında bu iş kazalarının %50’si kolayca ve %48’i metotlu çalışmayla önlenebilir. Bir yılda 1800 kişinin iş kazalarından öldüğünü düşündüğümüzde 900 kişinin basit önlemlerle, geri kalan 864 kişinin metotlu çalışmayla kurtarılabileceğine karşılık gelmektedir. Özetle 1800 kişiden 1764’ünün kurtarılabileceği sonucuna varılmaktadır. Ayrıca bu ve benzeri olaylar bize risk değerlendirilmesinin yeterince titizlikle yapılmadığını yapılmışsa bile gereğince uygulamaya taşınmadığını göstermektedir. 

İSG bağlamında yapılan faaliyetlerin amacı; kazayı hafif atlatmak değil, kazayı meydana getiren sebepleri ortadan kaldırılmaya dönüktür.

Bu Tür Olayların Kaza ve Kader Açısından Değerlendirilmesi

Kaza ve kader ‘Kelam İlmi’nin konusudur. Kaza ve kadere iman, dinimizin inanç esaslarından biridir. Amentü cümlesinde yer alır. Yani “Kaderin hayrının da, şerrinin de Allah’tan olduğuna iman ettim.” Kaza ve kaderin tarifini Ehl-i Sünnet’in akaid imamlarından Ebu Mansur Mâturîdî rh.a. (v. 333/944) şöyle yapmaktadır: “Kader, ezelden ebede kadar olacak, meydana gelecek, olup biten bütün olaylara hakim olan küllî ve ilahi bir hükümdür. Ezelde verilen bu ilahi hükmün yokluktan fiil haline gelmesine de kaza adı verilmiştir. Yani kader, Cenab-ı Hakk’ın ezelden ebede kadar olmuş ve olacak, iyi kötü her şeyin oluş zamanını, yerini ve her türlü özelliklerini ezelde bilmesi, öylece takdir ve tespit etmesidir. Kaza ise, zamanı gelince ezelî ilmine ve takdirine uygun olarak eşya ve olayları yaratmasıdır.” İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a. ise bu hususu Fıkhu’l-Ekber adlı eserinde şöyle izah etmiştir: “Yüce Allah her şeyi yaratmadan önce ezelî ilmiyle bilir. Eşyayı varlık sahasına çıkarmadan önce takdir ve kaza eden de O’dur. Gerek dünyada gerek ahirette her şey O’nun bilmesiyle, dilemesi ve takdir etmesiyle Levh-i Mahfuz’a yazılmıştır. Fakat Levh-i Mahfuz’a yazılması vasıf (olacakları tasvir) suretiyledir; hükmetme cihetiyle değil!”. Fıkhu’l-Ekber şarihi Ebu’l-Münteha, İmam Azam rh.a.’in, “Hüküm suretinde yazmadı, vasıf suretinde yazdı” cümlesini şöyle açıklamaktadır: Yüce Allah Levh-i Mahfuz’da yazılı olanları sebepsiz, mücerred bir hüküm vermek suretiyle yazmadı. Mesela, Ali mümin olsun, Zeyd de kâfir olsun diye yazmadı. Eğer böyle olmuş olsaydı, Ali iman ile zorlanmış, Zeyd ise mecburi olarak imansız olacaktı. Fakat Yüce Allah öyle hükmetmedi. Levh-i Mahfuz’a şöyle yazdı: Ali, kendi tercih, seçim ve kudretiyle imanı seçip mümin olacak ve küfrü istemeyecek. Zeyd ise kendi tercih, seçim ve kudretiyle küfrü tercih edip iman etmeyecektir.” Bu tariften anlaşıldığına göre, kader yüce Allah’ın İlim ve İrade sıfatının bir tecellisi, kaza da Kudret ve Tekvin (Yaratma) sıfatının eseridir. 

Kaza doğrudan İlahî takdire havale edilince beşer planında “failsiz suç” kavramı yerleşir, bu da hem kastı veya kusuru olanların sorumluluğunu ortadan kaldırır, hem de benzer kazaların tekrarlanmasının önünü açar. Konu “İlahî takdir” ile “beşerî tedbir” düzleminde irdelenmelidir. Varlık âlemi, Allah’ın ilmi, iradesi ve kudreti altındadır. O dilemedikçe bir yaprak kımıldamaz. Bu doğru, peki O dilemediği halde veya muradına rağmen insan eylemde bulunur mu? 

El-cevap: Evet. 

Akıl ve bilinç sahibi insan dışındaki varlıklar Allah’ın iradesine aykırı bir fiilde bulunmazken, insan sahip olduğu iradesini Allah’ın iradesine değilse bile muradına (emrettiklerine) aykırı yönde kullanabilir. Bu da, insanın sınavıdır. 

Akıl, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan, hayrı şerden, adaleti zulümden ayırma kudretidir.  İdrak ise, iyiyi, güzeli, faydalıyı, hayrı ve adaleti tercih etme kabiliyetidir. O kudrete ve bu kabiliyete cüz’î irade adı verilmiştir. 

Peki Cüz’î İrade Nasıl Tecelli Eder?

Allah’ın varlıkta ve tabiatta geçerli olan yasaları vardır. Bunlara aykırı hareket edildiğinde zarar takdir etmiştir. Ateş yakıcıdır, iğne batıcıdır. Akıl bunu böyle ayırt eder. Buna rağmen insan kendisini ateşe atarsa yahut hatası sebebiyle iğneyi kendine batırırsa suç kimindir. Ateş ya da iğnenin mi? Elbette ki hayır. Suç ne ateşte ne de iğnede; sadece insandadır. Konuyu biraz daha irdeleyecek olursak, mikrop vücuda girerse insan hastalanır. Uçurumdan atlayan ölür ve yüzme bilmeyen suda boğulur vs. Uçaklar uçuyorsa, araçlar seyrediyorsa, tarla ürün veriyorsa İlahî sünnetlerin değişmeden işler halde olması sayesindedir. Hastalığı ilaçla tedavi ederiz ama şüphesiz ilacın bizatihi kendisinde şifa yoktur, şifa Allah’tandır. İlaç sebeptir, araçtır. Şifayı ilacın kendisine hamledersek ona uluhiyet atfetmiş oluruz. Ancak biliriz ki şifa Allah’tan tedbir/tedavi bizdendir. Allah rahmeti, inayeti ve yasalarıyla tabiata, tarihe ve hayata müdahildir. 

İşte kişi, kendi istek ve iradesi ile yaptığı işlerden sorumludur. Kişinin özgürce iradesini ve tercih hakkını kullanması, kendisine sorumluluk ve sonuçlarına katlanma yükümlülüğü de getirmektedir. Yaptığımız ve yapacak olduğumuz her şey kaderimizde vardır. Ama bu durum bizi zorlayıcı ve irademizi yönlendirici de değildir. Hiç şüphesiz “Allah her şeyi bilendir.” (Mücadele, 7).

Sonuç

Kader, bir iman rüknüdür ve “Hak Teâlâ’nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir” şeklinde tanımlanabilir. Kaza ise, kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır. 

“Allah’ın sünnetinde değişiklik (tebdil, tahvil, tağyir) olmaz.” Elbette Allah kimin ne yaptığını bilir. Biliyor olması beşer planında yapıyor anlamına gelmez. İnsanın kurallara uyması İlahî sünnetlere riayettir, kuralları ihlal etmesi kendi kastı ve kusurudur. Onun kastından veya kusurundan Allah’ı sorumlu tutamayız. 

Öncelikle Maden Köyü’ndeki bakır madeninde meydana gelen göçük faciası özelinde şunu belirteyim ki Allah buradaki işçilerin hasmı değildir, onların bu şekilde öleceklerini biliyordu ancak muradı bu değildi. Muradı, maden sahiplerinin her tür tedbiri almasıydı. Kaza, insan eseri bir kötülüktür. 

Not etmek gerekir ki, iş kazaları söz konusu olduğunda hep işçilere eğitim verilmesi gündeme gelir. İşçilere gerekli eğitimin verilmesi zaten şarttır. Onun kadar önemli olan bir diğer konuda işverenlerin ve yöneticilerin eğitilmesi meselesidir. Ama bu da yetmez. Resmi kurumlar, işletmeleri denetlemeli ve gerekli yaptırımları da uygulamalıdır.

Titre ey Müslüman! Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerimde Mâide süresi 32 ayette aynen şöyle buyrulmaktadır. …“Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara Resullerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir”. 

Sözün özü ve özeti: Güvenli olmayan bir işletmeye/işletmeciliğe sahip olmak bir seçenek olmaktan çıkarılmalıdır. Bazı yazarlar/siyasiler “maden kazaları kader değildir, önlenebilir” diyor. Söylenen ifadenin birinci tarafı yanlış ikinci tarafı %98 düzeyinde doğrudur. “Maden kazaları kaderdir” ANCAK insanların/kurumların/yetkililerin tedbirsizliğinden ve görevlerini yerine getirmemelerinin suçlusu KADER değildir. Bu KAZADA kaderin bir suçu yoktur. Asıl suçlu olanlar, kazaya sebep olanların suçunu kadere yüklemelerindedir. Hasılı kişinin özgürce iradesini ve tercih hakkını kullanması, kendisine sorumluluk ve sonuçlarına katlanma yükümlülüğü getirmektedir.

Madendeki heyelan yağmurdan kaynaklanmış olsa da işletmenin tüm tabiat şartlarını dikkate alması ve mutlaka takip ederek gerekli önlemleri zamanında alması gerekirdi. Bu bağlamda söylenecek söz “Önlemek ödemekten hem daha ucuz hem daha insanidir.”

Kaynaklar:

• Yrd. Doç. Dr. Abdullah DEMİR, İş Sağlığı ve Güvenliği Ders Notları.

• İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Kanun No: 6331, Resmi Gazete Sayı: 28339, 30 Haziran 2012.

• Prof. Dr. A. Hakan ONUR ve Yrd. Doç. Dr. M. Kemal ÖZFIRAT, “İş Güvenliğine Giriş, Önemi, Genel Tanımlar”.

• Dr. Fatih YILMAZ, “İş Sağlığı ve Güvenliği’ne Genel Bakış Ve Güvenlik Kültürü”, İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü, Yıldız Teknik Üniversitesi, Sunum.

• Doç. Dr. S. Erhan DEVECİ, “İş Sağlığı ve Güvenliği”, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Ocak 2010 – Elazığ, Sunum.

• Mehmet BERK, Dr. Buhara ÖNAL ve Dr. Rana GÜVEN,  “Meslek Hastalıkları Rehberi”, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü (İSGGM), ISBN: 978-975-455-169-3, Matsa Basımevi, Kasım 2011.

• Gülseli KENARLI, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/26416098.asp, Dünya devlerini geride bıraktık!,14 Mayıs 2014.

• N. Emrah AYDINONAT, http://www.neaydinonat.com/gunluk/?p=1857, Maden Kazaları: Kader mi Basiretsizlik mi?, 09/07/2010.

• Erdoğan SÜZER, “Hayat kurtaracak yaşam odası şart değilmiş”, Bugün Gazetesi, 17 Mayıs 2014.

• Hüseyin OKUR, http://semerkanddergisi.com/kaza-ve-kader-hakkinda/, Kaza ve Kader Hakkında,  Ekim 2011.

• Ali BULAÇ, “Takdir-i İlahî”, 17 Mayıs 2014.

• Prof. Dr. Alaaddin BAŞAR, http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2508/kader-ve-kaza-ne-demektir.html, Kader ve kaza, ne demektir?, 10/04/2006.

• http://www.kuranmeali.org/5/maide_suresi/32.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx