Afganistan 2014 süreci, sadece bu ülkeyi değil, başta komşu ülkeler olmak üzere yakın çevresini ve bölge üzerinden güç mücadelesine girmiş bulunan güç merkezlerini de çok yakından ilgilendiriyor. Bunlar içerisinde İran, hiç kuşkusuz, hem komşu bir ülke hem de tarihsel kodlarına dönen ve bu bağlamda etkin mücadele yürüten bir güç odağı olarak ön plana çıkıyor.
İran’ın bu hedefi doğrultusunda elinde iki temel enstrümanı bulunuyor: Şiilik ve Farsça. Şii jeopolitiği çerçevesinde neler yapabileceği Irak, Suriye ve Lübnan ağırlıklı olarak kendisini uzunca bir süredir gösteriyor. “Direnç Cephesi”nin belkemiğini de zaten bu unsur oluşturuyor.
Bu husus, aynı zamanda yaklaşık 1.7 milyarlık İslam dünyasında 300 milyon civarında bir Şii nüfusa tekabül ediyor. İran’ı bölgesel-küresel politikada ön plana çıkartan faktörlerin başında da zaten “bu husus” üzerinden yürütülen “bir takım hesaplar” geliyor. İran da bunun farkında ve açıkçası sonuna kadar bunu “öyle ya da böyle” kullanmak istiyor.
Bir diğer önemli unsur ise, Farsça. Nitekim, İran uzunca bir zamandır bu yumuşak güç unsurunu yakın çevre politikasında etkin bir şekilde kullanmanın peşinde. CIA World Factbook’a göre Afganistan ve Tacikistan’da da resmî dil statüsünde ön plana çıkan Farsça ve lehçeleri başta Özbekistan olmak üzere, Hindistan, Pakistan gibi bölge ülkeleri de dahil olmak üzere, bölgede yaklaşık 200 milyon kişi tarafından konuşuluyor.
Şiiliği tamamlayıcı bu kültürel unsur, hiç kuşkusuz, İran dış politikası açısından geçmişte olduğu gibi günümüzde de “kültür havzası” inşasının vazgeçilmez bir siyasi enstrümanı olarak kabul ediliyor. Nitekim, İran’ın Soğuk Savaş sonrası dönemde Farsça üzerinden yürüttüğü projeler bir çoğumuzun malumu. Örneğin, Fars Dili (Farsça) Konuşan Ülkeler Birliği üzerinden hareketle hayata geçirmeye çalıştığı “Farsi Ekonomik İttifak” gibi...
Bu husus ilk olarak Duşanbe’de 24-25 Mart 2008’te İran, Tacikistan ve Afganistan dışişleri bakanlarının bir araya geldiği toplantıda dile getirilmişti. O tarihlerde yapılan değerlendirmelerde ittifakın öncelikle ABD’nin etkisini azaltmak akabinde ise Orta Asya ve Afganistan üzerinden sağlanacak etkinlikle bölgesel-küresel politikalarda (örneğin, ŞİÖ’ye tam üyelik gibi) İran’ın daha güçlü bir aktör olmasına hizmet edeceği ifade edilmekteydi.
Bu ittifakın kilit ülkesi olarak ise, Orta Asya-Güney Asya bağlamında kilit bir pozisyona sahip olan Afganistan ön plana çıkartılmaktaydı. İran’a ekonomik olarak bağlanacak Afganistan, zamanla ABD’nin bu ülkeden-bölgeden saf dışı edilmesinde önemli bir pozisyon üstlenecekti. Bunun için de bölgede kara ve demir yolu ağının teşkili, gümrük ve ticari alanda yeni ortak kararların alınması, ortak para birimine geçme, vizesiz seyahat gibi hususlarda adım atılması gerekiyordu.
Son gelişmeler, adeta bu iddiaları teyit ediyor. İran’ın özellikle Afganistan’daki çok boyutlu yatırımları ve bu kapsamda, örneğin Körfez üzerinden Afganistan’a karayolu ve demiryolu üzerinden açılım sağlamaya çalışması, bunları gerçekleştirirken de özellikle Hindistan’la geliştirdiği ortak projeler dikkatlerden kaçmıyor.
Bu gelişme, çok büyük bir olasılıkla İran ve Hindistan ile sorun yaşayan Pakistan ve Körfez Ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan tarafından da yakından takip ediliyor. Pakistan ve Suudi Arabistan dendiğinde ise ilk akla gelen husus Taliban ve El Kaide. Her ne kadar Taliban ve özellikle de El Kaide beynelmilel bir yapıya sahip olsalar da, Şiilik ve İran karşısındaki tutumları bu örgütleri daha çok belli merkezlerde tutmaya devam ediyor. Bu hususa, bir de Afganistan iç dinamikleri içerisindeki İran karşıtları dahil edildiğinde, oyunun kapsamı ve aktörleri daha da genişliyor.
Dolayısıyla, “Üçüncü Büyük Oyun”da ABD’nin Afganistan’dan çekilmeye başlaması, buna karşılık İran’ın bunu fırsata çevirmeye çalışması ve bunu yaparken de ABD ile geliştirmeye çalıştığı işbirliği eksenli yeni dönem bölgede yeni bir mücadeleye hız kazandıracak gibi görünüyor.
İran’ın Pakistan sınırında Sünnilerin ağırlıklı olarak yaşadığı Sistan-Belucistan eyaletine bağlı Seravan kırsalında gerçekleştirilen saldırı; “zamanlaması”, “failleri” ve “gerekçeleri” itibarıyla bu açıdan oldukça önemli. Nitekim saldırıyla ilgili olarak ön plana çıkan failler şu şekilde sıralanıyor: Rejim düşmanları, Sünnilerin haklarını savunduğunu ileri süren örgütler ve uyuşturucu kaçakçıları.
Aslında, hepsi aynı kapıya çıkıyor. Dolayısıyla, söz konusu saldırıların İran’ın Afganistan’daki projelerine ve etkinlik arayışlarına paralel bir durum arz edeceğini öngörmek için kahin olmaya gerek yok!
Oyun daha yeni başlıyor...