Öğretmenlerin doğal uzmanlık seviyesi üzerinde hiç cümle kuran görmedim şu ana kadar. Uzmanlık deyince nedense hep engelli bir koşuda ipi göğüslemek geliyor akla. Bir insan şayet yerinde durmuyorsa ya geri kalır ya da ileri gider. Mesleki anlamda şayet bir öğretmen geri kalmışsa takviye kurslarıyla emsalleriyle arasındaki mesafeyi kapatırsınız. Eğer emsallerinden önde gidip aralarındaki farkı açmışsa taltifi hak etmiş sayılır. Öğretmenler içerisinde zamana uygun biçimde mesleki başarıya sahip olanlar, edebiyat, sanat ve bilim alanında değer üretip ürün verenler üniversitelerde öğretim görevlisi olarak değerlendirilebilir. Şiirin ustası öykünün ve romanın üstadı olan öğretmenler branşlarına uygun alanlarda derse girebilirler. Bunun için diploma ya da akademik yeterlilik istemeye hiç gerek yoktur. Liselerin üniversitelerle geçişli eğitim vermesi isabetli olacaktır. Aynı şeyi üniversite hocaları için de düşünebiliriz. Onlar da pekâlâ liselerde branşlarına uygun derslere girmelidirler.

Bu eğitimci transferi sadece akademik seviyeyi artırmakla kalmayacak aynı zamanda öğrencilerin ve öğretmenlerin de motivasyonunu artırmaya katkı sağlayacaktır.

KİTAPLAR BİZİ SATTI

Kitap fiyatları kitap kurtlarında derman bırakmıyor. Şekere yağa gelen zamlar gündeme kuru soğan gibi düşerken düşünce ve edebiyat kitaplarına gelen zam kimsenin dikkatini çekmiyor. Anlıyoruz ki kitap fiyatlarından canı yanan pek fazla kişi yok. Anlayacağınız kitap okuyan insan sayımız o kadar fazla falan değil. Türk insanı kitap okumamak için iyi bir fırsat yakaladı, Hem gündelik iaşesini kazanamayan birisi niye kitap alıp da oturup kitap okusun. Yeni bir kültür hamlesi yapılmak isteniyorsa özellikle gençler için bir kitap bursu oluşturmak şarttır. Öğrencilere nasıl dönem başında ders kitapları devlet tarafından bedava veriliyor, masanın üzerine konuyorsa, hangi yaş ve seviyede olursa olsun yetişkin kitap okuyucusuna da okuyacağı kitabı devlet bedava olarak isteği doğrultusunda göndermelidir. Kitabın satışa sunulması millet olarak bizim anlayabileceğimiz bir şey değil. Kitaplar hakikatleri cebinde değil elinde taşımalıdır. Fahiş fiyatla karşılaşan dar gelirli vatandaş temel ihtiyaç maddelerini kitaba tercih edebilir. Amiyane tabirle kitabın satışına gelebilir. Doğrusu kısa vadede elektronik sesli okumayı kâğıttan okumanın yerine yerleştirmemiz de kolay gözükmüyor.

Satın alacağı iki kitabın parasıyla haftalık pazar ihtiyacını karşılayabilmek varken kitabı öncelemek günümüz realitesiyle bağdaşmamaktadır. Kitabı temel ihtiyaç maddesi gibi görüp fiyat ayarlamasını ona göre yapmak belki de en uygun olanıdır. Zira mide gibi zihnin de acıktığı bir gerçektir. Kitap fiyatları konusunu gündeme getirecek bir babayiğit çıkar mı bilmem. Lakin yetkililerin vereceği cevabı şimdiden kestirebiliyorum: Kitap bulamıyorsanız pasta yiyin?