İnsanlığı karamsarlığa iten kimi durumlar, yıkımlar, felâketler bir yılgınlık oluşturuyor doğal olarak. Dünya ve insanlık var oldukça bu böyle sürüp gidecek. Şeytanların ve onun uydularının olduğu bu dünyada kaçınılmaz bir durumdur.

Bir İslâm medeniyeti, inanış ve düşünüşü var. Hazreti Adem ile başlayan Peygamberimize kadar gelen, ondan sonra da o ruhu ve inancı taşıyanların olduğu bir ana izlek var. Buna inananlar için bir sorun yoktur.

İnsanlık var oldukça karanlık ve karmaşık dönemlerin yoğunluğu elbette ki bunaltıcı oluyor. Bundan kurtulmanın, çıkış yolu bulmanın tek yolu var insanın kendi kendisini kurtarma çabasıdır.

Tehlikelerin var olduğu, olmaya devam edeceği gerçeği hiçbir zaman göz ardı edilemez. Bu tehlikeler vardır ve kaçınılmazdır diye insanın tamamen umutsuzluğa kapılması asıl tehlike. Bir bakıma yenilgiyi kabulleniş olur. İnsanlığın asıl sorunu bu düşünüş tarzı olunca yıkım o zaman başlar.

Bir dönemi yaşıyoruz. Yepyeni bir çağın içindeyiz. Her zaman ve çağ yenidir. İnsanlık çağının gerçeklerini yaşar. Bir bakıma oluşturduklarının sonuçlarını da yaşar. Bundan böyle peygamberler gelmeyeceğinden peygamberlerin izinde yolculuğunu yenileyerek yol yürümesinden başka seçenekleri yoktur. Dönemler ve koşullar yeni şeyler yapmayı gerektirir.

Eleştirilerimiz içe dönük olduğu gibi dışa dönük de olur. Haksızlıklar, zulümler, adaletsizlikler, acımasız katliamlar belli karakterde olan insanların, toplumların ve hatta devletlerin sorunudur. Direnişler ve var oluşlar birçok şeyin üstesinden gelmeye neden olur.

İnsanlık bu kadar da mı ölü, ya da ölü, umutsuzlukla bakılacak kadar mı karamsarlık gerektirir? Zulmün ağırlığı insanı doğal olarak etkiliyor. Ve artık insanın sabrı da bir yere kadardır. En umulmadık yerde, ülkede, topluluklarda tahammül sınırları da bir yere kadardır.

Gazze ve Filistin olayı, büyük kesimlerin sağırlıklarına, körlüklerine, dolaylı veya doğrudan desteklerine karşın insanlıkta bir depreniş oluşturdu. Her geçen gün bu, giderek büyüyor. Halkların içten kaynaması kimi yöneticileri, ülkeleri ve hatta oyunun başındakileri bile tedirgin ediyor. Halkların, insanlığın uyanış dalgası sert olur. Bireylerin bireysel çıkışlarındaki cesaret etkiliyor. Susmayı tercih eden ya da yüzünü çeviren, başka yöne bakanlarda da bir etkileşim oluyor.

Atina Belediye Başkanı’nın tutumu, halkının limanlardaki gösterileri, ülkelerine gelen İsraillileri dışlamalarının etkisi giderek artıyor. Bu İtalya’da, İspanya’da ve kimi Avrupa ülkelerinde belirginleşti. Parlamentolardaki çıkışlar önlenemiyor. Faşizmin öz yurdu Almanya’da zulme tepkilerine, sivillerin direnişlerine çok sert davransa da bunlar gözlerden kaçmıyor.

En baskın Müslüman toplulukların liderleri ciddî anlamda tedirgindirler savunma refleksiyle birtakım savunmalarda bulunuyorlar.

Dalgaları etkilemek adına, yapay oluşlarla asıl olanı örtmek, perdelemek de bir yere kadardır. İstenildiği kadar güven duygusu ağır basan ve ben asla yenilmem duygusu içinde olanların korku telleri içten içe depreşiyor. Bunun içindir ki daha baskıcı, daha şiddetli karşı koyuşlu tutumları ağır basıyor. O zaman bunu nereye ve ne zaman kadar sürdürebilecekler?

Düşünen ve düşünebilen insanların tahammül sınırları zorlanınca onlar da birer volkan gibi patlarlar. Yanlış yaptıklarının onlar da farkına varırlar. Bir denge terazisi var. Dengeler yitirilince bunun nedeni nedir diye ister istemez düşünülür. Bunları düşünemeyenler zaten düşünceden yoksundurlar.

İnsanlığa karamsarlığı, yenilgileri ve umutsuzlukları da pompalayan zulüm edenlerdir. Onların oluşturduğu duyguya kapılanlar zaten yenilgiyi kabullenenlerdir.

Dalgalar başlayınca önünde durulamaz. Dalgalar dalgaları tetikler.