İnsanlar aç aç!

Abone Ol

KnutHamsun’un anlattığı türden edebi, tercihli ve asil bir açlık değil. Fırından ekmek isteyecek, tatlıcıdan baklava çalacak, camekân ardında dönüp duran yağlı tavuklara ekmek banacak bir açlık değil. Yılbaşlarında patron ve bakan tarafından işçi temsilcisi dahi beklenmeden asgari ücret tartışılıp karara bağlanırken simit-çay hesabı yapılan bir açlık değil. Sokaklarda çalgıcılık yapan eski sanatçı yeni alkolik arkadaşlara Bodrum’dan Antalya’ya neden gittiği sorulduğunda, “Ama orada misafir kaldığımız yerde sabahları tırnak çorbası veriyorlar hocam” diye minnetle sözünü ettiği türden bir açlık değil. Hastalık bahane edilip toptan kaldırılan iftar çadırları önünde uzadıkça uzayan kuyrukların bastırmaya çalıştığı açlık değil. Açılışa özel bedava tavuk döner dağıtılıyor diye birbirlerini ezen, kavgaya tutuşan insanların anlık olarak gidermeye çalıştıkları açlık değil. Sokakta gördüğü mikrofonun başında birikip, kameraya bakarak kendine acındırma babında sözler sarf edecek, takati yerinde bir açlık değil. Sokakta bulduğu mikrofon ve kameraya açlıktan, yokluktan, yoksunluktan şikâyet ederken bir anda müdahaleye, hışma, gaspa yani tecavüze uğrayıp, adam akıllı rencide edilip sözleri yarıda kesilerek ‘cep telefonunu çıkar bakalım’ denilen bir açlık…

Bu türden bir açlığın belli başlı ölçütleri yok. Böylesine aç olan hiçbir zaman doymayacaktır. Onun giderilemez açlığı yiyip içebileceklerine, elde edebileceklerine, çalışıp kazabileceklerine dair değildir. Hayatı onurla idame ettirmek gibi bir gayesi yoktur, hiç olmamıştır. Evet açtır ve bu açlık önüne geçilebilecek, bastırılabilecek, oranlarla iktifa edilecek bir açlık değildir. Bu tür bir varlık örneğin araç edinmek istemişse; aracı kendisini bir yerden bir yere taşıyacak vasıta olarak göremez. Kendisine daha çok kazandıracak, prestij bağışlayacak, sükse yapabileceği bir variyet olarak görür. Sırasında (her ne demekse) iş adamıdır iş bu varlık. Öyle ucuz, sıradan, lüks olmayan, marka değeri düşük bir araca binemez. Binerse iş yapamayacağına, varlığına variyet katamayacağına, daha fazla yığamayacağına inanır. Çünkü büyümezse yok olacağı fısıldandığından kredi kullanıp, borç harç büyümüş şirketler düşük marka bir araçla, otobüsle giderse bu varlıkla iş yapmaz. Aracı bu varlıkların kimlikleridir. Onurlarını, namuslarını, kendilerini ifade etme kabiliyetlerini ona yüklerler. Özetle, bindikleri araç kadar olduklarını kabul ederler.

Doymazlık araçla sınırlı değildir. İstisna tanımaksızın her bir vasıta bunlar için hırs sebebidir. Araçsa aracın en iyisi, daha iyisi ithal edilebildiğinde daha iyisi; evse evin akıllısı, villası, malikânesi; yazlıksa bilmem neredeki, kışlıksa fildişi sahili, arsa, telefon, kıyafet, kadın ve saire… Hırs, kümü zaman saraylara kadar uzanır. Hanedan kurmaya, saltanat sürmeye doğru devam eder. Çalışmak, daha iyisine sahip olmak için gereklidir. Ki o çalışmak eyleminden kasıt, insancıkları çalıştırıp sayelerinde para kazanmak; sonra ben onlara ekmek yediriyorum, hepsinin bana minnet borcu var zannıyla yaşamaktır. Hayatı yaşamayı bile es geçmiş, hırsının esiri bu tip, insan aklına zar zor gelebilecek şeylere kadar sahip olmak, sömürmek, eline geçeni emüklemek, ağına düşeni eziklemek, kendisinden güçlü olanlar karşısında da hiçbir şeyinin olmadığını hissedip sızlanmak derdindedir.

Böyle anlatıldığında istisna bir insan tipinden söz edildiği zannedilir. Hayır, dünya tam da bu tiplerin dünyasıdır. Bu tiplerin ana yurdudur dünya. Ve onların kutsal algısının ele geçirdiği bu dünyada hiçbir söz hakkınız yoktur. Açsanız açlıktan söz edemezsiniz ki hemen atılıp çözüm üretirler. Açlıktan, işsizlikten, yokluktan yakınana yönelik acayip kurtarıcı formülleri vardır. Ben aç kalsam elli liraya yapılacak şeyi on liraya yapar yine karnımı doyururum kafasını yaşarlar. ‘Açlıktan söz ediyorsun ama cebinde bin liralık telefon taşıyorsun’ repliği, tanrıları tarafından onlara bağışlanmış virtleridir. Din, diyanet, ahlak, onur, haysiyet hepten onların malıdır. (Zaten onları görüp sizi görmeyen Allah, olan biteni böyle takdir buyurmamış mıdır?) Dilediklerine, diledikleri kadar satarlar. Dedik ya, sırtından kazanmayacakları hiçbir şey yoktur.

Bu varlıkların yurdunda şikâyet ya da savunma gibi bir hakkınız bulunmaz. İnsan yerine konuyorsanız oturup rabbinize şükredersiniz. Gerçi insan yerine konuyorsanız, onlardan olup olmadığınızı bir daha kontrol etmeniz lehinizedir.