Depremin insan aklıyla açıklanacak bir yanı yok. İnsan aklı ancak ‘can derdi’yle düşünmeye başlayabilir. Olan olduktan sonra olması gerekeni. İnsan aklının henüz çözemediği ama çözme ihtimali olan, depremi olmadan önce haber verebilen bir teknoloji. Dünya teknoloji açısından çok ilerledi diye övünen teknolojistler, 65 saniyede binlerce insanın ölümüne neden olan olayı önceden haber veren bir teknoloji yapılmadığı halde neyin övüncü içindedir anlaşılır gibi değil. Önceden haber veren deyince depremi iki dakika önce haber veren değil, günler öncesinden haber veren bir teknoloji olması gerekirliğinden bahsediyoruz. Hâlihazırda bu yok. İnsan aklı fay hatlarını ve bu faylardaki kırılmaları olasılık bakışından bakarak tarif ediyor, harita çiziyor, çeşitli hesaplar yapıyor, tahmin yürütüyor. Deprem konusundaki bilimsel kanıtlı veri hangi saatte, hangi boylam ve enlemde, kaç şiddetinde ve kaç kilometre derinlikte meydana geldiğidir. Olan olayın ölçümüdür. Olayın hangi güç tarafından yaratıldığı bilimsel olarak açıklanmıyor. Oysa Kur’an’da var bu, Allah öyle istiyor. Gerekçeleri de yer alıyor. Ayrıntıyı Kur’an okumasını bilen her insan biliyordur. Fay şöyle fay böyle, şöyle kırıldı böyle boşaldı deniyor ki doğrudur. Peki, fay neden var, neden o özellikte bir şey var yerin altında. Fay hiç olmasaydı deprem denen olay da olmayacaktı. Fay var ve deprem de oluyor. Deprem öldürmez bina öldürür, hayır deprem de öldürür bina da öldürür. Allah isterse öldürür. Allah isterse öldürmez. Allah istemezse de öldürmez, bina yıkılır, günlerce enkaz altında kalır bebekler, ama ölmez. Hadi açıklasın bunu bilime tapan bilimperestler. Bir bebeği bir gün aç bıraksanız sonraki gün çocuk acile zor yetiştirirsiniz ama on gün boyunca aç susuz ve havanın eksi derecelerde soğuk olduğu enkazda on gün yaşıyor ve sağ çıkarılıyor. Bunun herhangi bir bilimsel veriyle açıklaması yok. Bu, insan aklının almayacağı ve çözemeyeceği bir durum. İnsan, aklına değil imanına güvenmelidir. İmanla açıklanabilir bu. Allah öyle istemiştir. Bu kadar. Ölse ne olacak. Cennete uçacak. Kaldı ki ölüm bir yok oluş değildir. Ölüm gerçek hayata geçiştir, asıl yurda varıştır. İnsan beşer olduğu için ölüm ağır geliyor, özellikle de yakınlarının ve sevdiklerinin ölümü, ağır gelmesi beşeri özelliğimizdendir. Dahası insaniyetimizdendir. İnsan olmayana bir şey ağır gelmez. İnsan olan acı çeker.
Olan olduktan sonra olması gereken ne? Olandan ders çıkarmak, tecrübe edinmek. Depremin oluşuna çare yok fakat olduktan sonrasına çare üretebilir insan. Nelerdir mesela bu çareler? Gelir adaletsizliğini ortadan kaldırmak. Gelir dağılımını eşit hale getirmek. Depremle gelirin ne alâkası var, doğrudan alâkası var. Müteahhidin demirinden çimentosundan çalarak yaptığı binadaki daireyi ucuz yolla satması sonucu alıcısı kimler oluyor, yoksullar oluyor. Deprem yönetmeliğine uygun dört dörtlük bina yapılsa ucuz olur mu olmaz, o halde vatandaş nasıl daire alabilecek? Deprem yönetmeliğine uymak bir maliyet gerektiriyor. O maliyeti ekonomi düzeniyle hükümet düşürebilir. Özellikle düşürme yani indirim, kampanya vb. şeklinde düşürme değil bu. Öyle bir ekonomi düzeni olacak ki deprem yönetmeliğine uygun daireleri zenginler değil yoksullar da normal şekilde alabilecek. Öyle bir şehir düzeni kurulacak ki kimi yerde gökdelen kimi yerde gecekondu değil yüksekliği ve genişliği eşit ev ve binalardan oluşan, Müslüman Türk mahremiyeti ve hayat tarzının yaşandığı yani o yaşamın sağlandığı evlerden meydana gelmelidir şehir. Çarşısı, sokağı, caddesi, meydanları, ana kaidesi camileriyle görende Müslüman şehri düşüncesi oluşturmalıdır. Bugün şehirler birörnek beton yığınlarıyla doludur ve çarpık kentleşme her şehirde var. Depreme hazırlıklı şehirler değil de deprem gelse de yıkılsak diye bekleyen şehirlerden oluşuyor ülkemiz. Çarpık kentleşmeyi vahşi kapitalist düzen meydana getirmiyor mu, getiriyor, çarpık kentleşme de depremin yıkım gücünü artırmıyor mu, artırıyor. Deprem ölümle dolaşıyor her yerde.
İnsan depremden büyüktür ama insan olursa!