İnsaf sınırlarını zorlayan bir hadise ile karşı karşıyayız. Hâlâ birileri birilerini ikna etmeye çalışmakla meşgul... Oysa ikna edilmeye çalışılan birileri ikna olmak istemiyorum diyor. Biz yine de düşüncel erimizi paylaşmaya devam edelim.
Ey insanlar! Evrende renkler hâkimdir. Renklere tahammülsüzlük, renkleri ortadan kaldırmaya çalışmak veya görmezden gelmek tek renkliliği istemektir ki, bu durum akla ziyandır.
"Boynuna kıravat takmış adamlar"la "boynuna fular bağlamış kadınlar" hasetlerinden "baş örtüsü" takan kadınları tartışıyorlar. Baş örtüsünden korkmak, veya birilerini korkutmaya çalışmak, baş örtüsünün arkasında başka sebepler aramak bir çeşit ruhsal hastalık gibi geliyor bana...
Mağdur edilen kızlarımız yıllardır büyük sıkıntı yaşadı ve yaşıyorlar. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Yıllardır onlara şöyle veya böyle yardım etmek isteyenlerle, onlara yardım edilmesini istemeyenler arasında bir mücadele sürüp gidiyor. "Uyanık ve cerbezeli taraftar" bir insan hakkı olan baş örtüsüne serbestlik isteğini laiklikle sabote etmeye çalışıyor. Sorunu "minder dışı"na çıkarıp "ağa babaları"nı yardıma çağırıyor.
Yıllardır din karşıtlığını siyasetlerine alet eden bu zihniyetin mensupları, Sıffîn Savaşı nda Hz. Ali ye karşı, mızraklarının ucuna Kur an sayfalarını takan Emevî (ulusalcı) zihniyetini andırıyor.
***
Ülkemizde kadınların / annelerin büyük çoğunluğu (% 70 civarı) şu ya da bu sebeple baş örtüsü kullanırken, doğal olarak kızları da annelerinin yolundan yürüyorlar. Kız çocuğunun üzerinde annenin inkâr edilemez bir örnekliği vardır. Dolayısıyla genç bir kızın çocukluk döneminden sonra kendi tercihini annesi gibi ya da annesinin giysisini modernize ederek kullanmak istemesinden daha doğal ne olabilir ki
Çocukluk ile ergenlik dönemi arasında bulunan "genç kız"ın önünde aksi istikamette bir yönlendirme veya zorlama yoksa doğal olarak toplumsal boyutta yani toplumun örf ve âdetleri bağlamında hareket edecektir.
***
Duygularının, düşüncelerinin taptaze "süt" dönemini yaşayan genç kızlar, kıyafetleriyle ilgili olarak birtakım zorlama ve yasaklarla karşılaşınca nasıl bir duygu yaşadıklarını, onların nasıl bir iç çekişmesiyle karşı karşıya kaldıklarını kim bilebilir Keşke "ikna odaları" kuranlar "bilim adına" bir empati yapabilseler! Aynı şeylerin kendilerine yapıldığını şöyle bir düşününüz!
Alınganlık duygusunun en yoğun olduğu böyle bir yaş döneminde, kılık ve kıyafetleriyle ilgili değerlendirilmeye tâbi tutulmayı, olgunlukla karşılamaları mümkün müdür Hangi kişiye veya kadına hem de medeniyet adına giydiklerinin ilkellik olduğunu söyleyebilirsiniz Böyle bir hal ne kadar insanca bir tavır olur
***
Kadınların nasıl giyindiği niçin birilerini bu kadar ilgilendiriyor Bunun içinde gizliden gizliye bir kıskanma, çekememe duygusu olmasın! Hani okullarda çalışkan kız öğrencilerin, kıskançlık yüzünden tembeller tarafından "ineklik"le, "çirkinlik"le, "hayattan habersiz ot gibi yaşama" gibi argümanlarla suçlanması aynı hastalığın ileriki yaşlarda tekrar nüksetmesi olmasın!
***
Renkler ve zevkler tartışılacak konular değildir. Bu safhaların geçilmiş olması gerekir. Günümüzde geçmişe göre "bireyleşme" konusunda çok mesafe alınmıştır. Özellikle yetişme çağındaki çocukların istekleri, eğitimleri, yemeleri içmeleri her şeyin önüne geçmiştir. Burada büyük şehirlerin ve çekirdek ailenin rolü büyüktür.
Büyük şehirlerde büyük kuyulardır. Bir anne ve baba için çocuklarının bu kuyuya düşmesi ya da düşürülmesi korkusu başlıca kaygıları arasındadır.
Anne baba çocuğunun kurda kuşa yem olmaması için elinden gelen çabayı göstermekte, "millî ve mânevî değerler"e bağlı, dinini diyanetini bilen, ülkesini seven, çalışkan, saygılı, edepli, küçüğünü, büyüğünü tanıyan "birey" olmasını istemektedir. Bu şekilde yetişmesi için de elinden gelen gayreti göstermektedir.
***
Baş örtüsü söz konusu olunca birilerinin dillendirdiği "ülkenin başka sorunları varken " diye başlayan cümlelerin insafla, iz anla bağdaşır tarafı yoktur. Çünkü ortada insan vardır, onların istikbali vardır; onlar maddî ve mânevî olarak ülkemizin geleceğini imar edecek olan gönül mimarlarıdır. Onların gönüllerinin hoş olması ve hoş tutulması gerekir.
Onların ruh dünyalarının sarsılmasına, dejenere edilmesine rıza gösterilemez. Onların başları dik, alınları açık olmalıdır. Herhangi bir "suç işlemedikleri" halde suçluymuş gibi gösterilmesi, potansiyel suçlu muamelesine tâbi tutulması "insanca bir tavır değildir.
Geçmişte "yasakları yasaklayalım!" diyen kuşak, günümüzde iş başına gelince "yasakçı" kesildi, ne acı! Böyle mi olmalıydı el-İnsaf!