İngiliz halkının iradesine karşı küresel irade başta İngiltere hükümeti olmak üzere tüm unsurlarıyla tam bir ittifak içerisinde hareket ediyor. Hedef, İngiltere’yi Avrupa Birliği’nde tutmak. Daha yerinde bir tabirle ABD adına, onun dünya çapındaki hegemonyasının iki önemli sacayağından biri olan  Avrupa’da üstlendiği “Truva Atı” rolünün devamını sağlamak. 

Dolayısıyla İngiliz halkı istediği kadar “ben bu birlikten çıkmak istiyorum” desin. Bu istek, mevcut şartlar altında pek mümkün görünmüyor. Özellikle de 16 Haziran ve sonrası itibarıyla yaşanan gelişmeler süreci, daha doğrusu “sonucu” büyük ölçüde etkilemişe benziyor. 

Sonuç şimdiden belli oldu desek, herhalde yanılmış olmayız. Nasıl mı Adım adım gidelim...

Öncelikle İngiliz halkı, daha moda bir tabirle “milli irade”nin önemli bir kesimi “niçin AB’den ayrılmak istiyor” sorusuna cevap vermek gerekiyor. 

Bunun cevabı olarak karşımıza dört ana neden çıkıyor. Bunlardan birincisi “egemenlik”. AB’yi terk etme kampanyası yürüten gruplar bu hususta İngiltere’nin kendi yasaları ve düzenlemeleri üstünde daha fazla kontrole sahip olması gerektiğini savunuyor ve AB üst egemenliğini reddediyor. 

İkinci önemli neden, AB’nin komşuluk politikasının iflas etmesi sonucu ortaya çıkan ve AB kalesinin aslında kâğıttan ve sınırlarının yolgeçen hanından farksız olduğunu ispatlayan göç dalgaları. İngiliz halkının önemli bir kısmı kontrolsüz göç dalgasının ülkeye çok boyutlu maliyetlerinin olduğunu, yeni göçmenlerin devlete yük olacağını, dolayısıyla İngiltere’nin kendi sınırlarını daha fazla kontrol ve ülkeye kimin gireceğini kontrol edebilmesi için AB’den ayrılması gerektiğine inanıyor.

Üçüncü önemli gerekçe ise, para. 2008’den bu yana krizin etkisinde bulunan ve bunu tam manasıyla atlatamamış bulunan Batı dünyasında halk, başkaları için kendi refahından daha fazla pay ödenmesine karşı. Bunu çok daha önceleri Alman kamuoyunun ortaya koyduğu tepkilerde görebiliyorduk. İngiliz halkının önemli bir kısmı da İngiltere’nin AB’ye her yıl yaptığı 19 milyar sterlinlik ödemesini durdurmasını istiyor.

Son gerekçe ise, AB’nin genişleme politikası ve bunun orta-uzun vadede İngiltere açısından özellikle iç göç boyutunda yol açacağı yeni maliyetler. Burada, özellikle Türkiye’nin tam üyelik müzakere süreci ciddi bir endişe kaynağı olarak kullanılıyor. Nitekim Başbakan Cameron’un Türkiye için, “Bugünkü ilerleme hızıyla AB’ye girmeleri, 3000 yılı civarında olur muhtemelen” açıklamasının altında da bu argümanı etkisizleştirme ve böylece İngiliz kamuoyunu rahatlatma çabası yatıyor.

Peki, AB yanlıları neyi savunuyor Temel argümanları neler Bu hususta AB yanlıları haliyle tam karşıt tezleri savunuyorlar. Örneğin, göçmenlerin ekonomi için faydalı olduğunu, ülkeye yararlandıkları kamu hizmetlerinden dolayı vergi vererek katkı sağladıklarını belirtiyorlar. AB’nin sağladığı ekonomik faydaların, maliyetinin çok üzerinde olduğunu savunan bu kesim, “İhracatın toplam ekonomik büyüklükteki payı düşünülürse İngiltere’nin AB’ye bağımlılığı, AB’nin İngiltere’ye bağımlılığından fazla” diyorlar.

Bunun dışında, AB içindeki diğer üye ülkelerin kişi başına İngiltere’ye kıyasla daha fazla katkı sağladığının altını çizen bu kesim, “AB’den çıksak bile ortak pazarda kalmak için AB bütçesine katkı koymamız istenecek” hatırlatmasında bulunuyorlar.

Fakat daha önemli argümanları İngiltere’nin güvenliği ve küresel bazdaki etkisinin devamıyla ilgili. Buna göre, “İngiltere ancak AB’de kalırsa küresel çapta hayati kararlarda söz sahibi olabilir, aksi takdirde İngiltere’nin küresel etkisi azalır. Yine, ortak tehditlere ortak çözümler geliştirmenin, güvenliği güçlendirmenin yolu AB’de kalmaktan geçiyor” tezi ön plana çıkıyor.

Bu tartışmalar içinde son ana kadar AB’den ayrılma taraftarları önde gider iken, ne hikmetse ibre tersine dönmeye başlamış durumda. Örneğin, Şubat ve Mayıs aylarında (hatta 31 Mayıs’ta DW’de yer alan “İngiltere’de AB karşıtları önde” başlıklı haberde de görüleceği üzere), basında yer alan haberlerde AB karşıtlarının önde olduğu dikkatleri çekerken, son bir kaç gündür yapılan anketlerde başa baş duruma vurgu yapılıyor.

Peki, 31 Mayıs’tan bu yana ne oldu Üç önemli açıklama-gelişme burada etkili olmuşa benziyor. Birincisi 16 Haziran tarihli suikast. AB yanlısı İngiltere İşçi Partisi Milletvekili Jo Cox’a düzenlenen suikast burada tek kelimeyle bir dönüm noktası. İkincisi, “Downing Caddesi 10 Numara”dan yapılan “panik açıklamaları”. Sonuncusu ise, ABD’li milyarder yatırımcı George Soros’un Guardian gazetesinde İngiltere’nin AB’den çıkarılmasının doğuracağı sonuçları ele aldığı yazı.

Bu üç gelişmeye bakıldığında küresel derin irade, ya da üst aklın “milli iradeler” üzerindeki etkisini ve aralarındaki ilişkiyi siz de göreceksiniz. Dolayısıyla, referandumun sonucu şimdiden belli. Umarım yanılırız.