ALLAH her şeyi hikmetle yaratır. Kullarına farklı yetenekler vermiş, farklı mizaçlarda yaratmıştır. Adeta her insan ayrı bir âlem. Böyle yaratması sosyal dengenin sağlanmasına, farklı meslek gruplarının oluşmasına yol açıyor. Toplumda idare edenler ve idare edilenler var. Merkez insan olup sosyal hayata yön verenler var. Erbakan Hoca, Allah’ın kendisine deha çapında yetenekler verdiği az sayıdaki merkez şahsiyetler arasında.

O, hem iyi bir aile eğitimi almış, hem de itibarlı okullarda öğrenim görmüş. Çalışkanlık ve zekâsı ile diğer arkadaşları arasında hep fark edilmiş. Manevî eğitiminde, başta Mehmet Zahid Kotku Hazretleri olmak üzere üç ehil hocadan faydalanmış. Hem maddî alanda, hem manevî alanda yetişmiş bir insan.

Allahü Tealâ, Erbakan Hocayı pek çok üstün meziyetlerle donatmış. Aldığı eğitim sebebiyle, bilgisini insanlığın faydasına kullanmaya yöneltti. İnsanlığın saadet ve huzuru için çalıştı. Eğitim, akademik çalışmalar derken, kader onu siyasetin içine çekti. Siyaseti ulvî amaçlar için yaptı. Siyasete seviye kazandırdı.

Yöneticilerin Batılı mantıkla hareket ettiği bir dönemde, o inancımıza sarıldı, şerefli mazimizi referans aldı. İslâm’ı Allah yapısı olarak inandı, hangi şart altında olursa olsun, değerlerinden zerre kadar taviz vermedi. Müşriklerin Allah Resulü’ne (S.A.V.) dünyalık teklifleri karşısında, “Bir elime ayı, diğer elime güneşi verseniz bile davamdan vazgeçmem” deyişinin bu yüz yıldaki takipçisi oldu. Erbakan Hoca şöyle diyordu: “Batıl davada zirve olmaktansa, hak davada zerre olurum.” Bu duruş, değerlerimizden taviz verilemeyeceğini bilen ve inançlarımızı referans alan bir liderin kararlılığıydı.

ZORLU BİR MÜCADELE

O’nun siyasî mücadeleye başladığı dönemde yöneticiler değerlerimizi referans almıyor, bir işe karar verirken “Batılılar ne der ” mantığıyla hareket ediyorlardı. Türkiye aydınları zihinsel işgal altındaydı. Erbakan Hoca, halkı yerli ve millî çözümlere davet etti, milletimizin bin sene sahiplendiği Millî Görüş’le kurtuluşa ereceğimizi savundu.

Ne derece zorlu bir mücadeleye giriştiğinin farkındaydı. Bir konferansında şöyle demişti: “Osmanlı bir ceylan… Ceylanın kalbi Sultan Abdülhamit Han… Ve ceylanı kalbinden vurdular… Getirip bir masaya yatırdılar, parça parça doğradılar… Türkiye kısmını düdüklü tencereye koyup 500 santigrat basınç altında 50 yıl kaynattılar, pelteleştirdiler… Şimdi biz bu pelteyi diriltmeye çalışıyoruz.”

Erbakan Hoca hep inancından güç ve cesaret aldı. Allah’a güvenip dayandı. Her şeyin Allah’ın takdiriyle olduğunu çok iyi biliyordu. O Allah, kudret ve kuvvet sahibiydi. Onun için, “İman var, imkân var” diyordu.

Hoca, inancının gereğini yapıyordu. İmtihan sırrını çok iyi biliyordu. Rabbine kilitlenmişti. Teknik hesaplar yapar, ağır sanayi çalışmalarını yürütürken de Allah’ı unutmuyor, Rabbimiz karşısındaki acizliğini itiraf ediyordu. Onun ufku bütün dünyayı ve kâinatı kuşatıyordu. Nice kısır düşünce sahipleri ve dünyaperestler onu anlayamadı. Engellemeye çalıştılar, partilerini kapattılar. Fakat o yılmadı, “Atımızı alanlar yolumuzu da almadı ya!” diyerek daha yüksek bir azimle yoluna devam etti.

Hak dava için çalışanların güç kaynağını şöyle açıklıyordu: “Millî Görüşçüleri ayakta tutan, maruz kaldıkları her türlü haksızlığa rağmen mücadele yolundan alıkoyamayan; hesap gününe olan imanları ve ilahî adalete olan güvenleridir.”

HAKK’A TESLİM OLDU

İnsanın dünyada bir görevi vardı. Bu görevler Allah’a kul olmanın bir gereğiydi. Allah emredecek, kul yerine getirecekti. Kulluğunu bilip Allah’ın takdirine razı olanlar, diğer insanlara karşı güçlü olurlardı. 28 Şubat 1997’de en uzun süren MGK Toplantısı yapıldı. Erbakan Hocaya geri adım attırmaya çalıştılar. O, sonuna kadar direndi. Baskı sonucu alınan kararları imzalamadı. 16 sene sonra MGK kararları açıklanınca, bu gerçek herkes tarafından anlaşıldı: “GKB tarafından, Erbakan’a 10 dakika ‘imzala’ baskısı yapılmasına rağmen, Savunan Adam Erbakan MGK’da baskılara boyun eğmemiş… Şer ittifakına tek başına direnmiş…” (Yeni Akit, 24. 9. 2013).

Allah’ın takdirine karşı boynu kıldan inceydi. İmtihanda olduğunu unutmuyordu. Allah’ın hikmetinden sual olunmazdı. Kul çalışır, sonucu Allah takdir ederdi. Erbakan Hocanın bu teslimiyetini 1978’den vefatına kadar en yakın hizmetinde bulunan, Özel Kalem Müdür Yardımcılığı’nı yapan İbrahim Titiz bir anekdotla şöyle anlatır:

“Erbakan Hoca, RP kapatılma davasında savunmayı hazırlayıp mahkemeye verdikten sonra yardımcı olanlara yemek verdi: ‘Şimdi ne istiyoruz Partimiz kapatılmasın, değil mi Arkadaşlar ‘Evet!’ dedi. ‘Biz bütün sebeplere tevessül etsek ve her türlü gayreti göstersek bile, Allah istediğimiz neticeyi vermeye mecbur değildir. Ancak, sebeplere tevessül ederek yapılacak işlerin genellikle başarıya ulaştırılması da âdetullahın gereğidir. Bizim istediğimiz, hoşumuza giden değil, Rabbimizin istediği olacak’ deyişini unutamıyoruz” (Millî Gazete, 29. 2. 2012).

Allah’ın kudret ve kuvvet sahibi olduğunu bilenler, insanların en güçlüsü oluyor. Şu ifade bunun ispatıdır: “Erbakan Hoca yenilirken yendi.” (Star, Ergun Babahan, 1. 3. 2011)