Kapitalizm bir devrimle devrilmeyi ne göze alabilir ne de
buna fırsat verir.
Söylemini değiştirir, insan gücünden makineye geçer gibi
vahşi kapitalizmden ehlileştirilmiş ve evcilleştirilmiş kapitalizme geçiş
yapar.
Halk yaşadığı hayat tarzını kimi zaman sosyalizm, kimi
zaman İslami hayat tarzı zanneder.
Sanki bir devrim rüyasıdır görülen.
Türkiye nin en büyük holdinginin yönetim kurulu üyesi Ali
Koç iyi bir zamanlamayla fırsatı değerlendirdi ve konuştu: Eşitsizliğin
ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından
eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun
kapitalizmdir. Cumhurbaşkanımızın G 20 çerçevesinde gerçekleştirilen İŞ 20 ve
Emek 20 oturumlarında işverenlere hitabında söylediği: İşverenlere tavsiyem,
daha az kazanın sözlerini de bu zamanlamaya dâhil etmek lazımdır. Dünya bir
şeyin farkına varmıştır: Sosyal adaletsizlik. Ezilen ve sömürülen işçi ve
emekçiler keyfine düşkün zümrelerin keyfini kaçıracak noktaya gelmişlerdir. Ali
Koç gibi sermaye sahipleri bu tehlikeyi fark etmekte gecikmemiş ve hemen yeni
bir ağız geliştirmişlerdir: Ilımlı kapitalizm. Ilımlı İslam olur da ılımlı
kapitalizm olmaz mı Egemen güçler sadece coğrafi sınırları çizmekle
yetinmiyorlar, aynı zamanda zihnimizin kavram haritalarını da belirleyip
sınırlarını çizmek için geceli gündüzlü çalışıyorlar.
Ne Öğretilen Tarih, Ne Yaşatılan Bugün Ne de Öngörülen
Yarın
Fransa nın başkenti Paris te 130 u aşkın kişinin öldüğü
200 ü aşkın kişinin de yaralandığı eş zamanlı saldırılar adi bir terör vakası
değildir.
Başta Ortadoğu olmak üzere bütün İslam dünyasını yeniden
şekillendirmenin yapay gerekçeleri hazırlanmaya çalışılıyor.
Irak böyle işgal edildi, Libya böyle sahipsiz bir ülke
haline getirildi.
Suriye de yapılmak istenen de bunlardan farklı değil.
Sırada başkaları var.
I. Dünya Savaşı nın bahanesi nasıl bir Sırp
milliyetçisinin Saraybosna da Avusturya-Macaristan veliahdı ve eşinin öldürmesi
olmuşsa, ayak sesleri duyulan düşük yoğunluklu 3. Dünya Savaşı nın gerekçesi de
adi terör olayları olacağa benziyor.
El-Kaide, Daeş ve Boko Haram gibi kendilerini İslam a
izafe eden örgütler bu adi terör hadiselerinin önceden hazırlanmış
aktörlerinden bir kaçı.
Ölenin de öldürenin de kullanıldığı bir mizansendir bu.
Dikkatler bu örgütlerin yaptığı kanlı eylemlere çekilerek
halı ayağımızın altından çekiliyor.
Önce senaryo yazılıyor, sonra yazılan senaryo oynanıyor
ve sonra da bu oyunun neticesi olarak gerekçe hazırlanıyor.
Bugünkü kadar algı ve imajın bir savaş unsuru olarak
kullanıldığı bir zamana şahit olmamıştı dünya.
Dünyanın dört bir yanında adlarını döktükleri kan ve
estirdikleri terörle duyuran örgütler İslam-şiddet imajını yaymak için
istenilenden çok daha fazlasını yapıyorlar.
Ne yalan söyleyeyim, bana öğretilen tarihe de, yaşatılan
bugüne de, öngörülen yarına da inanasım gelmiyor.
Tüyaptan mı geliyon da kız sen kamuslu musun
Tüyap Kitap Fuarı nın bitiminden bir gün önce Cumartesi
günü oradaydık. Üst geçitten fuar yönüne karşıya geçebilmek için yarım saat
uğraştık. Kitaba yürüme değil kitaba hücum olabilirdi bu kalabalık. Sevinsek
miydi acaba Yanımdaki arkadaş, ne olursa olsun dedi insanların bu kadar
uzak bir mekâna kalabalığı yara yara ulaşmak istemeleri bile memleket için
hayırlı bir gidiş diyerek tartışmayı bitirdi. Ümidimi korumakla birlikte ben o
kadar iyimser değildim. Bir kere fuar hem uzak, hem gürültülü ve hem de insanı
yoracak denli kalabalıktı. Kalabalığa bakarak avuçlarını ovuşturup oh ne
güzel diyenler olabilir. Ama bu üç şey bir araya gelince insanın zihnindeki
kitap paramparça oluyor. Fuar kalabalığı her zaman seyirlik bir kalabalıktır;
çünkü bir şeyin farklı çeşitlerini görme merakınızı burada doyurursunuz.
Ayakkabı çekeceği fuarı da olsa bu böyledir. Başka türlü olsaydı şayet
Türkiye de kitap okuma oranı yüzde 0,01 oranında kalmazdı.