Davranış olarak dışa yansıyan niyet, yani irade ya da kast ın yüzde yüz örtüştüğü, hiç bir farka meydan vermeksizin aynı olduğu hususunda kesin bir şey söylenemez. Öyle olabilseydi kurulan bir cümlede ifade edilen anlamın düşünülenin mutlak benzeri olduğundan emin olunurdu. Bundan dolayı düşüncesini dil ile ifade edenin verdiği anlam, diğer insanlar tarafından, tüm zamanlar içinde de aynıyla kavranırdı. Böyle bir durumdan söz etmek, takdir edileceği üzere, mümkün değildir. İnsanlık tarihi, bir çok yönden bunun tezahürlerini sergileyen olaylar, durumlar ve zamanlara sahiptir.

Ruhbilime (psikoloji) ilişkin basit bir gözlem bunu anlaşılır kılacak bir tesbitte bulunur. İnsan niyet ya da düşündüğünün aksi davranışta bulunur. Bunu genelleştirmek mümkün müdür İnsan, denilen muammadan sözediyorsak, elbette her genelleme, kaçınılmaz olarak yanlışlıkları içinde taşır. Fakat tesbitin bir olgu-gerçekliği niteliğinde bulunduğu da reddedilmemelidir.

Siyasette, özellikle iktidar eldeciliğinde (zilyetliğinde) niyet ya da düşünce ile davranış farklılığı, hatta karşıtlığı çoğunlukla gözlemlenen bir durumdur. Üstelik iktidar, mahiyeti gereği, irade, akıl yanında duyguyla doğrudan ilişkilidir. Hatta iktidar olgusu öncelikle duygu alanından kaynaklanır. İrade veya akıl, devreye sokulabildiği ölçüde bahse konu olabilme gücü kazanabilir, etkinliği, belirleyiciliği ve denetleyiciliği bundan sonra imkan dahiline girebilir. Diyebiliriz ki, iktidarın tuhaflaşması, dışındaki olay, olgu ve durumlardan önce, kendi iç yapısından kaynaklanır. Niyet ile davranış gayrılığı, farklılığı, iktidarın sıkça yakalandığı temel meselelerden biridir. Niyet ya da düşüncesini ifade yetersiz kalmış, eksik ya da yanlış olarak açıklamış bulunabilir. Yani bir siyasi parti iktidara gelirken açıkladığı programı, iktidarında uygulamaya başladığında bir takım imkansızlıklarla, güçlüklerle veya engellemelerle karşılaşabilir. Özetle niyetini davranışında tam olarak gösteremeyebilir. Bu durum, anlaşılabilir birşeydir. Niyeti ve onu yansıtan davranışı, yani iktidara gelmiş partinin programı ve uygulamaları benimsenmeyebilir, iyi olmadığı belirtilebilir, programın sistematiğiyle uygulamanın zamanlaması uygunluk göstermeyebilir vb. Böyle bir durum iktidar tuhaflaşmasına yol açmaz.

Buna karşılık niyet veya düşünce, bilerek, kasten, bir strateji gereği açık-seçik ifade edilmemiş, ama ifade edilmiş gibi bir tavıra dayandırılmış ve davranış, uygulama bütünüyle  saklı tutulan niyetin doğrultusunda gerçekleştirilmeye başlanmışsa, çarpıcı bir tuhaflaşma örneği ortaya çıkar, Mesela, seçime giderken parti programında "IMF programı"nı gözden geçirmeyi, gerekirse kaldırmayı veya AB ile ilişkilerde farklı bir politika izleneceğini ya da üniversitelerde "kılık-kıyafet" sorununu çözeceğini ya da "etnik-milliyetçiliğe" izin vermeyeceğini belirlemiş bir parti iktidara gelmiş olsun. Yapması beklenen ya bu programına bağlı kalarak uygulamaya yönelmesidir ya da uygulamasını gözden geçirerek yeniden düzenlemesidir. Hatalar, eksiklikler, yerine getirme güçlükleri, nihayet niyet ile davranış bütünlüğü bakımından eleştiri konusu yapılır ve ona göre değerlendirilir. Makul sınırlar içinde kalındığı düşünülebilir.

Fakat açıklanan parti programı, iktidar uygulaması ortaya çıktıkça sureta bir görünüm niteliği kazanıyorsa, o takdirde açıklanmamış gizli bir programın zaman içinde, olayların akışına göre oluşturulması tasarlanmış demektir. Mesela açıklanan IMF programında yer almayan ve fakat karineyle yer verildiği yapılan uygulamaya bakılarak ancak tesbit edilebiliyorsa, ister istemez gizli bir anlaşmanın bulunduğu tahmini yapılacaktır. Veya üniversitede kılık-kıyafet yasağını kaldırma teşebbüsünde bulunurken, en olmadık zamanda, en olmadık uygulamaya yönelip arkasından bir gerilim politikasını ateşler ve meseleyi taraftar safı oluşturma vesilesine dönüştüren, elbette niyet ve davranış uygunluğu zeminini yok etmiş olursun.

Özetle iktidarların tuhaflaşması, deyim yerindeyse, ya bastırılmış niyetlerle, istek ve beklentilerle, ya gizlenmiş güç istekleriyle ve tutkularıyla veya olgunluğa ulaşamamış kişilik ve benliklerle yakından ilişkilidir. Her halûkârda, kendini inkâr ve yoketmekle kalmazlar, daha beterini yönetmek üzere geldikleri toplum ve devletleri belalara düçar ederler. Avusturyalı Hitlerin Almanya ve Almanlara yapıp ettikleri çarpıcı tarihi bir örnektir. Bush ve şürekâsı yönetiminin Amerika ve Amerikalılara verdiği zararın acısı henüz duyulmasa bile gören gözlerce ayan beyandır.