İnsan, değerleriyle anlamlıdır. Değerlerin yitimiyle
hayatın anlamı kaçar.
Dünya tamahı ve hırsı sınır tanımaz. Bu döngüye kapılanlar dönüp artlarına bile
bakmazlar. Gelecek duygusu da onlar için önemli değildir. Önemli olan anın
sınırsız ve doyumsuz yaşanmasıdır. Doyumsuzluk asla sınır tanımaz.
Vicdan insanın kendi kendisiyle olan hesaplaşmasıdır.
Vicdan sahibi ve sorumluluk duygusu olan bir insan günün
muhasebesini başını yastığa koyduğu andan itibaren yapar. Bu, iyi ve güzellerin
bir dökümü olabileceği gibi kötü, çirkin ve yanlışlarının da bir dökümü olur.
İnsan kendisini o anda bir tartıya koyar. Geçmiş zamanını gözlerinin önüne
getirir. Geleceğe olan bir yürüyüş ritmini de oluşturur.
İnsanın yanlışları günahlarıdır. Günahlar ise kara bir
yüzdür. Günah işlendikçe zaman içinde adeta kaşarlanır, ruhu nasır bağlar. Onu
gidermek de zaman içinde güçleşir. Geleneğimizde bir deyim olarak yer alan: Ar
damarı çatlamaya görsün . O, ruh güzelliğini yitirir, ruhu adeta kan kaybetmeyi
sürdürür.
İnsanın doğruları da iyilik ve güzelliklerinin toplamıdır
yani sevabıdır. Her iyilik ve güzellik insanın güzelleştirir.
Ahlâk vicdan ilişkisi sorumluluk alanında en belirleyici
olanıdır. Müslüman ahlâkı güzelliklere ve iyiliklere kapıları açık tutar.
İnsanı olumsuzluğa götüren her davranışı ise sınırlar. Bir Müslüman bir günün
muhasebesini, tartısını ve değerlendirmesini yaparken İslâm ın belirlediği
sınırlar içinde kalır. Bu ise onu vicdanen rahatlatır. Zaten bir insan kul
hakkı diye bilinen bir alanı ihlal edince vicdan o zaman devreye girer. O, bir
anlık denetim hâlidir. İnsanı kendine getirir. Şeytanın yön vermesine kapılmaz.
Sekülerleşilen bir dünyada Müslümanlar kendilerini
yeterince hesaba çekmediklerinden sınırları aştıklarının farkına bile
varamıyorlar. Çünkü vicdan dünyevi olana yönelir, kapılır.
İktidar ise güç demektir. Bütün imkânları elinde tutar ve
bulundurur, hırsla korumaya bakar. Başkalarının kendi alanına girmesine izin
vermez, vermek istemez. Paylaşımcı değildir. En yakınları bu imkânlardan
yararlanırlar. Sorumluluğu altında bulunanların haklarını gözetmez. İktidarın
en tepesindeki sınırları belirler. İktidar derken bunu salt bir ülke yöneticisi
olarak almıyoruz. Bir aileyi, derneği, kulübü ve ülkeyi yöneten güç sahibi,
yani iktidardır. Sınır tanımazlık sorumluluk duygusunu da ortadan kaldırır.
Âdil olmayanlar vicdan sahibi olamazlar. Âdil olanlar ise hak gözetirler.
Müslüman aydınların sorumluluğu çok daha büyüktür. Onlar
vicdanlarını tartıya alırlarken çıkarlarını bir kenara bırakırlar, bırakmak
zorundadırlar. Oysa yaşananlara bakıldığında, iktidarın kendilerine sağladığı
alandan vazgeçmeme duygusu ağır basar. Bir şeyin, durumun sağlıklı bir düzlemde
değerlendirilip değerlendirilmediğine bakmadan güçten yana tavır koyar. Bu da
toplum genelini etkiler ve yön verir.
Çıkar vicdan ilişkisi bir insan için en önemli bir
tartıdır. İnsan çıkarını feda eder, hakikat üzere olursa bu onun zaman içinde
ne denli haklı olduğunu gösterir. Vicdan sahibi sorumlu kimse dünya çıkarına
eğilim göstermez. O bildiği yoldan sapmadan yolculuğunu sürdürür.
Çıkar insanın başını döndürür. Bu, geleceğini görmeyi
engeller.
Geleceği düşünen asla çıkara yönelmez. Vicdanen huzur
içinde yaşar. Söyleyeceklerini rahat ve çekinmeden söyler. Günün rüzgârına asla
kapılmaz. Doğruyu ve yanlışı baskı altında kalmadan görür. Bunları gösterir ve
bildiği yoldaki yürüyüşünü sürdürür.
Bir Müslümanın en önemli özelliği güvenilir, emin olan,
İslâm ahlâkının belirlediği ve gösterdiği yolda güven içinde olur. Gelecekten
kaygı duymaz. Geçmişe ilişkin endişeleri de olmaz.
Vicdan bir denetimmerkezidir, soyuttur ama çok güçlüdür