Batı medyasında bazı gazetelerin ve yazarlarının dile getirdiği değerlendirmeleri mutlak doğrular yaklaşımıyla kabul ediyorsanız, sonucunu da olduğu gibi benimsemek durumundasınız.
Batı medyası "İki Türkiye" söyleminde bulunurken, o, Türkiye gerçeğinin kendi algı dünyasında nasıl bir görüntü ortaya koyduğunu belirtmektedir. Bilinen, bilinmesi gereken bir husustur ki, Batılı zihin kendisiyle kendisinden olmayanı algılamada daima farklı tepki içinde olagelmiştir.
Kendine bakarken olanca gerçekçiliğiyle davranırken, kendinde olmayana bakışında hep çifte değer ölçüsünü gözetmiştir. Bir yandan mutlak değer yargılarına sadece kendisinin sahip olduğunu baştan önkabul olarak görmüş, diğer yandan değerlendirmeye çalıştığı gerçekliği kendi çıkar nesnesi olarak ele almıştır. Böyle davranırken Batılı zihin, kendine dönük yönüyle tam bir nesnelliği (objektifliği), değerlendirdiği gerçeklik yönündeyse öznelliğe (sübjektifliğe) dayalı anlamına gelecek bir tutumu ortaya koymuştur. Aslında kendi zihin çalışma biçimi bakımından herhangi bir ikilemde olduğu kuşkusunu taşımamış, buna yolaçabilecek ihtimali bile öngörmemiştir.
Denebilir ki, Batılı zihin, dolayısıyla Batı medyasında ortaya çıkan değerlendirmeler, kavramalar ve algılamalar, öncelikle Batı nın kendi gerçekliğidir.
Sakil, tuhaf ya da anlaşılmaz olan, bizim, medyamızın Batı nın bu türden zihin gerçekliğini, kendi zihin gerçekliğimiz olarak gözü kapalı, tam ve mutlak bir teslimiyet ve hoşnutluk içinde kabullenmemizdir. Ama bir yandan böyle hareket ediyor, diğer yandan duygusal bir takım yakınmalar ortaya koymaktan geri durmuyoruz. Bu durumda sorun nerede
Nedense sorunu, kendi sorunumuz olmasına rağmen, öyle görmeyerek bir başkasının değer ve algı dünyasında aldığı biçimiyle kabulleniyoruz ve onun üzerinde algılamada bulunuyoruz.Bir an durup kendi algı dünyamıza, algılama biçimimize ve bu temelde yaptığımız değerlendirmeler ile yargılarımıza eleştirel bir tutumla eğilmiyoruz.
Sözgelimi, peşpeşe gerçekleştirilen mitingler dolayısıyla Batı, Amerikan medyasında nitelendirilen "İki Türkiye" değerlendirmesini adeta kendi mutlak gerçeğimiz gibi kabulleniverdik. Arkasından hemen saf tuttuk ya da tutmak üzere tavır aldık. Gerçekte saf tutmaya ve tavır almaya yönelten bir sorun varsa ve bunu özgür irademizle gerçekleştirmek durumundaysak, elbette anlamlı bir davranış içindeyiz demektir.Böyle bir durumun olduğu, en azından kuşkulu gözüküyor.
Oysa, kendi varlığımıza güven duygusu içinde kendi gerçekliğimizi açık yüreklilikle karşılama iradesiyle şöyle dememiz daha makul olmaz mıydı Evet Batı medyası "İki Türkiye" algısı içinde, bu onun algılama sorunuyla ilgilidir. Türkiye olarak şu, şu türden sorunlarla karşı karşıyayız ve bunları nasıl algılıyoruz, nasıl algılamamız bizi en doğru olana götürür vb. biçimde davranabilinir(di).
Sözgelimi, uygulanan ekonomi politikaları, ülke gerçeklerine tam uygunluk içinde midir Eğer öyleyse, zenginin daha zengin, fakirin daha fakir hale gelmeye başlamasının nedeni nedir
Her iktidar, demokrasi paravanı gerisinde bir imtiyazlı oligarşik kaleler inşa edebilir mi Ederse ne olur, nasıl bir tavır almak gerekir Benzer konuların kendi sorunlarımız ve bu sorunları algılama biçimlerimiz halinde benimsemek durumunda değil miyiz